NİETZSCHE, “ÜSTÜN İNSAN” VE VASATIN AHLAKI

NİETZSCHE, “ÜSTÜN İNSAN” VE VASATIN AHLAKI

Vasatların dünyasına hâkim olan “güç istenci” ilkesi, Nietzsche’nin soylu ve seçkinin (aristokratın) cinsini sürdürmek için takip etmesi önerilen güç istenci ilkesi değildir. Nietzsche’nin seçkin veya üstün insanı, “İyi ve Kötünün Ötesinde” adlı eserinde belirttiğine göre, “Yüreksizi, korkağı, basit şeyleri önemseyeni, dar çıkarını düşüneni hakir görür”. Fakat vasat, güçlünün karşısında kendisini gerekirse küçültmekten, kendine göre güçlünün olanın ayaklarına kapanarak “yalvarıp yağcılık yapmaktan” çekinmez. Vasat, basit bir şekilde piyasalardan bildiğimiz ve tanıdığımız “piyasa insanıdır”. Çıkarcı ve yararcıdır. Kendisine temel edindiği ahlak, yarar ahlakıdır. Karl Marx, Das Kapital’de, piyasa insanın, ahlakını “yaranma” kuralına dayandırdığına işaret eder. Öyleyse vasatın ahlakı, yaranma ahlakıdır.

Yaranma ahlakının kökeni, Adam Smith’in Ulusların Zenginliği’nde belirttiğine göre, modern toplumda herkesin yaşamını idame etmek için hep bir şeyler satmak zorunda olmasıdır. Fakat yaşamını idame etmek için hep bir şeyler satmak zorunda olmak, aynı zamanda tüm ahlaki değerlerinden sıyrılıp “kurtulmayı” şart koşmamaktadır. Fakat vasat olanın ahlaki tözü tamamıyla çürümüştür, her bakımından kişiliksiz, içi boş ve koftur.
Nietzsche, üstün insanın ahlaki değerinin yararlılık ilkesine dayanmadığını ileri sürüyor. Ona göre, “Yararlılık ahlakı özü itibarıyla köle ahlakıdır.” Buna karşın seçkinin veya ayrıcalıklının ahlakı, eskilere saygı, gelenek ve kendi seçkinler soyunu sürdürmek gibi ilkelere dayanmaktadır. Fakat Nietzsche üstün insanın ahlaki değerleri yarar ilkesine dayanmıyor derken, bunun seçkinlerin kendi iç ilişkileri için geçerli olduğundan hareket etmektedir. Dostlukta, minnettarlık da, incelik de aristokratların kendi iç ilişkilerinde geçerli olan ahlaki kurallardır. Fakat Nietzsche, Nazizmin hukuk felsefecisi olan Carl Schmitt gibi bir dost-düşman şemasını temel almaktadır. Nietzsche’ye göre soyluların soyunun sürmesi için toplumun diğer kesiminin “sömürülmesi” zorunludur. Bu ise tüm toplumun yararlılık ilkesine dayalı olarak inşa etme talebine denk gelmektedir –ki bu da aslında bir vasatlık ahlakı talep etmekten başka bir şey değildir.

Şöyle diyor Nietzsche:
“Karşılıklı yaralamadan, şiddet uygulamadan, sömürmeden geri durmak, kendi iradeni bir başkasının iradesine eş kılmak; bu, eğer koşullar verili ise (yani onların güç kütlesi ve değer ölçüleri benzer ise ve onların karşılıklı bağıntısı bir beden içinde bulunuyorsa), belli kaba bir anlamda bireyler arasında iyi ahlaka dönüşebilir. Fakat bu, genişletilmek ve belki de toplumun temel ilkesi olarak alınmak istenirse, kendisini ne ise olarak gösterecektir: Yaşamı reddetme istenci, çözülme ve çürüme ilkesi olarak.”
Nietzsche’nin belli koşulların verili olması durumunda, “bir beden içinde” bulunma durumunda, yani soyluların kendi iç örgütlenmesini tamamlamış olmaları durumunda iç ilişkilerinde mümkün gördüğü iyi ahlaklılık, bütün bir topluma uyarlanamaz. Dolayısıyla bütün topluma temel oluşturacak olan ahlak ancak “güçlü olanların ahlakı” veya “hükmedenlerin ahlakı” olabilir. Güçlünün veya hükmedenin ahlakını Nietzsche “güç istenci” kavramı altında tanımlıyor –ki güç istenci onun açısından aynı zamanda “yaşama istenci” anlamına gelmektedir.

Peki, yaşamak ne demektir?
“Burada”, diyor Nietzsche, insan “esaslı bir şekilde temelden düşünmek ve kendisini tüm hissi zayıflıklara karşı korumak zorundadır.” Her şeyden önce toplumun “sömürücü karakterini” kaybedeceğine dair gevezeliğin etkisinden kurtulmak gerekmektedir. Zira Nietzsche’ye göre bir toplumun artık sömürüye (insanın insan tarafından sömürülmemesine) dayanmaması demek, toplumun “tüm organik işlevlerinden vazgeçmesi” demek olacaktır. “Yaşamanın kendisi özü itibarıyla elde etmek, yaralamak, yabancının ve zayıfın yenilip bastırılması, baskı, sertlik, kendi formlarını dayatma, ilhak etmek ve en azından (baskının –DG) en yumuşak haliyle sömürü”. Bu durumda “üstün insan”, “duygudaşlık” (Mitleid) için yaratılmadığından dolayı, yani diğerlerinin acılarına karşı duygusuz ve kaygısız olma becerisi geliştirebilmiş olması nedeniyle “gurur” duymaktadır, çünkü seçkin insan “alt sınıfın varlıklarına, tüm yabancılara (kendi sınıfına ait olmayanlara -DG) karşı gönlünün keyfine” göre davranma hakkına sahiptir.

Görüldüğü gibi Nietzsche bir aynı toplum için önerdiği birkaç farklı ahlak kuramıyla çalışmaktadır ve onun seçkinler sınıfının dışında kalanlarla ilişkisinde temel almak üzere önermiş olduğu sömürü ilkesi aslında bir yararlılık ilkesine ve böylece de vasatın ahlakına denk gelmektedir. Derinlemesine düşünüldüğünde Nietzsche’nin seçkinler sınıfının alt sınıfın üyelerine karşı ilişkilerinde önerdiği “güç istenci” ilkesi aslında tarihsel olarak görüldüğü gibi kendi iç ilişkileri için de geçerlidir. Bu durumda seçkinlerin, sıradan vasatlardan farklı olarak eğitimlerinde “seçkin”, ama davranışlarında vasat olduklarından hareket edebilir, çünkü davranışlarına yön veren ilke nihayetinde yarar ve çıkar ilkesidir.
Doğan GÖÇMEN

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ