YOKLUKTAN VARLIĞA UZANMAK

YOKLUKTAN VARLIĞA UZANMAK

YOKLUKTAN VARLIĞA UZANMAK

 

Köy Enstitülerinin kuruluşu, İkinci Dünya Savaşının yarattığı yokluk dönemlerine denk gelir. O yıllarda yokluktan var olmak nasıl olurmuş, örneklik edilerek dünya uluslarına gösterildi. Kendi üretimini yapan, kendi kendine yeten bir sistem oluşturulup geliştirildi. Elbet de kolay olmadı.

Kurtuluş savaşından hemen sonra, Anadolu’nun “makus talihi”yle, hastalıklarıyla da baş edilmesi gerekiyordu.O günlerde Atatürk ve arkadaşları inandılar, bu inançla çalışmalarını sürdürdüler. Köy Enstitüleri’nin kurucuları da öyle yaptı. Atatürk ve arkadaşlarının yaptığı gibi; ulusa inanmak, ulusa güvenmek ilkesiyle çıktılar yola…

Bu çıkış Ulusal Kurtuluş Savaşı gibi, hatta ondan daha önemli sayıldı ve eğitim savaşı için kollar sıvandı, karşı duruldu karanlıklara. Toprağa su verildi, tohumlar atıldı, aydınlıklar yüklendi genç kafalara… Her şeyden önce cumhuriyet devrimlerine koşut ilerlemelere girişildi. Kısa sürede inanılmaz yollar alındı, inanılmaz engeller aşıldı, inanılmaz başarılar gerçekleştirildi. On yıl gibi kısa bir sürede kimilerini ve kimi ülkeleri korkutacak düzeye eriştiler.

Neydi, kimdi bunlar? Bu güç nereden kaynaklanıyordu?

O günlerde ne demişti Atatürk?

“Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir.”

İşte işin özünde saklı giz buydu, başarı bundan kaynaklanıyordu. Ulusumuza olanaklar verildiğinde, ona yol gösterildiğinde neler başaracağının en güzel kanıtıydı bu. Yeter ki bu Ulus’un gücü, yararlı ve olumlu işler için yönlendirilsin ve gücünü kullanmasına olanak verilsin.

O zamanlar öyle yapıldı.

Başarıldı.

İvriz Köy Enstitüsü öğrencisi olan Ali Uçan okulda aldıkları eğitimi ve Köy Enstitülerinde görülen eğitim anlayışını kısaca şöyle özetler: “Köy Enstitülerinde tüm öğrenciler değerlidir, her öğrenci bir değerdir. Her öğrenci öncelikle hem kendine yararlı, hem köye yararlı insan olarak eğitilir, yetiştirilir. Bunun için Köy Enstitüleri öğretim programında öğrencinin kendine ve köye yararlı olacağı iş eğitimi  odaklı tüm dersler ve etkinlikler kapsanır.Böylece her öğrenci enstitüde çok yönlü ve işevuruk bir eğitim alarak kendine ve köye en uygun bir iş dalında yetişip kesinlikle en az bir kesere sap olur.” (UÇAN, 2011, s.85) Onlar bir işin ucundan tutacak düzeye gelirler. Bakmayın siz onların alçak gönüllü oluşlarına. Onlar köyün ve köylünün her yönden önderidirler. Öğretmendirler bilgi aktarırlar. Sağlık bilgisi vardır halkın sağlığına öncelikle ilk el atmayı bilirler. Yapıcıdır, ziraatçıdır. Bağ yetiştirir, sebze üretir, meyve ağaçlarından anlar, onlara aşılar yapar. Köye uygun üretim yöntemleri geliştirir, yapı ve onarım işlerinde hem yapar, hem de yol gösterir.

 Kısaca onlar köyün her şeyidir.

Hasanoğlan mezunu İdris Arslan, “Okulda kendilerine bilgiler yanında, topluma yararlı olacak zanaatları da öğrettiklerini, eğer öğretmen olmasaydı, fırıncı olarak çalışacağını, ekmeğini bu yolla kazanacağını hep söylerdi.”

 424338_109-291099047_1518722774_n copyOkul elemanlarından boyacı ustası İbrahim Uzoğlu da: “Biz iyi okuyamıyorduk, bizi okuldan atmadılar. Bu zanaatı öğreterek yaşamımızı, boyacı ustası olarak kazanmamızı sağladılar.” Çünkü Köy Enstitüleri insan harcayan kurumlar değildi. İnsana odaklı kurumlardı.

 

Mehmet ERBİL

www.mehmet-erbil.tr.gg

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ