YERLİ ÜRETİME AĞIRLIK VERİLMELİ

YERLİ ÜRETİME AĞIRLIK VERİLMELİ

 

Adıyamanlı her daim didinip durmuştur tütün tarlalarında, hatta hatta pamuk tarlalarında. Çünkü didineceği başka ürün kalmadı. Didineceği tüm ürünleri aldılar elinden, yok ettiler. Ekmeyeceksin, dikmeyeceksin dediler.

Önce haşhaş ekimini yasakladılar. Bizim çocukluğumuzda bahçelerimizde boy salardı haşhaş. Biz çocuklar onların arasında büyüdük. Küçük kardeşlerimiz haşhaş kozalakları ile oynayarak büyüdüler. Bebeklere haşhaş kozalakları çıngırak olarak verildi. Elinde salladıkça, “hış hış” eden sesi bebeği oyalardı. Bebek bu sesi duydukça da elini heyecanla sallamaya devam ederdi. Oyuncak çıngıraklar bundan esinlenilerek yapılmıştır diye düşünüyorum.

Arkasından pamuk yok oldu tarlalarımızdan. Hem susuzluktan, hem kota baskısından çileye dönüştü pamuk ekimi… Yanı başımızda akan Göksu ırmağına boynumuzu bükerek baktık, durduk. O su bir türlü Adıyaman topraklarını sulamak için getirilemedi. Oysa pamuk, bembeyaz küçük topaklar halinde açar, bu bembeyaz topakları toplar, bembeyaz bulutlar gibi, belimize bağladığımız eteklere doldururduk. Eteklerden de çuvallara doldurulur, Çukobirlik alım merkezlerine, eşeklere yüklenerek ulaştırılırdı. Aldığı bedelle, üreten ailenin az da olsa yüzü gülerdi. Pamuğun geriye kalan, sap dediğimiz gövdesi sökülerek evlerde yakacak olarak kullanılırdı. Tütün sapları da aynı şekilde yakacak olarak kullanılırdı. O ince saplar ekmek sacının altında yakılarak, yufkalar, taplamalar, katmerler pişirilirdi. Haşhaşın ekildiği dönemlerde taplamalar, iki yanlı haşhaşa belenerek de pişirilirdi. Tadı başka olurdu. Tadı başkaydı o günlerin. Biz eker, biz biçerdik, yerdik ağız tadıyla. Çünkü ne ürettiğimizi, ne yediğimizi bilirdik.

Çok getirisi olmayan işlerdi bunlar. Boş durmaz, üretirdik ailece. Çoluk, çocuk herkes üretirdi. Ele güne muhtaç olmazdık. Başkalarına el açmazdık. Başkalarından ekmek ummazdık. Çünkü bilirdik ki, “… kimse kullanamayacağı eşeğe torba takmaz.” Bu nedenle kimsenin boynumuza torba takmasını beklemeden kendimiz üretir, kendimiz yerdik ki, hep başımız dik olurdu. Kimseden bir şey almadığımız için, başımızı onların önünde eğmek zorunda kalmazdık. Onurluyduk. Yarı aç, yarı tok olsak da kendi ürettiğimizle yetinirdik. Böyle öğrenmiştik, böyle yetişmiştik biz.

Sonraları ne oldu dersiniz? Ekmeyen üreticiye, tarlasını, bahçesini boş bırakana para verilmeye başlandı. İnsanlarımız çalışmadan, yorulmadan aldığı paraya çok sevindi. Kulakları ağzına vardı. Bundan böyle terlemeden cebine para giriyordu. Keyfi yerindeydi. Oysa çocukları ve torunları, kendisinin yaptığı üretimi, ekim, dikimi bilemeyecek, domatesin kavakta yetişeceğini sanan bir kuşak yetişecekti. Ne var ki, ağzı kulaklarındaydı ya, yetiyordu ona. Kul olacağı, köle olacağı, el açacağı, onlar vermese bir şey bulamayacağını bile düşünemiyordu bu para alanlar. Hele buna ön-ayak olanların hiç mi ekonomi bilgisi toktu ki, bu köle olma, kul olma projelerini halkın önüne koyuyorlar.

Sonuç ortada; saman dışardan, et dışardan, nohut dışardan, buğday dışardan… Say sayabildiğin kadar. Dışardan gelmese aç kalacağız. Olacak buydu. Halkı ele muhtaç duruma getirmek, ellere avuç açar koymaktı halkı. Ve de bunu başardılar.

Oysa bu Ulus kurtuluş savaşını yapmıştı. Başarmıştı. Elinde avucunda bir şey yoktu o günlerde. Yok demediler. Buldu, buruşturdular. Bu Ulus kendine yaraşır bir şekilde alnının akıyla çıktı o çetin, zorlu savaşlardan. Daha ne mi yaptı? Fabrikalar yaptı tüm yokluklara aldırmadan. Uçaklar yaptı… Tren yolları yaptı. Okullar açtı. Halk mekteplerinde halkını aydınlattı, okur-yazar olmalarını sağladı. Tarlalarda binlerce harmanlar oluştu. Kendi ekmeğini, hem de alın teriyle çıkardı topraktan. Yüzlerde yorgunluk oluştu da, bana mısın demediler, o inançla sürdürdüler ekip biçmeyi. Kazançlarını kendi halkıyla bölüştüler,

İmeceyle verdiler omuz omuza…

Ülke kalkındı, Osmanlıdan kalan borçlar ödendi, kendi gücüyle, alın teriyle ekonomiye yön verdiler. Elin lafına bakmadan, kendi uslarıyla yol aldılar. İyi ki öyle yaptılar. Doğru yolu, yöntemi bu nedenle çabuk buldular.

Düze çıktılar.

Sonra neler mi oldu? Siz yapmayın, siz üretmeyin, biz size daha ucuz vereceğiz dediler. Dediklerini de yaptılar. Getirdiler bizi bu günlere.

Getirdiler de, onlara el-avuç açar olduk.

Derim ki, halkımız tez elden uyana…

Mehmet Erbil

www.mehmet-erbil.tr.gg

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ