YENİ BİR ZİHNİYET VE MEDENİYET TASARIMINA İHTİYACIMIZ VAR

YENİ BİR ZİHNİYET VE MEDENİYET TASARIMINA İHTİYACIMIZ VAR

* Tüm İslam Dünyası Afganistan’a, Suriye’ye, Irak’a, Yemen’e dönüş(türül)meden bir ölüm-kalım meselesi haline gelmiştir bu.

* Hangi kaynaktan hangi yöntemle elde ettiğimiz bilgiler hangi alanlarda nereye kadar geçerlidir sorularına ortak bir yanıt bulamadık.

* Bu yüzden epistemolojik parçalanma halindeyiz son birkaç yüzyıldır.

* Ama bilgi dediğin, insan ile hayat arasındaki bağdır. Bu yüzden hayat ile sahici bağlar kuramıyoruz, medeniyet inşa edemiyoruz.

* XII. yüzyılda İslam dünyası tam böyle bir kaos içerisinde idi. Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah’ın kudretli ve vizyoner veziri Nizamülmülk çözümü çok yakın dostu İmam Gazali’den (ö. 1111) istemişti.

* İmam Gazali’nin iki yıllık uzleti sadece bir içsel arayış değildi. İslam dünyasında yeni bir medeniyet için bir zihniyet inşası idi.

* İmam Gazali, Kelamî, Fıkhî ve Tasavvufî yaklaşımların bir sentezini yapmıştı. O zamanlar felsefe çatısı altındaki Matematik, Mantık, Fen ve Sosyal Bilimlere de meşruiyet sağlamıştı; çoğunlukla tersi söylense de bu böyledir. (Ayrıntı şu yazımızda: İmam Gazali Felsefe ve Bilime Karşı mıydı? https://goo.gl/XT4gf8)

* Böylece İmam Gazali hem kitabî âyetleri hem de kozmik âyetleri referans alan bir zihniyet inşa etmiş, bir medeniyet tasarlamıştı. Bu sayede İslam aleminin en büyük sentezci düşünürü olarak karşımıza çıkmıştır İmam Gazali, bir orkestra şefidir büyük bilge.

* Osmanlı bu zihniyet ve medeniyet tasarısı üzerine kurulmuştu. Ama sonrasında Osmanlı kozmik ayetlerden uzaklaşmaya başladı ve bugünkü kaosa ve krize kadar böyle geldik. (Ayrıntı şu yazımızda: Osmanlı Nerede Hat Yaptı, https://goo.gl/6uwP9c

* Bugünün İslam dünyası zamanın İmam Gazali’sini arıyor. Bu artık bir ölüm-kalım meselesi haline gelmiştir İslam dünyası için.

* İmam Gazali, İslam dünyasının birlik arzusunun ve umudunun bir yansıması idi. Birlik arzumuz ve umudumuz içimizden bir İmam Gazali çıkaracaktır.

Yukarıdaki açıklama Ali Rıza Bayzan’a ait. Bu açıklama üzerine yaşanan tartışma ise aşağıdaki gibidir.

Mesut Erdemir: Ali Rıza Bayzan ‘dan tartışılabilir bir yaklaşım.  Eğer Gazali’nin felsefesi dediğin gibiyse Farabi ve Sina ile meselesi ne idi? Rüşd neden Gazali felsefesine reddiye yazdı? Ve bugünün müslümanları neden Gazali’yi senin dediğin şekilde anlamıyorlar?

Ali Rıza Bayzan: dostum İmam Gazali’yi kendi kitaplarından okumak gerek,
Gazali’nin felsefeyi 5-6 kategoriye ayırır; bunlar hakkındaki genel kanaati şudur:
* Riyaziyatı (Matematik ve geometri gibi), tümüyle doğru bulur.
* Tabiiyatın (Fizik ve kimya gibi) bir kısmını doğru bir kısmını yanlış bulur.
* Mantıkıyyat’ın (Mantık bilimi gibi) çoğunu doğru azını yanlış bulur.
* Siyasiyyat ve ahlakıyyatın (Siyasal bilimler, ahlak ve davranış bilimleri gibi) çoğunu doğru azını yanlış bulur. (Doğru olan çoğunun nübüvvet geleneğine dayandığını söyler, Gazali)
* İlahiyat (Metafizik) hakkındaki görüşlerinin sadece 3 tanesinde çizginin ötesine geçtiklerini belirtir.
(Ayrıntı şu yazımızda https://goo.gl/XT4gf8)

Mesut Erdemir: Sevgili arkadaşım Gazali gibi entelektüel düzeyde oldukça fazla sayıda felsefi eser vermiş;  hayatını  bilginin peşinden koşmakla ve onun faziletini anlatmakla  geçirmiş  bir düşünürün bilgi ve bilim karşıtı  bir söylem içerisine girmesinin toplumsal ve bireysel manada temelinde yer alan motivasyonu merak ediyorum. Ve niçin diye sormaktan kendimi alamıyorum. Niçin sorusunun yanıtı, büyük ölçüde onun felsefeye bakışı  ve  bilim ve  bilgiden ne  anladığı  ile ilişkili olmalıdır. Ben bu ilişkinin pozitif düzeyde olmadığını düşünüyorum. Bu durum,  akli bilgiyi sınıflandırmanın ve Kant gibi sınır çekmenin çok ötesinde bir zihin haritasına ihtiyaç duyar.

Ali Rıza Bayzan: Bu oryantalist söylem dostum, bence bizzat kendi kitaplarından okumak gerek Gazali’yi. Bilgi ve bilim karşıtı diye Tehafüt’el-Felasife’yi gösteriyorsan yukarıda yazdım Gazali eleştirel yaklaşımı benimser, külliyen redci değildir, üstelik bu yolla kozmik ayetlerin referans alınması gerektiğini ortaya koyar.

Mesut Erdemir: “Bu  bilimlerle çok fazla  uğraşanları  engellemek gerekir. Çünkü bunların, din ile ilintileri yoksa da, felsefeye ait bilimlerin başlangıcı  olduğundan, felsefenin  kötülükleri onlara da geçer. Bu  bilimlerle( burada daha çok matematiksel bilimler kastedilmektedir)  çok fazla  uğraşıp da,  dinden çıkmayan ve takvadan uzaklaşmayan kimseler azdır.”
Yukarıdaki ifadeye benzer olan bir çok ifadeyi hem Munkiz hem de İhya da okuduğumu hatırlıyorum. Benim yazdıklarımın oryantalist bakış açısıyla alakası  yok. Ben,  Gazali’nin felsefe ve bilime ilişkin düşüncelerini kökten inkar edenlerden değilim. Anlamak gerekir diye düşünüyorum. Yukarıdaki alıntıda filozof, aklın ve dolayısıyla bilimlerin her şeyi bilemeyeceğinimi  ifade ediyor, yoksa insana özgü olan akıl yetisini, felsefeyi ve bilimleri inkarmı ediyor. Derdim bunu anlamak.

Bu minvalde İslam Dünyasının toplumsal geriliğini sadece Gazali’ye bağlayacakta değilim. Merak ettiğim şu: günümuzde Gazali yaşamış olsaydı kendi fikirleri üzerinde yapılan spekülatif yaklaşımlar hakkında ne düşünürdü?

Ali Rıza Bayzan : Gazali’nin spesifik bağlamda söylediklerini mutlaklaştırmak yanlış olur dostum bu bir. İkincisi gelenekte avam-havas ayrımı yapılır sözler buna göre söylenmiş olabilir, örneğin Gazali, avamın Kelami tartışmalardan uzak tutulmasını savunurken Kelam ilmine değil avamın Kelam ilmiyle uğraşmasına karşıdır.

Murat Kavak: Nizamiye medresesinde zamanin sarıklı üst düzeydin adamlarına uzun süre ders vermiş,çok yoğun tempoda çalıştıktan sonra ruhi bir bunalıma yakalanmış sağlığı bozulmuştur.yakalandığı hastalığı kitabının ön sözünde yazar.son dönem kelamcılardan gazali uzmanı hüseyin aydın gazalinin hastalığının psikolojik yorgunluktan kaynaklandığını tıp uzamnlarına teyit ettirmiştir.Bu dönemin ardından yazdıkları tam bir hezeyandır.mevzu hadislerle doldurfuğu masal kitaplarını önceki ününün getirdiği isim etiketiyle katı eşaricilikle dayatmıştir.Gazaliyi bu iki fönemiyle görmek gerekir.Ortada iki Gazali var.

Mesut Erdemir : Ali Rıza Bayzan ‘ın Gazali’sini de katarsan aslında üç Gazali var diyebiliriz.

Murat Kavak: Sufiler Gazalisiz yapamaz mecburen Gazali diyecek.Gazali büyük dayanak vazgeçilmez bir referans.

Ali Rıza Bayzan : Mesut Erdemir Gazali’nin Farabi ve İbn Sina ile esas meselesi ilahiyat’a dairdir, riyaziyat, tabiiyat vs değil. İbn Rüşd’ün reddiyesi Tehafütel-Tehafüt de Gazali’li külliyen bir red değildir. Bunlar eleştiri ve tartışmadır, eler ve tartar.

İslam dünyasının önemli bir zaafı İslam alimlerini tarihten, siyasetten, sosyolojiden, kültürden ve uluslararası denklemden bağımsız olarak algılama çabasıdır. Gazali bir yanda Haçlı ve Moğol istilasıyla darmaduman olmuş bir yandan da epistemolojik parçalanma nedeniyle enerjisini içerde tüketen İslam alemini toparlamak isteyen yeni güç Selçuklu Türkleri  için bütün bunların üstesinden gelecek bir öğreti tasarlamıştır; marksist jargonla buna ideoloji de diyebilirsin. Gazali’nin misyonu İslam alemini en geniş sentezle bir araya getirmektir. Bu konuda Mutezile ve Şia’ya bile yumuşak yaklaşmış onları da çembere yaklaştırmaya çalışmıştır.

Orhan Çetin: 12. yüzyıl, islam dünyasında keskin bir dönemeçti. bugünün avrupası gibi aydınlanmış bir islam dünyasının temelleri o yüzyıllarda atılmıştı aslında. ama olmadı…
o yüzyılların islam dünyasının en ağır topuydu gazzali. böylesine zeki bir insanın, çağdaşları olan müslüman bilginleri tekfir etmesi, yani onları dinden çıkmakla suçlamasıyla, ileride olacakları kestirememesi mümkün değildir herhalde..
sanırım, katıksız ilahiyat ve salt metafizik düşünce ile daha dindar ve imanlı olunabileceğini hesaplamıştı..
gazzali’nin süregelen geleneksel islam külliyatının oluşumunda bir hayli etkili olduğunu ve kendi zamanındaki çağdaşları gibi düşünmemesinin, kendisini o dönemlerde ön plana çıkaran ana etken olduğunu düşünüyorum. elbette çağındaki yobazlarca…
–gazali, ne kendi çağının ne de bugünün yobazları gibi değildi elbette.. kendi çağdaşları gibi düşünmese de, toplumun aydın ve zeki seçkinlerindendi. fakat tutucuydu. imanın, pozitif bir zeminde oluşamayacağını düşünüyor olmalıydı.
sanırım, tartıştığı filozofların etkisiyle düşündükleri, kendisinde; aydınlanmış bir toplumda insanların dinden çıkabileceği endişesi oluşturmuştu. belki bir an kendisi de dinden çıkmıştır, kim bilir.. o kadar felsefeyle uğraşan birinin metafizik bir zemine sağlam ayaklarla basabilmesi ne kadar mümkündür..?
hele de 8 ve 9. yy. din ve tanrı tartışmalarının, savaşlarının ve bölünmelerin en yakın tanığı iken…
–dolayısıyla, bugünün standart bir inançlısının, islamın literal dönemlerindeki inananlardan çok daha farklı düşündüğü kanısındayım.. içerisinde bulunulan kültür ve kendisinden önce oluşturulan külliyat, insanın düşünce mekanizmasını elbette etkileyecektir. bugün islam dünyasında; allah nasıldır, neye benzer? soyut mu, somut mudur?, nerededir? tartışmalarının artık yapılmıyor olması, bu düşüncemde etkilidir.
insanlar gazzali gibi düşünüyor artık, ya da falan alim, filan evliya gibi.. ne tanrı olgusunu, ne din olgusunu, ne vahyi ne de kaderi, kendisi durup düşünmüyor. ne zamanki kendisi düşünecek olsa, orada tekfirler yapılmaya başlanıyor. bu tekfirciliği de gazali ve benzerlerine borçluyuz.
belki, bugünün islam dünyasının içerisinde bulunduğu acı durumu da…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ