YAVUZ ALAGON’DAN LGBT’LİLERİN ONUR YÜRÜYÜŞÜ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME YAZISI

YAVUZ ALAGON’DAN LGBT’LİLERİN ONUR YÜRÜYÜŞÜ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME YAZISI

Biyolojik bir tür olarak insanın üremesini sağlayan libidinal enerjidir. Ancak “üreme” ile cinsel dürtüler arasında zorunlu bir ilişki yoktur; başka deyişle, ikincisi, birincisini amaçlamadan da var olabilir ki bu durumda “cinsel haz” kendi başına bir amaç haline gelir. Kadınlar ve erkekler kendi bedenleri üzerinde, yıkıcı olmayacak, başkasına zarar vermeyecek ölçüde her türlü tasarruf hakkına sahiptirler: vücutlarındaki muhtelif girinti ve çıkıntılardan azami haz temin edecek şekilde yararlanmaları doğalarının bir gereğidir. Bu açıdan bakıldığında, feministlerin “bedenimiz bizimdir” sloganı (bunun bir uzantısı olarak “onunla istediğimizi yaparız” da denebilir) gayet mantıklıdır. Kuşkusuz, erkekler için de aynısı geçerlidir. Eşcinsellik olgusunu bu bağlamda anlamak gerekir.
Bireysel planda eşcinselliğin normalden ne ölçüde sapma olduğu sorusu, “normal”in ne olduğuna dair uzun tartışmaları gerektirir. “Normal” genellikle toplumsal bir norma dayanır: aile kurmak iyidir, erkek dövüşür, kadın yemek pişirir vs gibi…
Uzun bir tarihi olan eşcinselliğin zekâ ve kültürden bağımsız olduğunu biliyoruz: Andre Gide, Oscar Wilde, Federico G. Lorca, Arthur Rimbaud, Kavafis ve daha pek çok yazar; Alan Turing gibi dahi bir matematikçi bile, eşcinseldi.
Buraya kadar bir sorun yok. Adam ya da kadın eşcinselse bu onun bireysel sorunudur ya da özgürlüğüdür; dilediği kıyafete bürünüp dolaşır, tepkileri de göğüsler; yapılacak ya da söylenecek bir şey yoktur.

‘SEVİŞE SEVİŞE KAZANACAĞIZ!’
Fakat Cumhuriyet gazetesinin yaptığı gibi, “Dün Bir Avuçtular, Bugün Onbinlere Ulaştılar” diye manşet atıldığında, eşcinsellik olayı farklı bir ışıkta görülür. BBC, İstanbul’da yapılan eşcinsellerin “onur yürüyüşü”nde öne çıkan iki sloganı bildiriyor: “Sevişe sevişe kazanacağız” ve “Faşizme karşı omuz omuza.” Çok güzel!
Eşcinselliği, bireysel sınırların dışına çıkarıp bir siyasi ve toplumsal hareket haline getiremezsiniz. Zira tanımı gereği bu türden hareketler, kendi görüşlerinin yayılmasını isterler, taraftar kazanmaya, özendirmeye çalışırlar. Diliyle, argosuyla, davranış biçimleriyle eşcinselliği, eşcinsel fahişeliğini mi savunup özendireceksiniz?
Sadece 2014 yılında % 25’i 25 yaşın altında olan, % 47’si erkeklerden bağımsız olarak kendi hayatlarıyla ilgili karar almak isteyen 294 kadın öldürüldü; geçtiğimiz haziran ayında öldürülen kadınların sayısı 26! Din siyasallaştıkça, toplum içine kapandıkça, kadınlara saldırı, sodomi (oğlancılık), tecavüz, ensest, çocuk gelinler ve her türlü rezillikte muazzam bir patlama yaşandı. Onurumuz muazzam bir seviye kaybetti. Toplum olarak seviyesizleştik; ikiyüzlülük ve alçaklık her yere bulaştı! “Onur yürüyüşü” yapacaksanız, önce insan yerine konulmayan kadınların, istismar edilen çocukların onuru için yürüyüş yapın. Gericiliğe, insan bedeninin din adına istismarına karşı “Cumhuriyet yurttaşı”nın onurunu savunun. Bunca rezilliğin içinde dışa vuran tek şey bir avuçken on binleri bulan (!) eşcinsellerin “onur yürüyüşü” oldu; üstelik, kendine solcu diyen insanların desteğiyle… Yabancı ülkelerin medyası “onur yürüyüşü”nüzü göklere çıkardı… Neden acaba?

‘SEKS İŞÇİLİĞİ’
Kapitalizm, yozlaştırıcı etkisini insan bedeni üzerinde gösterir. Bireysel kalması gereken bir özelliğin toplumsallaştırılması, kültürelleştirilmesi, hatta bir özgürlük mücadelesi gibi sunulması başlı başına bir yozlaşmadır. Bu türden dışavurum, 1905 Rus Devrimi’ni izleyen baskı döneminde, Çang Kay-şek Çin’inde, Batista Küba’sında, bizim ülkemizde de eşcinsel fahişeliğin ilk kez sokaklarda boy gösterdiği, Bülent Ersoy’un cinsel özelliğinin bir simge haline getirildiği (Dr. Mındıkoğlu’nun yaptığı ameliyatların magazin basınında nasıl yer aldığına falan hiç girmiyorum!) 12 Eylül sonrası dönemde görüldü. Hatta o dönemde iyice aptallaşan bazı arkadaşlar fahişeliğin “seks işçiliği” olduğunu, sermaye-patron- artık değer gibi kategorilere gönderme yaparak savundular. En ufak bir eleştiri “homofobi” olarak yaftalandı.
Homofobik değiliz; eşcinselliğe yönelik nefret, korku, tiksinti vs hissetmiyoruz; ayrımcı da değiliz, kimseyi lekelemiyoruz. Ancak eşcinselliğin, toplumsal bir özgürlük hareketi, siyasi bir akım gibi pazarlanmasına; eşcinsel kitle hareketi savunuculuğunun sosyalist olmanın, entelektüel sayılmanın, onurlu olmanın bir şartı gibi sunulmasına karşıyız. Sosyalist toplumda fahişeliğe, toplumsal bir dava haline getirilmiş, kültürel bir ikon ya da meta olarak cinselliğe yer olmayacaktır. Memlekette bunca şey olup biterken, uğrunda “onur yürüyüşü” yapacak başka konu mu bulamadınız? Solcular ve entelektüeller dahil sayıları on binleri bulmuş! Öyle mi?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ