ÜRETEN BİR TÜRKİYE ÖZLÜYORUZ

ÜRETEN BİR TÜRKİYE ÖZLÜYORUZ

 

Halkımızın güzel bir sözü vardır: “Taşıma suyla değirmen dönmez” derler. Onlar bu nedenle suyu akar hale getirdiler. Bu akar suyun yolunu değirmene dek uzattılar, değirmene akıttılar. Değirmenin taşını döndürecek düzenekler yaptılar. Ağır iki taş arasında buğdayı parçalayıp ezerek un yapmayı başardılar.

Çünkü onlar hazırla yetinmediler. Bilirlerdi ki, “Hazıra dağ dayanmaz.” Onlar değirmeni de kendileri yaptılar, değirmenin dönen taşlarını da. Onlar düzenekler oluşturarak başka fabrikalar da yaptılar. Onlar üretim yapacakları tesisleri kurdular. Gereksinimleri olanlara öncelik verip ürettiler. Adım adım yol alıp, acele etmeden, sindire sindire, öncelikleri sıralayıp üretimlerini sürdürdüler.

Özentiye, lükse, gösterişe hiçbir zaman kaçmadılar. Gerçek üretime emek harcadılar, alın terlerini gerçek üretim için akıttılar. Tarlaları işlediler, işledikleri ürünleri değerlendirmek, onları geliştirmek, iyileştirmek için bilgi üreten kurumlar ve enstitüler kurdular. Bilim insanları bu kurumlarda ve enstitülerde araştırmalar, denemeler yaptılar. Sonuçlarını bahçeye, tarlaya yansıtarak, bağda, bahçede çalışanlara destek oldular, verimi artırmanın yollarını öğrettiler.

Kendi toprağını, kendi tohumlarını tanıyıp onları geliştirmeye, verimi artırmaya çalıştılar.

Halkın öncelikli gereksinimlerine yanıt veren girişimler ve üretimler idi bunlar. Her türlü üretime katkı veren kuruluşları destekleyip, gelişmeleri için yol gösterdiler, kösteklemediler. Elden çıkarmayı düşünmeyip, çoğalmalarını sağladılar. Yenilerini kurmaya, üretim alanlarını artırmaya çalıştılar.

Bu üretim yerlerinde halkımız çalıştı. Bu çalışmalarla üretime bireysel katkılarıyla destek oldular, bireysel üretime omuz verdiler, gücümüze güç kattılar.

Üreten insan, ürettiğini görünce ve de “çorbada kendi tuzunun” da olduğunu görünce daha çok inandı, daha çok katkı verdi. Bu katkıları yapmayı yüklenen halk dayanışma ve sorumluluk bilincinin artmasını sağladı. Sorumluluk duyan bireylerin artması, kalkınma bilincini de beraberinde getirmiş oldu.

Çünkü Anadolu tarihin oluşumundan bu yana, araştıran, bulan, buldukları ile deneyler yapan, deneyler sonucu açılımlara ulaşan insanların varlığıyla öne çıkmıştır. İşte Anadolu bu gelişmelerin ışığında zengin birikimleri olan bir yapı oluşumuna sahne olmuştur. Yine bu Anadolu toprakları üzerinde yer alan ülkemiz “Türkiye genetik kaynaklar açısından da dünyada önemli yere sahipti.

Güneydoğu Anadolu bölgesi, buğdayın yeryüzünde ilk kez evcilleştirilip, dünyaya yayıldığı coğrafya olarak uygarlık tarihinde belirleyiciydi. Bereketli hilal idi.” (1)

İşte bu oluşumlara sahip, zor bulduğumuz, kanlar akıtarak elde ettiğimiz bu topraklar, gerek var olan tohumları, gerekse insan kaynakları işlenmeye hazır haldeydi. Bunu gördü Atatürk. Dedi ki, “Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır.” Güvendi bu halka, bu güvenle yol alındı.

Yokluk içinde fabrikalar kuruldu, hızlandı üretim. Halka dek uzandı bu üretimler. Yokluk aza indi. Daha çok çalışıldı, uçak yapıldı satıldı başka ülkelere. Osmanlının tüm borçları ödendi. 1938 yılına dek hiç borç alınmadan 48 fabrika kuruldu.

O günlerde halkına güvenen bir önder vardı ve de halkın çok sevdiği yüce Atatürk vardı.

Bu sevgi her şeyi başarmaya yetti.

Mehmet Erbil

ww.mehmet-erbil.tr.gg

 

(1) Soner Yalçın, Saklı Seçilmişler, Kırmızı Kedi Yayınları İstanbul 2017, s. 58.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ