SUAT TEKİN’İN KALEMİNDEN SİYASET, HALK VE ÇEVRE BİLİNCİ

SUAT TEKİN’İN KALEMİNDEN SİYASET, HALK VE ÇEVRE BİLİNCİ

Dünyanın hiç bir yerinde kamu binaları şehrin imar durumu gözetilerek inşa edilmez. Hele bunlar hastane gibi sağlık ve çevre hassasiyeti olan yapılar ise, asla edilmezler. Bu yapıların inşaasında en temel ilke, verecekleri hizmetlerin vatandaşın amaçlarına ne kadar hizmet edebileceği ilkesidir. Buna ayrıca estetik ve işlevsel özellikler eklenir. Ama hiçbir zaman, hiçbir yerde hakim rüzgar arkaya alınarak şehrin tepesine çöp yığınları biriktirilmez.
Geriye dönüp baktığımızda, gerek kamu binalarının yapılmalarında, gerek kamuya ait yerlerin satılmasında, sayısız benzer hataların yapıldığını görmekteyiz. Örneğin, Adıyaman yem fabrikası, üzerinde bulunduğu arazi fiyatına satıldı. Sümerbank, enkazından çıkan hurda fiyatına satıldı. Et-balık kurumu, süt fabrikası ve çimento fabrikası, satılmış olmak için satıldılar. Devlete getirdikleri yükten kurtulma anlayışı ile yapılan özelleştirmelerin hiçbiri ülke ekonomisine ve istihdamına yönelik artı değer katmamıştır. Eğer satıldıklarından farklı sektörlerde faaliyet göstererek ekonomiye katkı vermeye devam ettikleri iddiası ile savunma yapılacak ise, o zamanda fırsat eşitsizliğinden söz etmemiz gerekir. Bunların hepsi ayrı birer tartışma konusudur. Ama ben, çevresel değerlendirme bilinci ve kriterleri üzerinden olaya bakmak istiyorum
Söz konusu tesisler/işletmeler satılmadan yeşil alana dönüştürülerek halkın hizmetine açılsaydı, daha faydalı bir hizmet yapılmış olacaktı. Ülkenin tabi ki istihdama da ihtiyacı var. Ama ondan önce yaşanabilir bir çevreye ihtiyacımız var. Kirlenmiş/kirletilmiş hava, su ve toprak ile bir metre yeşil alanı kalmamış bir çevrede işletmeniz olsa da, çalışacak insan bulamazsınız. İnsanlar bin yıl önce otombilsiz, televizyonsuz ve cep telefonsuz yaşayabiliyorlardı ama, suyun, toprağın ve yeşilin olmadığı yerlerde yaşamayamıyorlardı.
Bu memleketi yönetenlerin çevre bilinci ve estetik anlayışlarının mutlaka değişmesi/gelişmesi gerekiyor. Zira Adıyaman’da son yirmi yıldır bir metre yeşil alan oluşturulmuş değil. Bu güne kadar daha önce dikilen ağaçların ve çiçeklerin yerine yenisinin dikilmesi dışında hiç bir iş yapılmamıştır. Eskiler sökülerek, yerlerine yenileri dikilmektedir. Hepsi bu. Artan nüfusla birlikte kişi başına düşen yeşil alan artmak bir yana, aksine azalmıştır. Her geçen günde azalmaktadır. Adıyaman’ın nüfusu 30 binlerde iken, kişi başına düşen yeşil alan, nüfusun 300 binlere ulaşması ile on kat geriye düşmüştür.
Halkta inanılmaz bir vurdumduymazlık sözkonusu. Kılı kıpırdayan yok. Sanki para da başkasının, yetki de. Oysa harcanan parada kendisinin, kullanılan yetkiler de. İş Filistin, Suriye ve Mısır konusuna gelince sokaklara dökülür, yumruğumuzu sıkar, sloganlar atarız, ama çiğnene haklar ve kirlenen çevreye gelince, tıs yok.
Yahu burnunuzun dibinde, üç yüz bine merdiven dayamış bir şehir var ve bu şehir hala otuz binli nüfuslarda yapılan hizmetlerle ayakta durmaya çalışıyor. Yol yapılıyor kaldırımı yok, otogar yapılıyor yolu yok, hastane yapılıyor otoparkı yok, sokaklarında karanlıklıktan yürüyemezsiniz, Altınşehir gibi devasa mahallelerin doğru düzgün bir yeşil alanı yok. Allah rızası için birde neden park yapılmıyor, taş ocakları ve mermer bahanesiyle ormanlar ve yaban hayatı yok ediliyor diye yürüyüş yapın be, ne olur. Yapın da, en önde biz de yürüyelim, varsın, bize de, Adıyaman’ın yeşil öncüleri desinler.

***
Eleştirmek, karşı olmak, doğruları inkar etmek anlamına gelmez. Zira doğrulara görece anlamlar yükleyerek gerçek niyetler gizlendikçe, doğrunun faziletleri, kişisel beklentileri karşılayan mutlak değerler olarak kabul edilir. Siz eleştirdiğiniz yada karşı geldiğinizde de, bu, beklentileri boşa çıkarmış oluyorsunuz. Bu ise, kimsenin işine gelmez.
Gücün, ahlak, vicdan ve hukukun egemenlik alanına müdahale ettiği toplumlarda, erdemin aşağılardan sesini yükseltmesi bölücülüktür! Demokrasilerde kamu otoristesini kullanan tek güç/organzima siyasettir ve halk adına bu gücü kullanır. Onun yerini başka ögeler/güçler alırsa, bu, demokrasi olmaz, başka bir şey olur. Demokrasi olmadıktan sonra ne olursa olsun, yanlı ve hukuksuzluktur adı.
Siyaset kurumu hem hükümeti kurarak ülkeyi uluslar arası alanda temsil etmek, hem de devleti yöneten kamu otoritesi üzerinde bir nevi denetim görevi üstlenerek doğrudan halkı temsil etmek gibi önemli ve saygın işlevleri yerine getirir. Bu iki önemli görevi yerine getirmede siyasete ehliyet veren de, demokrasinin kurallarıdır.
Demokrasinin kuralları ne kadar düzgün işlerse, siyaset kurumu amaca hizmet etmede o kadar başarılı olur. Bunun için toplumu oluşturan katmanların tamamının siyaset kurumu içerisinde temsil hakkı elde etmiş olması gerekir.
Temsilde adaletin sağlandığı meclislerde demokrasinin kuralları bi hakkın doğru kullanılacağına göre, yanlışları konuşmak, hataları azaltmak zor olmayacak, korkunun yerini cesaret, ezilmişliğin yerini gurur ve övgü alacaktır.
Hasılı özet şu;
Halk adına yetkinin kullanıldığı ve paranın harcandığı kamu yönetiminde, paranın da yetkinin de gerçek sahibi halktır. Halk, harcanan paranın ve kullanılan yetkilerin gerçek denetçisidir. Bu güçlerini kullanarak hesap sorarlar. Hesap verecek konumda olan yetkilerde bu korkuyla hareket ettiklerinden mümkün olduğunca hata yapmamaya çalışırlar. Yapacak olurlarsa da, bedelini ödeyeceklerini bilirler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ