Stephen Hawking mi?, Oktay Sinanoğlu mu?, Recep İvedik mi?

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 37 makalesi bulunuyor.

Bu yazıyı yazmamda ilham kaynağı olan dün izlediğim bir film: Stephen Hawking’in hayatının anlatıldığı “The Theory Of Everything(Her şeyin Teorisi)”. Bu filmde 21 yaşında nörolojik bir hastalığa yakalanarak sinir sistemi çöken ve git gide elden ayaktan düşen dahi bir fizik profeösrünün hayatı anlatılıyor. Zaten Hawking hala hayatta. Değinmek istediğim nokta dünyaya değerler katmış, kavramlar katmış, bilimsel bilgi üretmiş bir bilim adamının hayatının sinemaya güzel bir şekilde uyarlanması ve kişinin dünyaya tanıtılmasının sinema aracılığıyla yapılması. Filmi izlerken bir şey dikkatimi çekti. Evleneceği bayan ona zekasından ve bilimsel kişiliğinden dolayı aşık olmuştu. Bunu gördükten sonra aynen şu cümleyi kullandım: “Bizim dizi veya filmlerimizde kaç bayan aşık olduğu insanın zekasına hayran oluyor ki?” Arkadaşımla gülüştük. Ama aynı zamanda acı bir gerçeğe de parmak basmış olduğumu sezdim. Neyse asıl konumuza dönecek olursak, bir başka örnek “The Imitation Game (Yapay Oyun)” isimli filmde karşımıza çıkıyor. Dahi bir matematikçi olan Alan Turing’in Nazi Almanlarının telgraf  şifreleyicisi olan “Enigma” isimli aleti İngiltere hizmetinde deşifre etmesini oldukça güzel bir şekilde anlatmaktadır. Ben açık söyleyeyim iki kişiyi de filmlerden önce tanımıyordum. Ve filmleri izledikten sonra vay be ne adamlarmış dedim. Çünkü ikisi de dünya çapında işler yapmışlar ve dünyaya mal olmuşlardı.

Şimdi gelelim bize. Zaten televizyon izleyen birisi değilim. Bunun sebebi televizyondaki oynatılan günümüzde çekilen yerli dizi veya fimlerin içeriklerinin hep birbirlerine benzemesi, ahlaksızlığın kol gezmesi ve insane hiçbir şey katmamasıdır. Yani anlayacağınız boşa zaman kaybıdır. Yerli filmleri sinemada gidip izlemeye değer görmem genelde. Çünkü çok basit, kurgusal ve konusal olarak birbirinin taklidi ucuz filmler olduklarını düşünürüm. Neticede “Recep İvedik” gibi bir filme gişe rekoru kırdırmış bir toplumuz. Elin batılısı sinema aracılığıyla Hawking’I, Turing’i dünyaya tanıtırken, biz Recep İvedik’i tanıtarak Türk halkının aklı ve ahlakıyla dalga geçiyoruz.  Batı bu işi cidden güzel yapmakta. Çünkü her alanda üretmeyi biliyorlar. Bizimkiler İngilizce ismi aynen Türkçeye çevirerek dizi çalıyor batıdan. İsmini değiştirmeye bile gerek duymuyor(Örneğin; Revenge = İntikam). Niye çünkü üretme idealinde o kadar kopuğuz ki ve başkasından almak daha kolayımıza geliyor. Bu bir hastalık olsa gerektir. Peki asıl soruna geliyoruz: Türk Milletinin tarihsel süreçte dünyaya değer kazandıran, bilimsel bilgi üreten, dünyaya tanıtacağı hiç bilim adamı yok mudur? Bu soru kafamı kurcalamaya başladı. Hep şanlı ordumuzla övünürüz, savaşlarda kazandığımız başarılarımızla övünürüz. Bunların kaçını sinemaya uyarlayarak dünyaya tanıttık? Daha da önemlisi dünyaya bir değer katan, bilgi üreten Atatürk’ün tabiriyle ”irfan ordumuz” hakkında film çekmeye değer bir tane bile mi şahsiyet yoktur?  Batının ürettiği hayal ürünü çizgi roman kahramanları bile tutulup bir hayran kitlesi oluştururken, Türk Milleti’nin gerçek kahramanlarını dünyaya tanıtacak bir irade yok mudur?  Kuru kuruya milliyetçilik olmuyor.  Kozmopolit bir kültür milliyetçiliği üzerinde yükselen Amerikan milliyetçiliği bile nasıl hayali kahramanlar üretiyor ve bu kahramanları dünyaya izlettiriyor. Daha doğru düzgün bir Atatürk filmimiz bile yok. Çekilenler ya hayatının bir kısmını içeriyor ya da belgesel şeklinde oluyor. Yakın zamanda kaybettiğimiz 28 yaşında profesör olan “Türk Einstein’ı” denilen Oktay Sinanoğlu’nun hayatı niçin filmleştirilmesin?   Bu konunun üzerinde düşünülmesi gerek bir mesele olduğu kanaatindeyim. Çünkü sinemanın devletlerin mantalitesini, kültürünü ve toplumunu tanıtmadaki rolü yadsınamaz.

Dün filmi izlerken dikkatimizi çeken ve üzerinde durduğumuz bir nokta da dahi olarak nitelendirilecek insanların hayatlarında pekçok sıkıntıyla karşılaşmış olmalarıdır. Bu nokta da bizi şu soruya yöneltti: “Niye hep iyi insanların başlarına bir müsibet geliyor?” “Ortada insanlığa hiçbir değer katmayan oksijen kaybına sebep olan onca insan varken, bu insanlar niçin böylesine sıkıntılı bir hayata gark oluyorlar?” Bu sorular biraz isyan içerikli gibi görülse de aslında mantıklı bir açıklama arayışımızın bir ürünüydü bu sorular. Tabii ki bu soruların cevaplarını bulamayacağımız da bir gerçekti.

Toparlayacak olursak; Türk Milletinin tarihsel süreçte yetiştirdiği ilim ve bilim adamlarının dünyaya kazandırdığı değerleri dünyaya anlatma çabasının oluşması ve projelerle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Burada Atatürk’ün içinde bulunduğu bir hadiseyi aktararak yazıyı tamamlıyorum: Kurtuluş Savaşı’nı konu alan belgesel niteliğindeki ilk filmin yapımına 1920’lerde başlanmıştı. Filmin tamamlanması 1934 yılına denk gelmekteydi. Ancak filmin Milli Mücadelenin ruhunu ve ateşini yansıtmakta yetersiz olduğunu düşünen Atatürk çalışmaların genişletilmesi için emir vermişti. 1937 yılına gelindiğinde, Atatürk filmle ilgilenen Nurettin Baransel’e çalışmaların bitip bitmediğini sorduğunda Baransel’ den aldığı “Size ait sahnelerin ekserisi hareketsiz resimlerden olduğu için tamamlanamadı” cevabına neredeyse sinirlenen Atatürk : “Ben hayattayım. Milli Mücadele’ye ait bütün evrakım, kılıcım, çizmem hali hazırda mevcut olduğuna göre, çağırdığınız anda bana düşen vazife ve görevi yapmadım mı? Böyle bir teklif karşısında kalsam memnuniyetle kabul eder, bir artist gibi filmde rol alır, hatıraları canlandırırdım. Bu milli bir vazifedir. Çünkü Türk gençliğine bu mücadelenin kazanıldığını canlı olarak ispat etmek, hatıra bırakmak bu filmle mümkün olacaktır.” diyerek karşılık vermişti. Ancak o tarihlerde bozulmaya başlayan sağlık durumu filmde rol almasına izin vermemiştir. Atatürk filmde rol almayı milli bir görev addetmekte ve her türlü fedakarlığa hazır olduğunu da ifade etmektedir. Dolayısıyla Türk Milletine yapılacak büyük bir hizmet de milli bir görev olarak addedilecek olan projelerle Türk Milletini sinema vasıtasıyla uygarlıkta yerini almasına çalışılmalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ