SORULARINI KAYBEDEN MÜSLÜMANLAR

Mesut Erdemir

Yazarın şu ana kadar yazılmış 113 makalesi bulunuyor.

Aslında “Felsefede soru sormak esastır.” cümlesini “insanın soru sorması esastır” şeklinde yorumlayabiliriz. Peki dinler insana soru sorma kapısını kapatmış mıdır? Ben inanmış samimi insanların kendilerini sorulara emanet etmeleri gerektiğini düşünerek bu yazıyı kaleme aldım. Belki bu yolla felsefenin dinsizlikle eşdeğer olmadığını ve insan olmanın soru sormakla mümkün olduğunu anlarlar diye düşünüyorum. Daha önce bir web sitesinde, Ebuzer’in beyninde uçuşan soruları konu alan bir yazı yazmış, Ebuzer’in toplumsal olaylarla sorular arasında nasıl bir bağ kurduğunu anlatmıştım. “Unutmayalım ki her soru bir vakayı gerektirir.” dedikten sonra olaylar ile sorular arasındaki içsel bağlantıyı örneklerle anlatmıştım.

Bırinci olay: “Hiçbir toplanmış mal yoktur ki, sahibine ateş olarak dönmesin.’ diyen eşitlik ideali bir insan olarak Ebuzer , Peygamber eşlerinin açlıktan inlediklerini görüyordu. Hz. Muhammed’in ise onlara ‘ya Dünya’ yı isteyin, sizi boşayayım ya da beni ve fakirliği’ dediğini duyuyordu. Bu olay temelinde zihninde uçuşan sorulara cevap arıyordu:

-Neden halife Osman ipek elbise giyiniyordu?

-Neden Darul Hilafe’de en leziz yemeklerle donatılmış sofralar kuruluyordu?

-Neden Abdurrahman b. Avf’ın malı yığıldığında minberdeki halifeyle halk arasında engel oluşturacak ve altın külçeleri miras paylaşımında baltayla kırılacak kadar çoktu?

-Neden hilafet şurasında yer alan Zübeyr’in her gün çalışarak kazandıklarını ona getiren tam bin kölesi vardı?

-Neden halifenin akrabası ve Şam Valisi Muaviye Yeşil Saray’ı inşa ediyordu?

İkinci olay: Muaviye, Romalı ve İranlı mimarların yardımıyla “Yeşil Saray”ını yaptırıyordu. Ebuzer de her gün oraya gelip haykırıyordu: “Ey Muaviye, eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan, israftır ve eğer halkın parasıyla yapıyorsan ihanettir!” Ebuzer sormaya devam ediyor:

– Neden Muaviye etrafındaki dalkavuklarına, şairlere ve tüm yaptıklarını onaylayan alim ve sahabelere efsanevi yardımlarda bulunuyordu? ( Günümüz Türkiye’sini anlamak için anlamlı ve sorulması gereken bir soru )

-Açlar Ebuzer’den öğrenmiştiler ki, yoksullukları ilahi irade ve önceden yazılmış, göksel bir kader değil, mal biriktirme”nin ( kenz yapmanın) bir sonucuydu. Peki neden yoksullar ayaklanmıyordu?

Kader, ekabirlerin yaptıklarını ve ettiklerini sorgusuz sualsiz kabul etmekse “Allah, insana özgür bir İrade vermiş midir?” sorusuna nasıl cevap vereceksiniz? “Allah bilir.” demek zihinsel tembelleğinize Allah’ı da ortak etmek anlamına gelmiyor mu?

Sizler, dalgınlıkla bile olsa yemeğinize fazla tuz attığınızda bunu kadere mi bağlıyorsunuz? İşlerinizde edip eylemelerinizde ki ölçüyü ve tedbiri nereye koyuyorsunuz? Sizler, soru soran özneler olmanız gerektiğini  ne zaman unuttunuz?

Sizce ifrat ile tefrit arasında savrulanların çoğunlukta olduğu bir ülkede insanların soru sorması ve itidalli olmaları mümkün mü?

Allah’a zihinsel sorgulamalarla ulaşamamış ama ataları inandığı için inananların, ateistlerin Allah’ın varlığına ilişkin sorgulama sistematiklerinden öğrenecekleri çok şey var. Hasan Aydın Hoca’dan aldığım aşağıdaki görseldeki sorgulama sistematiğini iyice  incelemenizi öneriyorum.FB_IMG_1453314272812

Sonuç olarak “Sorularını kaybetmiş bir Müslüman, hem insanlığını hem de Allah’ını kaybetmiştir.” diyebilmeye ramak kalmışken soru sorabilen bir varlık olduğu (mu)nuzu hatırlamanız umuduyla iyi sorgulamalar diyerek kolay gelsin diyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ