SANATI ANLAMAK

  SANATI ANLAMAK

Kişilerin çoğunlukla bir sanat yapıtı karşısında onu anlamaktan ya da anlayamamaktan söz ettiğine tanık olursunuz.  Kısaca ele alalım bu konuyu. Bakıp geçmekle olmayacağını, burun kıvırmakla, gülümseme ile geçiştirilemeyeceğini birlikte ortaya koyalım. Sanat yapıtlarını bu noktadan ele alarak görmeye çalışalım.

“Resmin amacı sadece görünen dünyanın hayalini vermek veya renk ve şekilleri ahenkli dağıtmakla  göz ve aklı oyalamak olsaydı, iş çok kolaylaşacaktı.”

Çok doğru demiş Paul Valery. Sanatı burun kıvırarak, gülümseyerek anlamaya kalkacaksak, sanatla hiç karşı karşıya gelmeyelim daha iyi. Bakıp geçmekle anlaşılmaz sanat.

Bakıp geçmekle anlamak isteyenler, resmi; fotoğrafla eş görmek isterler. Oysa resim doğayı ele alıp onu yorumlar, hesabına gelen bölümleri alır. Fotoğraf sanatı böyle değildir. Objektiften ne girerse, objektifin karşısında ne varsa aynen alır. Ve de kusursuz şekliyle verir. Hal böyleyken tutup ne diye saatlerce tuvalin karşısında zaman harcayalım. Günümüz sanatçısı bu açıdan çıkar yola. Makinenin objektifi olmadığını bilir sanatçı. İşe akılla girmeyi, gördüğünü yorumlayarak seyirciye aktarmayı yeğler. Rodn de “Doğayı yorumlayınız. Doğanın dilini sanatın diline çeviriniz” der. Sanatçı fırça ile, boya ile yapacak bu çeviriyi. Kişiliğine sığdıracak, kişiliğini ortaya koyarak yapacak bunu. Bu koyuş “insanüstü olmayan, ama ana çizgileriyle insanı aşan bir dünya yaratmak” olacaktır. Bu dünya; renklerin, çizgilerin, seslerin, sözcüklerin kıpır kıpır oynaştığı bir dünya olacaktır. Alıp götürecek, bizi kendi doğamızdan koparacak bir dünyadır bu. Çünkü bu dünya sanatın dünyasıdır. İnsan aklının yarattığı, her gün değişen, her gün yenilenen bir dünyadır.

Bu çabalar doğayı adım adım aşmanın belirtisidir. Ve de ortaya çıkan yapıt, seyirciye sunulan bir değerler bütünüdür. Yukarda sayılanlardan yoksun olan tüm veriler, sanat yapıtı olmak gerçekliğinden de yoksun olurlar. Bu yosunluk seyirciye değin varır. Onu izlediği yapıttan zevk almama, değere vardıramama gibi olumsuz sonuçlarla karşı karşıya getirir. Oysa sanat yapıtı deyince akla bunlar değil, tam tersine seyircisine bir şeyler ekleyerek, onu değiştirmesi gelir. O yapıtla karşı karşıya gelen kişi kendince bir şeyler sezmeli, bir önceki durumdan farklı olduğunu anlamalıdır.

Sezmek deyince aklıma “algı” konusu geliyor. İster istemez az da olsa aralarında bir bağ kuruyorum. Ve ekliyorum arkasından: Yaşantım yenilerle, taze bilgilerle renklenmeli. Dahasına koşmalıyım bilgilerin. Ki dağarcığım, bilinçaltım dolsun. Gerektiğinde de çıksın karşıma. Bir resimde, bir şiirde, bir müzik parçasında bana yardımcı olsun. Yaşantıma yeni bulgular, yeni değerler katsın.  Yoksa kalırım olduğum yerde. Bildiğimden başkasına bilgi demem, bildiğimden başkasını beğenmem, bildiğimden başkasını yararlı bulmam. Bu kuru gürültüden başka bir şey olmaz…

Ondan sonra da baktığım, gördüğüm her şeye burun kıvırır, gülümserim. Anlamak yeniye varmak yanaşmaz kıyıma. Ancak dağarcığım, kültürü, bilgiyi, çevremde olup bitenleri-isterseniz gelenekler diyelim-, alışkanlıkları biriktirirse güçlü olurum, anlarım baktıklarımı.

Gerçek yaşantı budur bence. Kültürle donanmış olmak…

Kant; sanatı “Biz onun bilincindeysek” anlayabiliriz diyor.

Dahasına ve de sözü uzatmaya ne gerek var.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ