Özgürlük

Murat Kavak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 67 makalesi bulunuyor.

Yorgundu,göz kapakları ağırlaşmıştı,damağındaki acımtırak tadı yok etmek için bir yudum su içti,televizyon kumandasına uzandı ve düğmeye bastı.Belgesel kanallarının birinde güneşi görünce durdu,arka plandaki ses güneşi anlatıyor gelecekte güneşin nasıl evrim geçireceğini kaç milyar yıl sonra yok olacağını kesin bir dille anlatıyordu.Gelecekte içinde yaşadığımız evreni neler bekliyor sorusuna oldukça emin,bilimsel kesin cevaplar veriyordu belgeselin anlatıcısı.

İlyas,gülümsedi.”Ne garip diye düşündü,belgeseli sunan kişi yarını hakkında kesin bir bilgiye sahip değilken,güneşin akıbeti hakkında ahkam kesiyor.”

Evet.Bu minik girişte belgeseli izleyen İlyas’ın düşünceleri insanla evren arasında ki bir ayrıma odaklanıyor olmalı.Bu ayrımın özeti şudur: Evrenin yani dış dünyamızı belirleyen kanunlar bilindiği anda onun hesaplayabilir ve tahmin edilebiliriz; ancak iş insana gelince, insanın geleceği hakkında tek emin olduğu şey,onun geleceğinden şüphe ettiği gerçeğidir.

Evrenin hesaplanabilir,insanın ise hesaplanamaz bir sürecin içinde olması bu gerçeğin altındaki en önemli neden elbette.Çünkü insanın kendi varlığı onun psişik yapısı,karmaşık sosyal ilişkileri ve iradesinin bedeni üzerinde sadece sınırlı bir gücü olması bunun en önemli sebepleri arasında.

İnsan,davranışlarını yönetebilen ancak kendi bedenine yabancı bir varlık.Bugün tıp alanında bilinmeyenler bilinenlerden çok daha fazla bir hacim kaplıyor.Bunun da ötesinde insan,ne kalp damar sistemine ne sindirim sistemine ne de bağışıklık sistemine hükmedebiliyor.Görünen o ki bedenimizi bizim hakim olmadığımız bir süreçle kendi sistemini yönetiyor.

Bir beden içinde var olup bu bedene tam olarak hükmedemeyen,ona bağımlı ancak onun hakkında tam ve kesin bir bilgiye sahip olmayan insan bunun da ötesinde bir de zihne sahip.

Freud ve onu takip eden psikanalizciler insanın bilinç altı süreçlerini açıkladığında ortaya çıkan gerçek aslında insanın kendi düşünceleri üzerinde bile iradi bir hakimiyetinin olmadığıydı .Zihnimizde en temelde bilinçaltı denen bir mekanizma bu teoriye göre davranışlarımızın bir çok yönünü etkiliyordu.Bunun anlamı insanın kendi üzerinde hakim olduğu alanın daralması demekti.Yani insan, sadece bedenine değil tam olarak zihnsel süreçlerine de hakim olamayan bir varlıktı.Ona kala kala düşünebilme ve bunları hayata geçirip eyleyebilme, içinde bulunduğu doğayı da belli ölçülerde etkileyebilme özgürlüğünden başka bir şey kalmıyordu.

İnsanın özgürlük dediği şey aslında katı kuralların belirlediği küçük bir alandı.Ancak insan, tarihine bakıldığında bu küçük alandan hep kurtulmak istedi.Kurallarını değiştiremese de mahkum olduğu özgürlüğün kanunlarını belirleyen yasa koyucuyu hep aradı ve yasaları anlamaya çalıştı.Uçma engelini uçak yaparak,hız engelini otomobille aştı.O kanatları olmasa da uçağa bindiği anda aslında yerçekimi kanuna karşı özgürdü.

İnsan kendini sınırlayan herşeye isyan edebilen bir varlıktı aslında ve onun temel arayışı özgürlüktü.Özgürleştikçe kendini var eden özgürleştikçe genişleyen,özgürleştikçe kendi kendini gerçekleştirebilen bir potansiyele sahipti.

İnsanın özgürlüğünün ne olduğunu filozoflardan daha fazla düşünen ve bu konuda kafa yoran kimse olmamıştır.Sokratesten,Kant’a ve oradanda günümüz filozoflarına kadar en çok üzerinde kafa yorulan kavramlardan biridir insan özgürlüğü. Aslında bu arayış onun varoluşuna kadar gider.Kur’an’a göre İblis onu “Bu ağaç size melek olmayasınız ve ölümsüz olmayasınız diye yasaklandı” diyerek Adem’i kandırmıştı.İblis’in Ademi kandırması onu ölüme karşı özgürlük uğrunda kışkırtmasıyla başlamıştır.Çünkü özgürlük en temelde sınırlı olandan sınırsıza,ölümlü olandan ölümsüzlüğe gidiştir.İnsan bilir ki onun en büyük mahkumiyeti ölümdür.Ölüm onun en temelindeki varoluşunun sonlanması demektir.Ölüme karşı özgür olamayan insanın aslında her türlü kudret arayışı sonludur.

Sokrates,Phaidon diyaloğunda bu gerçeğin altını çizer.Kendisini kapatıldığı zindandan kurtarma teklifiyle gelen arkadaşına insanı bedeni içinde mahkum olduğunu ve bundan kurtulmadıkça asla hakikate ulaşamayacağı gerekçesiyle karşı çıkar.Ona göre bir beden içinde var olmak bedenin kölesi olmak ve onun sonu olmayan istekleri karşısında esir olmaktan başka bir şey değildir.Sokrates için beden ruhun köleliğinin sebebidir.Onun felsefesinin insan ruhunu eğitmek ve onu erdemli hale getirmek üzerine kurulu olduğu düşüncesi hatırlandığında kendi içinde tutarlı olduğu hemen anlaşılır.

Kıbrıslı Zenon, özgürlüğü insan doğasını aşmak değil insanın doğa ile uyumunda buldu.Stoacı felsefenin babası olan bu büyük filozof akılcı ve mantığa sıkı sıkıya yapışan görüşleriyle Antik Yunandan Roma İmparatorluğuna kadar uzan çok geniş bir düşünce akımının temellerini attı.Bu temel Roma İmparatoru Marcus Aurelius’ta zirveye ulaştı.Empedokles gibi azatlı bir köleden Roma’nın en yetkili devlet adamlarından biri olan Seneka ve Cicero,Kıbrıslı Zenon’un açtığı yoldan ilerleyerek Stoacılığı neredeyse bir dine dönüştürdüler.Stoacı,doğaya karşı olmak yerine doğaya tabiyette bulmuştu özgürlüğü.(Burdaki görüşleri okuyanlar erdem ile özgürlük kavramlarını karıştırdığımı ile sürebilirler.Burada onlara tüm erdemlerin aslında birşeylere karşı özgürleşerek elde edildiğini kısaca hatırlatarak yanıt vermem gerekir)

Özgürlük arayışı,insanda dünyanın bir başka köşesinde uzak doğuda kendini gösterdi.Buda isimli bir bilge insanın kendini beklentilerden özgürleştirerek yücelebileceğine inanıyordu.Onun için insanın istek ve arzularından doğan beklentileri onun ayağına bir prangaydı.Bunlardan özgürleşmek demek prangaları çözüp yükselmek Nirvana’ya ulaşmak anlamına geliyordu.Nirvana’nın kapısının anahtarı insanın kendi kendinden kurtulması gibiydi.

Alman filozof Kant ise özgürlüğü ahlak felsefesinin temeline yerleştirmişti.Ona göre özgürlük tüm ahlakın temeliydi ve ödev ahlakı denen ahlak teorisi özgürlükle temellendi.Kant’a göre özgürlük sayesinde ancak insan teorik akılın erişemediği antinomiler problemine cevap buluyor,Tanrı yı ölümsüzlüğü ancak bu yolla anlayabiliyodu.Özgürlük olmadığı anda insan bir hiçti.

Özgürlük problemi “Ya veya Ya da” teorisi altında Danimarkalı Kierkegaard tarafından düşünüldü.Ona göre insan kendi özgürlüğü içinde seçim yaparak kendini var edebilirdi ancak.20.yüzyılda Satre özgürlüğe çok daha ilginç bir tanım getirdi.Ona göre insan özgürlüğe mahkum bir varlıktı.

Bugün insan olarak bizlerin gerçekten özgür olup olmadığımız tartışma konusudur.Acıkınca yemek yemeye,tuvaleti gelince tuvalete gitmeye,üzerine korunmak için elbise giymeye mahkum olan,fizik yasalarına tabi ölüme mahkum insan için özgürlük nedir?

Büyük sorunun cevabı bir gün verilebilirse bu cavap soru kadar görkemli olacaktır.

MK

YAZARIN SON YAZILARI
Notlarımdan - 15 Ekim 2018
Geçmişe Mektup - 12 Ekim 2018
Depresif Seçimler - 23 Haziran 2018
Hayır Diyebilmek - 10 Haziran 2018
Zihinsel Uçurum - 13 Nisan 2018
Özgürlük - 24 Ocak 2018
Yeni Ahlak - 25 Aralık 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ