OSMANLI TARİHİNDE BAŞARISIZ BİR “AÇILIM” DENEMESİ: GİRİT SORUNU

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

Emperyalizm ve milliyetçilik dönemi olan 19. yüzyılda bu iki kavramın işbirliği imparatorluk yapısındaki devletlerden çok şeyler götürmüştür. Empeyalist desteği arkasına alan milliyetçi etnik gruplar hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere isyan etmiş ve hakimiyeti altındaki devletlerin hakimiyetlerinden kurtulmaya çalışmıştır. İmparatorluk yapısına karşı meydana gelen bu isyanlardan Osmanlı Devleti de nasibini almış, tarihi süreç içerisinde topraklarını teker teker kaybetmiştir.

Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eden topluluklardan ilk bağımsız devleti kurmayı başaran Rumlar, sadece Yunanistan’ı kurmakla yetinmemişler, “tutsak Helen” olarak ifade edilen Rumların kurtarılması için Yunanistan’ın Rumların yaşadıkları yerleri içine alacak şekilde genişletilmesini hedeflemişler ve bu hedeflerini de “Megali İdea” şeklinde ideoloji haline getirmişlerdir. Bu ideloji  ilk olarak 1844 yılında Yunan Ulusal Meclisi’nde Loannis Kolettis tarafından  ilan edilmiştir. Böylece İstanbul dahil olmak üzere Rumların yaşadığı bütün coğrafyaların Yunanistan’a bağlanması idealleştirilmişti. Rum nüfusu açısından yoğun olan ve Megali İdea kapsamında kalan bölgelerden birisi de Girit Adası’ydı.

Girit Adası 1645 yılında başlayıp 1669 yılında tamamlanmış 24 yıllık bir kuşatma sonucunda ele geçirilebilmiştir. 5 Ekim 1908 tarihinde adanın Yunanistan’a katılmasına kadar Osmanlı Devleti hakimiyetinde kalmıştır. 1821 yılında Mora İsyanı sırasında İsfakya ve Hanya Rumlarının da isyana katılması Girit’in de Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmesi anlamına gelmişti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın çabalarıyla bastırılan bu isyan hareketleri ile 1831 ile 1840 tarihleri arasında Girit, Kavalalı’nın yönetimi altında kalmıştır.

Girit’te Osmanlı Devleti’ne karşı çıkan isyanlardan birisi de 1866 isyanıdır. Bu isyan Yunanistan ve yabancı devletler tarafından desteklenmiş, aldıkları bu destekle 26 Mayıs 1866 tarihinde Epitropiya’da toplanmış olan isyancı Rumlar, Osmanlı Devleti’nde şu taleplerde bulunmuşlardır:

  • Vergilerin azaltılması
  • Vergi usullerinin ıslahı
  • Yol ve köprü yapılmak suretiyle ulaştırmanın kolaylaştırması
  • Müslümanlar karşısında gayrimüslimlere hiçbir garanti sağlamayan adalet sisteminin ıslahı
  • Şahsi hürriyetin garanti edilmesi
  • Nahiyelerde okul ve hastaneler açılması

Bu isteklerin Osmanlı yönetimi tarafından kabul edilmemesi üzerine Girit Rumları isyan etmişti(22 Ağustos 1866). Başlarında Hacı Mihail vardı. Bu şahıs bütün Giritlileri isyana çekmeye çalışıyordu. Halka ilan ettiği beyannâmede “her kim silahını alıp yanıma gelmezse evini ve ailesini yakarım” diyordu. Yeterli derecede kuvvetlendiğine inanan asiler meclisi 2 Eylül 1866’da Girit’in Yunanistan’a ilhakını ilan etmişti. Bu isyanın başarılı olması ise Yunanistan, Rusya ve Fransa’nın edeceği yardıma bağlıydı.

Osmanlı Devleti isyancıların itaat etmesini, aksi halde eşkiya ilan edileceklerini bildirdi. Osmanlı Devleti bu isyanı bir iç mesele olarak görüyordu. Dolayısıyla Avrupalı büyük devletlerin yapacakları müdahalenin uluslararası hukuk açısından geçerliliği yoktu. Osmanlı Devleti Girit’e 12 tugaydan mürekkep bir ordu yolladı. Fakat bu ordu nizami savaş yapabilirdi. Gerilla savaşını yapamayan ordunun komutanı değiştirilerek sorun çözülmeye çalışıldı. Militarist yöntemlerin yanında diplomatik yöntemlerle de isyan yatıştırılmaya çalışılıyordu. Girit ahalisinden 35 temsilci Talia vapuruyla İstanbul’a getirildi ve padişahın iltifatına mazhar oldu. Daha sonra Osmanlı vekilleriyle müzakelere başlandı. İsyancıların bu temsilcileri “hain” ilan etmesi üzerine görüşmeler sonuçsuz kaldı.

Daha sert müdahale etme ihtiyacı duyan Babıali, Mustafa Naili Paşa’yı İstanbul’a geri çağırmış ve yerine Ömer Paşa’yı göndermişti. Ömer Paşa gerilla savaşını bilen bir komutandı. Ömer Paşa, asilere karşı başarı sağlamasına rağmen isyancıların dağlık bölgelere çekilerek savunmasından dolayı net bir başarı sağlayamıyordu.

Girit’teki konsoloslar Girit Rumlarının akıbeti için bir anket hatta plebisit yapılmasını önermeye başlamışlardı. Bunun üzerine Sadrazam Ali Paşa Girit’e gitmeye karar verdi. Ali Paşa, Girit’e yeni bir idare tarzı götürüyordu. 3 Ekim 1867’’de Kandiye’ye varan Ali Paşa törenle karşılandı. Ali Paşa aynı gün ilan ettiği bir beyannâmede Girit nahiyelerini 15 gün içinde, halkın güvenini kazanmış kişilerden 4 müslüman, 4 gayrimüslim temsilcinin kendisine gönderilmesi istedi. Ayrıca Girit’in yeni idare tarzını belirten fermanı da ilan etti. Bu fermanın içeriği şöyleydi:

* Girit adasının mülki’ idaresi padişah tarafından atanacak bir valiye, kalelerin muhafazası da bir komutana verilecekti. Ancak, gerektiğinde padişahın iradesi alınarak valilik hizmeti kumandanlık görevi ile birleştirilebilecekti.

* Valilerin yanında, biri müslüman, diğeri Hristiyan olmak üzere padişah tarafından tayin edilmiş iki müşavir bulunacaktı. Bu arada Girit adası gereği kadar sancaklara ayrılacak ve bu sancaklara padişah tarafından atanacak olan mutasarrıfların yarısı müslüman, yarısı hristiyan olacaktı.

* Müslüman mutasarrıflara hristiyan, hristiyan mutasarrıflara müslüman muavin verilecekti.

* Sancaklar da kazalara ayrılacak, her kazaya bir kaymakam ile, ayni dinden olmayan bir muavin atanacaktı.

* Mülki idarecilerin nezdinde birer idare meclisi olacaktı. Vilayet idare meclisine vali başkanlık edecekti.

* İdare meclisinin reisIeri ise vali, mutasarrıf ve kaymakamlar olacaktı. Bu meclis; iki müşavir, adliye müfettişi, metropolid, defterdar, mektupçular ve halk tarafından seçilen üçü müslüman, üçü hristiyan üyelerden teşekkül edecekti.

* Halkı karma olan sancakların idare meclisleri de karışık olacaktı. Ayrıca, vilayet, sancak ve kaza merkezlerinde cinayet ve hukuk mahkemeleri kurulacak, mahkemelerin müslüman ve hristiyan üyelerini halk seçecekti. Halkı tamamen hristiyan olan yerlerde üyelerin tamamı hristiyan olacaktı.

* Vilayet merkezinde, sancak ve kazalarda davaların görülmesi için birer deavi meclisi kurulacak ve meclislerin üyeleri de yarı yarıya her iki toplumdan seçilecekti. Ancak ahalisi sırf hristiyan olan yerlerde üyelerin tamamı hristiyan olacaktı. Müslümanlar arasında meydana gelecek davalar, şer’iye mahkemelerinde görülecekti.

* Her köyde bir ihtiyar meclisi olacak, sancaklarda ise, islam ve hristiyanlar için ayrı ayrı birer ihtiyar meclisi kurulacaktı.

*Girit vilayetinde bunların dışında bir de umumi meclis bulunacaktı. Bu meclise her kazadan, halkın seçeceği iki üye iştirak edecekti. Ahalisi yalnız islam veya hristiyan olan kazaların üyeleri müslüman veya hristiyan olacağı gibi, karışık olan kazalarda eşit üye seçilecekti.

Meclis, yılda bir defa toplanacak ve Girit adasını ilgilendiren şu işleri görüşüp karara bağlayacaktı:

– Adanın yol ve köprülerine bakmak,

– Kredi sandıkları kurmak,

– Adanın ticaret, sanayi ve ziraat işlerini düzenlemek,

– Eğitim işlerini yürütmek,

– Adanın gelirlerinden bir kısmını ıslahat işleri için tahsis edilmesini sağlamak.

 

Bu programla asiler lehinde yabancı müdahaleye de artık yer bırakmamakta idi. Buna rağmen, asilerin teşkil ettikleri geçici hükumet, bu programı reddetti. Bunun üzerine İstanbul’daki hükumet erkanı büyük devletlere bu konuda verilecek cevabı hazırlamakla uğraştı ve bir süre sonra bunu Ali Paşa’ya bildirdi. Buna göre, asilerin teklifi ya reddedilecek, ya da bü- yük devletlerle görüşülerek bir uyuşma sağlanacaktı. Hatta hükumet üyeleri, devletin mali sıkıntı içerisinde bulunduğunu ileri sürerek büyük devletlerin Girit adasında teftiş isteklerine olumlu bakılması yönünde görüş bildirince Ali Paşa bunu reddetti. Ali Paşa bundan başka, büyük devletlerin adada yapmak istedikleri referandum teklifini de kabul etmedi. Nitekim, Abdülaziz de Ali Paşa ile ayni görüşü paylaştığını Fransız elçisi Mösyö Bourree’ye bildirmişti.

Ali Paşa, ayrıca 20 Ocak 1868 (25 Ramazan 1284) tarihli fermana ait meclis-i umumi hükümlerinin adada uygulanması konusunda da yetkili kılındı!. Bunun ardından Girit adasında siyası, askeri, idari ve mali’ tedbirler uygulamaya konuldu. Bölgede çalışmalara başlayan Ali Paşa, yaptığı incelemelerin sonunda, isyan olaylarının kuvvet zoruyla bastırılmış olsa dahi, Girit’te Osmanlı hakimiyetini devam ettirmenin güç bir iş olduğunu anlamış ve adaya muhtariyet verilmesi hususunda devlet idarecileriyle görüş alış- verişinde bulunmuştur.

Olayların bu derece kritik bir merhalede olduğunu anlayan Osmanlı idarecileri ve padişahı yeni bir takım düzenlemeler yapmak için harekete geçti. Girit adasının huzura kavuşmasını arzu eden Abdülaziz, tarafından gönderilmiş olan ve biraz evvel bahsedilen birinci fermanda, Mart 1284/1868 senesinden itibaren adanın iki senelik aşar vergisinin tamamının afv edildiği; müteakip iki seneye ait verginin de yarısının alınmayacağı, diğer yarısının da adadaki imar ve ıslahat işleriyle ilgili yapılan harcamalara ayrılacağı belirtilmekte idi. Bundan başka Girit’ deki müslüman halkın askerlikten muaf tutulduğu müddetçe, hristiyanların da askerlik bedeli vergisinden muaf oldukları, diğer birtakım hususlarda da iyileştirmeler yapılacağı açıklanmakta idi.

4 Ekim 1867 tarihinden 28 Şubat 1868 tarihine kadar Girit’te kalan Ali Paşa adada tekrar huzuru tesis etmeye çalışmıştır. Belirtilen tarihte yerini Hüseyin Avni Paşa’ya bırakarak İstanbul’a dönmüştür. Hüseyin Avni Paşa idaresinde adada isyan büyük ölçüde bastırılmış, asiler devlete bağlılık bildirmekten başka çare bulamamıştır.

Girit adasında görev yapmış Osmanlı ricalinden biri olan Mehmet Salahi Bey’e göre, Ali Paşa’nın programı Türkleri aciz bir halde Girit’te bırakmış, ayrıca Girit Rumlarını Yunanistan’a daha da yaklaştırmıştır. Girit adasında uygulamaya konulan ıslahat projesi kapsamında Rum ahali çocuklarının eğitimine daha fazla önem vermeye başlamıştır. Eğitim için Yunanistan’a gönderilen gençler bilahare adaya gelerek memuriyete baş- lamışlardır. Nitekim bu durum zamanla öyle bir hale gelmiştir ki, adada memur olarak görev yapan rumIarın büyük bir bölümü Yunanistan’da eğitim görmüş kişilerden teşekkül etmiştir. Bu ise, yakın bir gelecekte Girit’in Osmanlı idaresinden ayrılmasına önemli bir sebep teşkil edecekti.

Osmanlı Devleti’nin Ali Paşa aracılığıyla Girit adasında yapmak istediği ıslahat, gizli emeller peşinde koşan ve Rusya’nın desteği ile Girit’i kendine bağlamak isteyen Yunanistan’ın menfaatlerine aykırı düşmekte idi. Yunanistan bu defa da Rusya’nın teşvik ve desteğini sağlayarak Girit adasını ilhak için açıktan açığa silahlandırmaya başlamış; Yunan başvekili Girit’in ilhakından başka çare olmadığını söylemişti. Nitekim, Ali Paşa, Girit asilerinin Yunanistan’ dan destek gördükleri müddetçe silahlanmaya devam edeceklerini ve adada terör havası estireceklerini biliyordu. Kısa bir süre sonra iki devlet arasındaki ilişkiler yine gerginleşti. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Atina’daki büyükelçisi Fotiyadi Efendi’yi geri çağırdı. Türk limanları Yunan gemilerine kapatıldığı gibi, Yunan tebaası sınır dışı edildi. 2 Aralık 1868 tarihinde Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Osmanlı Devleti tarafından 11 Aralık 1868 tarihinde Yunanistan’a sert bir ültimatom verilerek, devletlerarasında yapılan anlaşmalara sadık kalması, Girit asilerini desteklememesi istenmiştir. Osmanlı hükumeti bunun için Yunanistan’a sekiz gün mühlet tanımıştır. Neredeyse sıcak bir çatışmanın çıkması ise an meselesi haline gelmiştir. Rusya’nın desteğini sağlayan Yunanistan, bu kez Osmanlı Devleti ile pazarlığa girişmeye kalkışmıştı. Avrupa devletleri bu hususta Rusya’yı uyarınca, Rusya Yunanlılara destek çıkmaktan vaz geç- miştir. Türk-Yunan anlaşmazlığını görüşmek üzere, bu sırada Prusya’nın teklifi ve 2 Ocak 1869 tarihinde Fransa kralı III. Napoleon ‘un daveti üzerine 9 Ocak 1869 tarihinde toplanan konferans muhtemel bir çatışmanın önlenmesine gayret sarf etmiştir. Fransa, Rusya, İngiltere, İtalya, Prusya, Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında cereyan eden konferansta Osmanlı Devleti’nin haklı olduğu belirtildikten sonra, Yunanistan’a 28 Ocak 1869 tarihinde verilen şiddetli bir nota ile, muhtemel bir çatışmanın önüne geçilmiş oldu. Böylece, Girit isyanı ile bu isyanın sebep olduğu muhtemel bir Türk- Yunan savaşı da önlenmiş oldu. Fakat bu durum aslında çıkacak olan savaşı sadece 1897’ye kadar erteleyecekti.

1867-69 yıllarında Girit sorununun gidişhatına bakıldığında silahla mücadelenin sorunu çözmeyeceğini anlayan Osmanlı yönetiminin ve başta Sadrazam Ali Paşa’nın Girit’te bir “AÇILIM” başlattığını görüyoruz. İki yıllık süreçte verilen tavizler Girit’i Osmanlı Devleti’ne tamamen bağlayamamış, hatta eğitim özgürlüğü adı altında Girit Rumları Yunanistan’da eğitim görerek daha da ayrılıkçı hale gelmişlerdi.

1868’de Ali Paşa’nın Girit Nizannâmesi adada geçici bir sükunet ortamı yaratmakla beraber sorunu çözememiş, hatta Girit adasının yönetiminin denetlenmesini yabancı denetimine sokmuştur. 25 Ekim 1878’de Girit isyancılarıyla Halepa Misakı imza edilmiştir. Bu Misak’ta

  • Girit Valisi’nin Hrisyan veya Müslüman olabileceği,
  • Vilayet Genel Meclisi’nin 80 kişilik üye kadrosunun 49’unun hristiyan, 31’inin müslüman olması,
  • Memurların yerliler arasından seçilmesi,
  • Rumca’nın Türkçe gibi resmi dil kabul edilmesi,
  • Vergi gelirlerinin fazlasının adanın amme giderleri için kullanılması gibi maddeleri vardır.

Bu sözleşme Girit’i Osmanlı Devleti’nde koparma sürecini hızlandırmaktan başka bir şeye yaramamıştır. 1880’de Yunanistan ile sınır müzakereleri üzerinde Sultan II. Abdühamit vükeladan rapor istemiştir. Vükela verdiği raporda; Yunanlılara Girit, Sisam ve İpsara adalarının terki husununu incelediklerini belirtmiş, Sisam ve İpsara adalarının verilmesini mahzurlu gördüklerini fakat Girit adasının hem ahalisinin ekseriyetle gayrimüslim oluşu hem de varidatının(gelirinin) az oluşu gerekçe gösterilerek Yunanistan’a terk edilebileceği ifade edilmiştir.  Bu karar vükela heyetinden çoğunluklu olarak geçmiştir. Abdülhamit bu karardan hoşnut olmamış ve meselenin bir daha incelenmesini talep etmiştir. 1886’da Bulgaristan Prensliği ile Doğu Rumeli’nin birleşmesi Girit meselesinin alevlenmesine sebep oldu. Giritliler adanın Yunanistan’a ilhakinin kabul edilmediği takdirde  Halepa Misakı’nın muhtariyet ile ilgili hükümlerinin genişletilmesini istemeye başladılar. Dolayısıyla Halepa Misakı Yunanlılar’a Girit üzerindeki talepleri için meşru bir zemin oluşturuyordu. II. Abdülhamit adaya gönderdiği genel valilerle Helepa Misakı’nı ihlal ederek Ali Paşa öncesi döneme dönülmek istendi. Bu da Rumların Osmanlı yönetimine cephe almasıyla sonuçlandı. 1898’e kadar yaşanan iç çatışma Rusya’nın isteği doğrultusunda Prens Yorgi’nin Girit Genel Valisi olmasıyla sonuçlandı. 21 Aralık 1898’de idareyi eline aldı. 1899’da kurucu meclis toplanarak hukukçu Venizelos’un hazırladığı anayasayı kabul etti. Girit’te bir bayrak oluşturuldu. Özel posta pulu kullanılmaya başlandı. İtalyan subayları nezaretinde Giritli polis teşkilatı kuruldu. Böylece Girit görünüşte Osmanlı Devleti’ne ait görünse de artık devletin Girit üzerinde bir hakimiyeti söz konusu değildi. Abdülhamit’in Girit ile ilgili son düşünceleri ise şunlar olmuştur: “Bize, bu kadar kana mâl olan bu güzel ada ne de olsa bir gün bizden koparılacaktır. Eski projemin tatbik mevkiine konulması iyi olurdu. Girit’i Yunanlılara feda etmek istiyordum; bu suretle her vakit için Tesalya’yı temin etmiş olacaktım.” Bu ifadelerle 1878 Berlin Antlaşması’yla ortaya çıkan Yunanistan yapılacak olan sınır düzenlemeri kapsamında Yunanistan’a Tesalya’yı vermektense Girit’i vermeyi tercih ettiğini ifade etmektedir. Girit bundan sonraki süreçte de sorunlu bölge olma özelliğini korumuş, Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra da 5 Ekim 1908 tarihinde Yunanistan’a katıldığını ilan etmiştir. Böylece elinde tutmak için Osmanlı Devleti’nin verdiği onca taviz bir hiç uğruna verilmiştir.

Sonuç olarak, Osmanlı Devleti hakimiyeti altındaki Girit Adası’nı elinde tutabilmek ve Yunanistan’a katılmasını engellemek için kendisine karşı isyan etmiş olan Rum eşkiyayı silahlı mücadeleyle ortadan kaldırmak yerine müzakere yoluyla sorunun çözülmesine çalışılmış, müzakereler de isyancıların isyanı sona erdirmesi karşılığında birtakım tavizler verilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. Ali Paşa’nın geniş kapsamlı ıslahat projesi Girit Rumlarını ülkeye bağlayamamış ve alınan tavizlere yeni tavizler eklenmesinin yolunu açmıştır. Ali Paşa’nın verdiği tavizler Halepa Misakı ile daha da artmıştır. Ali Paşa ıslahat programıyla Girit’i Osmanlı hakimiyetinde tutmayı başarmış ve Yunanistanla savaşı kısa vadede önlemiştir. Fakat Osmanlı Devleti’nin egemenlik hakları Girit’e verilen tavizlerle oldukça sarsılmıştır. Böylece Girit Adası “AÇILIMI” başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Taviz ve müzakere ile devlete karşı isyan edenlerin devlete bağlanamayacağının görülmesi açısından Girit önemli bir örnektir. Teröristlerle müzakere ederek teröre son vereceğine inananlar Girit örneğini iyi okumalıdırlar. Tarih biliminden nasibini almamış politikacılar yüzünden tarih bilimi “geçmişten ders alarak geleceği yönlendirme misyonundan” saptırılıp, günlük siyasi çıkarlara malzeme edilmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ