MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUN’A ÇIKIŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

Emperyalizme karşı Türk Kurtuluş Mücadelesinin başlangıç tarihi olan 19 Mayıs 1919 tarihi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde şüphesiz ki çok önemlidir. Atatürk’ün Samsun’a çıkışı üzerine de çok şey yazılıp söylenmekte yine yalanlarla örülü bir tarih yazımı ortaya çıkmaktadır.

Atatürk’ü Samsun’a götüren gelişmelerin ne olduğunu iyice anlamak ve meseleyi bu bağlamda değerlendirmek lazımdır.  Bilindiği üzere 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi yapılmıştır. Bu mütareke yapıldığında Mustafa Kemal Paşa Adana’da Yıldırım Orduları Komutanlığı yapıyordu. Mütareke hükümleri gereğince ordusu dağıtılmıştı ve orduların dağıtılması konusunda Sadrazam ve Harbiye Nazırı İzzet Paşa ile sorun yaşamıştı. İzzet Paşa Mustafa Kemal Paşa’yı telgraf makinesi başına çağırarak hemen İstanbul’a dönmesini istedi. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldiğinde 22 İngiliz, 17 İtalyan, 12 Fransız ve 4 Yunan gemisinde oluşan 55 parçalık düşman filosu Dolmabahçe önüne demirlemişti. Ordu komutanları İstanbul’a çağırılmış, askerler terhis edilmeye başlanmışt, İttihatçı liderler Yurtdışına kaçmıştı. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geldiği andan itibaren yeni kurulacak kabinede yer almak için çalışıyordu. Harbiye Nazırlığı görevine talipti. Bu talebini hem kabineyi kuracak İzzet Paşa’ya hem Padişaha bildirmişti. Padişahın onaylaması halinde İzzet Paşa hayır diyemezdi. Her ne kadar Padişah Mustafa Kemal Paşa’ya güveniyorsa da onu politikadan uzak tutuyordu. Yani Padişah Mustafa Kemal’i kabinede istemedi. Zaten Vahdeddin’in müdahaleci tutumu Mustafa Kemal’in mizacıyla örtüşür müydü? O da ayrı bir mesele.

İngilizler İstanbul’a yerleşince amansız bir “İttihatçı avı” başlattılar. Ocak-Şubat 1919 döneminde sadarette bulunan Tevfik Paşa döneminde İngilizler 223 kişi hakkında tutuklama kararı çıkardı. Damat Ferit iktidara gelince aydınlar, siyasetçiler tutuklanarak Bekirağa Bölüğü’ne tıkıldı. İşgalciler önce mütarekeye zorluk çıkaran askerleri tutuklayıp Malta’ya sürdüler. Medine Kumandanı Fahreddin Paşa, 9. Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa, Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa gibi üst düzey komutanlar bu muameleye maruz kalırken, Mustafa Kemal Paşa niçin sürgün veya kovuşturmaya maruz kalmamıştır sorusunun kafanızda canlandığı aşikardır. Şunu belirtelim; Mustafa Kemal Samsun’a gönderilmeden 80 gün önce İngilizlerin kara listesine girmişti. İngiliz istihbarat subayı Yüzbaşı Hoyland’ın 28 Şubat 1919 tarihli listesinde İstanbul’dan sürülecek askerler arasında Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Halil Paşa, İsmet Paşa ve Kel Ali gibi isimler bulunuyordu. Ancak anlaşıldığı üzere İngilizler önceliği kendi savaş esirlerine kötü davranan askerlere vermişlerdi. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a geldiğinde Harbiye Nezareti emrinde boşta bir komutandı. 2. ve 7.Ordu ve Yıldırım Orduları Komutanlıkları yapmış olmasına karşın hakkında İngiliz esirlere kötü davranma suçlaması yoktu. Bunun yanında İttihatçılıkla çok erken bir tarihte bağlantısını kesmiş ve hatta İttihatçı ve Enver Paşa muhalifi olarak biliniyordu. İngilizlerin eliyle hükümet eliyle yapılan tutuklamalar ve sürgünlerde İttihatçılara öncelik verilmişti. Mustafa Kemal Ermeni Tehcirine de bulaşmamıştı. Mustafa Kemal’i İngilizlerin gözünden kaçıran diğer bir etken hükümetle kurduğu iyi  ilişkilerdir. Samsun’a çıkış öncesinde Başyaver Naci Bey aracılığıyla Sarayla temas kurmuş, Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey ve Bahri Nazırı Avni Paşa ile samimi bir ilişki kurmuştu. Bütün bu gelişmeler Mustafa Kemal’i tehlikeli biri olmaktan çıkarıyor ve İngilizler gözünde hükümet dostu olarak görülmesine sebep oluyordu.

Mustafa Kemal-Saray ilişkilerinde üzerinde durulacak esas nokta Vahdeddin’in Mustafa Kemal’ güvendiği gerçeğidir. Aksi bir durumda Vahdeddin’in, Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliği ile Samsun’a gönderilmeyeceği muhakkaktı. Çünkü; Vahddeddin henüz veliahtken yapmış olduğu Almanya gezisinde Mustafa Kemal’i de yanında götürmüş, 4 Temmuz 1918’de Vahdeddin tahta çıkınca kendisine Mustafa Kemal tarafından tebrik telgrafı gönderilmiş, 19 Temmuz’da da Lütfi Simavi’ye gönderdiği mektupla cülus merasimini kutlamış, 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönünce Vahdeddin’e selamlık ziyareti gerçekleştirmişti. Mustafa Kemal’in Vahdeddin ile  arasındaki bu diyalog Samsun’a gönderilmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

Samsun’a bir ordu müfettişi gönderilme ihtiyacı Yunanlıların İzmir’e gerçekleştirdikleri çıkarmanın(15 Mayıs 1919) öncesine dayanır. Bu ihtiyaç 21 Nisan 1919 tarihinde İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’un Karadeniz kıyılarında teşekkül eden bütün Milli Şuraların dağıtılması ve aşayişin sağlanmasını talep ettiği notasıyla ortaya çıkmıştır. Eğer Karedeniz kıyılarında aşayiş sağlanmazsa Mondros mütarekesinin 7. Ve 24. maddeleri gereği bölgenin işgal edileceği tehdidi ortaya çıkmıştır. Bu nota üzerine Damat Ferit, Harbiye Nazırı Şakir Paşa ve Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Beyle görüşerek sivil ve askeri yetkileri olan birinin bölgeye gönderilerek İngilizlerin çenesinin kapatılmasını istedi. Bu düşünce hükümet kararnamesine dönüşürken Mustafa Kemal Paşa’nın adı nasıl ilk sırada yer almıştır? sorusu önemlidir. Osman Selim Kocahanoğlu’nun Atatürk-Karabekir Kavgası isimli çalışmada yer alan Ali Fuat Paşa’nın görüşüne göre Mustafa Kemal’in gönderilmesi fikri Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’den gelmiştir. Orhan Çekiç’in “İmparatorluk’tan Cumhuriyete 1919 Samsun’dan Erzurum’a” adlı çalışmasında Mustafa Kemal Paşa’nın 29 Nisan’da Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın kendisini Harbiye Nezareti’ne çağırdığı, İngilizlerin raporlarının kendisini tebliğ edldiği ve Samsun bölgesine kendisinin gönderilmesinin uygun görüldüğünü söylediğini anlatılmaktadır. Atama kararından önce Damat Ferit İngiliz Komiserliği Baştercümanı Mr. Ryan’ı bilgilendirdiği gibi, Fevzi Paşa da Mustafa Kemal’in İttihatçı olmadığı teminatını vermişti. Özetle; Samsun bölgesine yapılacak olan müfettişlik görevi komplo teorisyenlerinin ortaya attığı gibi Mustafa Kemal’i örtmek için bir kılıf değil, İngilizlerin vermiş olduğu aşayiş notasının bir gereğidir. Müfettişliğe atama teklifini Mustafa Kemal’e Harbiye Nazırı Şakir Paşa yapmış, Anadolu’ya geçmek için fırsat kollayan Mustafa Kemal de bunu sevinerek kabul etmiştir. Bir yerlere ordu müfettişi olarak atanan sadece Mustafa Kemal de olmamıştır. Mesela Mersinli Cemal Paşa  da 2. Ordu Müfettişi olarak Konya’ya atanmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişliğine atama kararı Meclis-i Vükela tarafından 29 Nisan 1919’da onaylandı. Padişah Vahdeddin ise 30 Nisan’da Meclis-i Vükela kararını imzaladı. 5 Mayısta Harbiye Nezareti, Mustafa Kemal’in talimatname gereği vereceği emirlerin mülki amirler tarafından yerine getirilmesi için genelge çıkarılmasını Dahiliye Nezaretinden istemiş, Meclis-i Vükela’da görüşüldükten sonra bu genelge de yayınlanmıştır. Mustafa Kemal’in atama kararı çıktığında Erkan-ı Harbiye Umumi Reisi Fevzi Paşa’ydı. 9. Ordu Müfettişine geniş yetkiler tanıyan Talimatname Mustafa Kemal Paşa ile Kazım Paşa(İnanç) arasında kararlaştırıldı. Bu Talimatnameye göre 9. Ordu Müfettişliği görevinin müşterek unsurları şunlardı:

  • Vaziyet sadece askeri değil aynı zamanda mülki idi.
  • Bu vazife ile asayiş-i dahilinin iade ve istikrarı sağlanıp asayişsizliğin esbab-ı hudus(olayların sebepleri) tespit edilecek, mıntıkada bulunduğu söylenen silah ve cephane toplattırılıp muhafaza altına alınacaktı.
  • Muhtelif mahallerde bir takım şuralar kurulduğu, bunların asker topladığı ve ordunun gayri resmi olarak bunları himaye ettiği iddia olunduğundan; böyle şuralar mevcut olup da asker topluyor, silah tevzi ediyor ve ordu ile münasebette bulunuyorsa bunlar katiyyen men edilecekti.
  • Mıntıkada ödete beride müteferrik bir halde mevcudiyetinden bahsedilen esliha ve cephane bir an evvel toplattırılarak münasip depolara iddiharı vem muhafaza altına alınması sağlanacaktı.
  • İki fırkalı Üçüncü(Sivas) ve dört fırkalı Onbeşinci (Erzurum) Kolordular doğrudan müfettişlik emrine verilmişti.

Talimatname 7 Mayıs’ta Meclis-i Vükela’da görüşüldükten sonra kabul edildi ve Mustafa Kemal’e verilerek acele hazırlanması istendi. Mustafa Kemal’de acele etmiş, 13 Mayıs’ta Harbiye Nezareti’ne verdiği yazıda karargahını belirlediğini, ihtiyaçları için gerekli paranın verilmesinden 3 gün sonra hareket edebileceğini belirtmiştir. Buraya kadar yaşanan gelişmeler Mustafa Kemal’in saray veya İngilizlerin dikkatini çekecek herhangi olumsuz bir davranış ve tutumda olmadığını göstermektedir. Aksi halde Mustafa Kemal’in böylesine üstün yetkilerle ordu müfettişliğine gönderilmesini bir kenara bırakalım kendisini Bekirağa Bölüğü’nde bulurdu. Mustafa Kemal Paşa’nın müfettişlik yetkisini aldığında sarfettiği sözleri Falih Rıfkı Atay Atatürk’ün Hatıraları isimli kitaba koymuştur:

“…Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırıyordum. Kafes açılmış, önünde geniş bir alem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.”

Mustafa Kemal’in Anadolu görevini yorumlayanlardan birisi de Damat Ferit kabinesinin üyelerinden birisi olan Ahmet İzzet Paşa’dır. Mustafa Kemal Paşa’nın Anadoluya göreve gönderilmesini şöyle yorumlar: “…Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu memuriyeti Sarayla Ferit Paşa arasında meydana gelen telaş ve uyanışın sonucudur. Mustafa Kemal cüretli ve laubali hareketleri ve genç İngiliz subaylarıyla ilişki kurarak bazı devlet adamları ve makamlarının, cu cümleden olarak sadrazamın zihnine dokunacak tehditkar bir vaziyet almıştı. Gerçeğe bakırlırsa yolsuzluğa ve tehcire bulaşmamış olduğundan kendini yakadan silkmek için Dünya Harbinden kalan bir ipucu da yoktu. Ferit Paşa, Sarayı ve İngiliz karargahını herkesten kıskandığı için Padişahın tanışıklığını kazanmış, İngilizlerle ilişki içerisindeki şöhretli bir generalin varlığını çekemezdi. Dolayısiyle İstanbul’dan sevindirilerek çıkarılma düşüncesi bu tayinde etkili olmuştur.”

Sadrazam Damat Ferit Paşa Mustafa Kemal’e verilecek talimatları Meclis-i Vükeladan geçirmeden önce onunla son kez görüşmek için 14 Mayıs 1919  Çarşamba günü akşamı Müfettiş Paşa’yı Sadaret konağına akşam yemeğine davet etti. Yemekten sonra Sadrazam Mustafa Kemal ve yemeğe katılan bir diğer kişi olan Cevat Paşa’yla görüştü. Bu görüşmede dikkat çeken şey aynı gün Yunanlıların, İzmir’e asker çıkarma hazırlığı yaptığı, Yüksek Komiser Amiral Calthorpe’un, İzmir Valisi Kambur İzzet ve Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’yı ziyaretle İzmir istihkamlarının işgal edileceğini bildirdiği ve aynı gün İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Webb’in, Sadrazam Damat Ferit’i ziyaret ederek Yunanlıların İzmir’e çıkarma yapacağını bildirmesine rağmen bu durum yukarıda bahsedilen akşam yemeğinde dile getirilmemiş, Mustafa Kemal bu durumdan haberdar edilmemişti.

15 Mayıs’ta Harbiye Nezareti’ne veda için gelen Mustafa Kemal Fevzi Paşa ve Cevat Paşa ile görüştü ve bu üçlü 5 madde üzerinde anlaştı:

  • Zaten kararlaşmış olan ordu müfettişliğinin bir an önce teşkili ile ordunun emir ve kumandasının tanzimi
  • Mümkün olduğu kadar çok miktarda silah ve mühimmatın anadoluda toplanması ve itilaf devletlerine teslim edilmemesi
  • İstanbul hükümeti tamamenişgal kuvvetlerinin elinde esir olduğundan burada verilecek emirlerin icra edilmemesi için Anadolu’da bir milli irade vucuda getirilmesi
  • Milli galeyandan istifade olunarak Kuva-yı Milliye teşkili ve milli iradenin buna istinat ettirilmesi
  • Artık mutlak müdafaada kalınmayarak tecavüzkar düşmanlarımız üzerinde mukabil taarruza geçilmesi.

Mustafa Kemal zaten merkezden verilen emirleri yerine getirmeyeceğini ifade ettikten sonra üç paşa(Mustafa Kemal, Fevzi ve Cevat Paşalar) vatanın kurtuluşuna kadar çalışacaklarına yemin ettiler.

Aynı gün ortaya çıkan bir diğer gelişme de Mustafa Kemal ile Vahdeddin arasında geçen vedalaşma seramonisidir. 15 Mayıs Perşembe günü Mustafa Kemal Paşa Yıldız Sarayı’nda padişahın huzuruna kabul edildi. Padişah ve yaver-i şehriyari dizdize gelecek kadar yakın oturdular. O anda orada konuşulanları Mustafa Kemal’den dinleyelim:

“…Vahdeddin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı. Paşa paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Elini biraz önce bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti: Tarihe geçmiştir. O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum. Bunları unutun dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin!”

“… Kendisine basit cevaplar verdim. Hakkındaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ettim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.” Bunları söylerken kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum… Memleketi kurtarmak  lazımdır, istersem bunu yapabilir mişim. Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyor ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri tedip edersem, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım. Muvaffak ol! Hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra huzurdan çıktım.”

Vahdettin ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki bu ikili görüşme  Mustafa Kemal Paşa’nın Falih Rıfkı Atay’a anlattıklarıyla bize ulaşmıştır. Görüşmenin görgü tanığı veya şahidi olmamıştır. Görüşme Yunanlıların İzmir’e çıktıkları güne denk gelmiş, buna karşın Padişah, Müfettiş Paşa’ya muvaffak ol diye hitap etmiştir. Mustafa Kemal’in bu anlattıklarında alternatif tarihçilerin işine yaracak bir ifade yatmakatadır: “Paşa Paşa ülkeyi kurtarabilirsin.” Bu ifadeye dayanan bazı şahıslar işte bakın Vahdettin Mustafa Kemal Paşa’yı Milli Mücadele’yi başlatsın diye gönderdi şeklinde yansıtmaktadırlar. Fakat bu doğru değildir. Bu konuşma sonrasında yaşananlar, Milli Mücadele esnasındaki gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde Vahdettin’in bir Milli Mücadele başlatmak gibi düşüncesi olması mümkün gözükmemektedir. Vahdettin’in kastettiği şeyi Mustafa Kemal doğru yorumlamıştır. Padişahın kendisinden istediği İstanbul hükûmetinin politikası doğrultusunda gittiği bölgede aşayişi sağlamak, milli bir direniş oluşmasını engellemek ve Mondros Mütarekesi doğrultusunda bölgenin işgal edilmesini engellemektir.

Özetle;

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gönderilmesi bir komplo teorisinin kılıfını oluşturmak için değil, macburiyetten gerçekleşmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun’a gönderilmesinde İttihatçı olmaması, Ermeni Tehciri ile ilişkisi olmaması, Enver Paşa’ya muhalif olması ve hükûmet yetkilileriyle iyi lişkiler kurması etkili olmuştur. Mustafa Kemal Samsun’a devletin resmi görevlisi olarak, Samsun ve havalisindeki Türkleri tedip etmek, ellerindeki silahları toplamak ve aşayişi sağlamak üzere gönderilmiştir. Yani Bazı alternatif tarihçilerin dediği gibi Milli Mücadeleyi başlatmak için gönderilmemiştir. Tam tersine başlaması muhtemel bir isyan hareketini önlemek için gönderilmiştir. Fakat, Atatürk herşeyi göze alarak aldığı emirleri dinlememiş ve Anadolu’da bağımsızlık ateşini sönmemek üzere yakmıştır. İşte o ateşi söndürmek isteyenlerin Atatürk’e bu kadar alçakça saldırmalarının sebebi budur. Geçenlerde Cengiz Özakıncı’nın bir programını izliyordum. Şöyle bir tespitini paylaştı: “Atatürk’e yapılan her saldırının kaynağı dışarıdadır.” Ve bu tespitini belgelerle de her seferinde kanıtladı.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı yerine, 19 Mayıs Atatürk’ü Anlama Gençlik ve Spor Bayramı desek daha doğru olur kanaatindeyim. Anmak ile bir kişinin değeri ortaya çıkmıyor. Anlanan ve anlaşıldıkça sevilen düşünceler daha değerli oluyor diye düşünüyorum. Atatürk’ün fikirlerinin hala geçerli olması onun anlaşılmasını ülkemizin geleceği adına zorunlu hale getiriyor…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ