MEHMET TAŞ YAZDI: BİR GARİP İNSAN, VURAN VURANA…

MEHMET TAŞ YAZDI: BİR GARİP İNSAN, VURAN VURANA…

BİR GARİP İNSAN, VURAN VURANA !

Evrensel bir terim olan işçilik ve yine evrensel bir varlık olma özelliğini taşıyan işçi.  Tarihten bu yana var olan, bir umut sabahlara uyanan, bir lokma ekmek uğruna bir ömür harcayan o varlık. Emeği çalınan, hakkı yenilen, umudu kelepçeli, geleceğinin varlığı yokluğu belli olmayan ve karanlığa mahkum o canlı. Her sabah yeni acılara uyanan, her gece; yeni gelecek sabaha umutlanan o insan. Evrenselliği bilindiği için bütün evren tarafından ezilen, bir sömürüye bir namussuz düzene esir olmuş o insan, o ana, o baba, o canlı, o emekçi: ” İŞÇİ ”

images (2)

İşçi, alın terinin sembolüdür.Helal kazanç damlar alnından işçinin.Elleri nasırlıdır ancak en güzel el onların elleridir. Emeği ile var olur, emeğiyle umutlanır, hayatını emeğiyle kazanır işçi. Duruşu diktir,vicdanında alın teriyle kazanmadıklarının azabını taşımaz.Sömürülse de ayıp sömürülenindir aslında,bu yüzdendir başının dikliği. Kapitalist düzen,  bu başı dik onur sembolünü piyon yapmış, sömürmüş, canını insan kaynakları masasında pazara çıkarmıştır. Bu adalet düşmanı düzenin yükünü omuzlarında taşır işçi.

Yüzyıllardır süregelen bu tabaka her nedense asla yükselmez, ancak çok  daha kötüye gittiği öylesine sık görülür ki akıl alır gibi değil.  Peki onca sene verilen emek, onca yıl harcanan çaba nasıl olur da sadece karın doyurmakla  kalır ? Neden bunca insan şanına şan, malına mal katarken bu tabaka sadece ” açlıktan ölmeyen ama karnı da doymayan” olarak kalmakta ?  Ezilen, sömürülen, hiçe sayılan emekçilere selam olsun !

Emekçinin canından nemalanan düzenin çarkında dönmekle geçer hayatı onun.Sırtından geçinenler şişirir doymak bilmez karınlarını.Vicdanları küçülmüş, mideleri şişmiş, nefislerinden ibaret olmuşlardır,bu kan emiciler.Alın terinin karşısındaki bu vicdan cüceleri onun sırtından ilan etmişlerdir,bu haksız düzende krallıklarını.İnsan, insanın sırtındadır bu düzende. Her biri, bir bardak suya muhtaç olduklarını unutmuş,adalet duygusu Kaf dağının arkasına atılmıştır.

YAPTIRIM MI AHLAKSIZLIK MI ?

Peki bir tabakanın; dünyanın her yerinde sayıca üstün ancak ”çoğunlukların hükmettiği” gerçeğine aykırı olan bu tabakanın ezilmesi neden ?  Hiçe sayılması, haksızlıklara uğraması, sömürülmesi neden ? Bölgesel bir güç mü yoksa küresel bir güç mü ? Ya da bir ahlaksızlık mı ?

İnsanı açgözlülüğü, sahip olma tutkusu , kapitalizm adı altında resmileşmiştir.Serbest piyasa ekonomisi,yeni dünya düzeni gibi parlak renkli sözlerin altında sömürülen işçinin ahı vardır.Hesapsız kalmayacak bir ahtır o.

Evrensel olan bir tabaka muhakkak evrensel özellikler ve yaptırımlar da taşımaktadır. Bu yaptırımlar bölgesele indirgendiğinde ufak farklılıklar taşıyabilirler ancak evrenin her yerinde birbirine çok yakın yaptırımlar, güç kontrolü ve ahlaksızlıklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Örneğin; dünyanın diğer ucunda bir işçinin 8 saat olan çalışma süresi, ücreti arttırılmadan 10-12 saate çıkarılıyor ve yapmadığı takdirde işine son verilebiliyor. Aynı ahlaksızlıkla dünyanın diğer noktalarında da karşı karşıya kalınmakta. Peki bu tabakaya ait insanlara yapılan bu zulüm ve ahlaksızlık dünyanın her yerinde aynı ise yapılan bu zulüm ve ahlaksızlık da ” evrensel ahlaksızlık” sınıfına uymaz mı ? Bir ülkede olan bir durum ahlaki değerlerden uzak görülüyor ise bu diğer ülkelerde de gayet ahlaksızlıktır.

Bu yaptırımların evrenselliği, bölgesel kontrollerden mi kaynaklı ? Yoksa evrensellik özelliği taşıyan ahlaksızlığın, bölgesel kontrollere baskısı sonucu gelişen bir durum mu ? Bir ülkede yapılan ahlaksızlığa, haksızlığa  göz yumuluyor ise diğer ülkeler de o ahlaksızlığa ortak olup, kendi ülkesinde olan bitene göz yummak zorunda mıdır ?  Bu görmezden geliş politikası, sosyal tabakaların mı yoksa ülke yöneticilerinin mi  ? Bunu şöyle değerlendirelim: Toplumlar yöneticilerini kendileri seçerler.Bu yöneticiler bu toplumların aynasıdır. Evet toplumun hepsi bir tek kişide karar kılmaz ancak seçilen yöneticiler toplumun çoğunluğunun seçtiği bir yöneticidir ve onu seçen çoğunluğun özelliğini yansıtır. Seçilen bir yönetici kendi sorumluluğunda olan ülke veya bölgede olan bitenden sorumludur. Olumlu ya da olumsuz olaylara ve bu olaylara müdahalesi veya göz yumması onun ahlaki değerlerini yansıtmaktadır. Örneğin; işçilere yapılan haksız davranışlar ve emek hırsızlığı gibi olaylar bir toplumun ahlaki değerleri, ahlak seviyesi ve insanlığıyla alakalıdır. Ahlaklı hiçbir toplum bir çalışana, bir insana bu ahlaka aykırı davranışları sergilemez. Aynı şekilde seçilen bir yöneticinin, bir liderin de bu olaylara yaklaşımı, yaptırımları ve düzenlemeleri de o yöneticiyle ilgili ahlaki değerleri ortaya koymaktadır. Buradan bir varsayımda bulunursak ; ahlaksız yöneticileri, ancak ahlaksız toplumlar seçerler ve her yönetici kendi toplumunun aynasıdır.

İLAHTAN DAHA İLAH ”SERVET” !

İlah kavramının karşılığını muhakkaktır ki bilmeyen yoktur. Peki servet ? Nedir servet ?  Ya İlahlaşan servet ? Nasıl olur da maddi bir varlık, bizim icat ettiğimiz bir araç bize hükmeder ? Nasıl olur da böyle bir icat için bütün inanışlara karşı gelir bütün emekleri hiçe sayarız ? Nasıl olur da Servete ulaşmak için bütün hakları, bütün insanlığı ezer bütün onurları kırıp , her türlü ahlaksızlığı yaparız ? işte tam da bu noktada ilahlaşıyor servet. Öylesine hükmediyor ki insanoğluna, öylesine yönlendiriyor ki insanoğlunu ve ölesiye kapılıyor insanoğlu o güce. Yakıp yıkıyor ne varsa etrafında, harcıyor bütün insanlıkları ve muaf oluyor bütün ahlaki değerlerden. Ve ilahtan daha İlah bir güç ile karşı karşıya kalınıyor. O isterse öldürüyor, o isterse yakıyor, o isterse yok ediyor , o isterse sorgusuzca sualsizce uyuyor ve emirlerine amade bir şekilde yaşıyor. İşte bu yüzden ” İlahtan Daha İlahtır Servet ” … !

Gözü paradan başka hiçbir şey görmeyen bu ahlaksızlık abideleri, bir insanı değil koskoca bir toplumu hiçe sayabilir. Söz konusu para olunca insan onuru ve hayatı hiçbir önem taşımaz, hiçbir insani değer; göz önünde bulundurulmaz. İlahi bir güçmüşçesine, ona itaat etmek zorundaymışçasına, öylesine kör bir hırsla bütün insanlıklar hiçe sayılmaya devam eder. Bu ilahlaştırma bir tek noktada bulunmakla kalmayıp, adeta bir virüs gibi insandan insana bulaşıp, insanlık tarihinin en kara sayfasında kendine yer edinmektedir.Tarihin en büyük savaşları, en büyük insan katliamları, doğa katliamları gibi olayların sebebi yine bu ” ilahlaştırılmış ve sonsuz servet” sahibi olma anlayışıdır..

Temennim bütün bu ilahlaştırmaların, ahlaksızlıkların,hırsızlıkların,ezilmelerin,hiçe sayılmaların bir gün sonra ermesi, dünyanın bütün insanlık adına yaşanılabilir olması.İnsanların sadece kendine yapılana değil, her alanda yapılan yanlışa,haksızlığa, ahlaksızlığa, bozuk düzene müdahale edip, en azından bir takım yanlışları düzeltme çabasında olması, ve en kötü ihtimalle bunu dile getirmesi, dur demesi. Bugün bir yerde yapılan bir ahlaksızlığın yarın bize yapılmayacağının asla garantisi olmaz.

Unutmayalım ki İnsan ; ancak ahlak öğelerini taşıyor ve buna göre yaşıyorsa insandır.  

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ