Madaya’da Çocuk Olmak

Murat Kavak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 65 makalesi bulunuyor.

Hava kararmaya yüz tutmuştu.Uzak silah sesleri, aralıklarla akşam sessizliğini bozuyor;felaketin henüz bitmediğini,bu korkunç kabusun devam ettiğini,kapana kısılmış şehir halkına hatırlatıyordu.Bu şehirde sokakta; silahsız,korumasız gezmenin,kendini ateşe atmaktan bir farkı yoktu.Açlıktan gözü dönmüş insanlar,şehrin çatışmalardan delik deşik olmuş binanlarıyla dolu sokaklarında,karınlarını doyurabilmek için kedi köpek avına çıkmışlardı.Ağaç yaprakları,bahçelerde tek tük kalmış yeşil otlar,evcil hayvanlar dışında yiyecek hiçbir şey yoktu.Şehrin zengin insanları,paranın değeri olmadığı bu yerde, bir kaç stokçunun elinde kalan prinç,bulgur gibi besinleri ya ABD doları yada altın karşılığı alabiliyordu.

Sıcak bir ekmek yada dalından yeni koparılmış bir meyve tadı neredeyse unutulmuştu.Şehrin kenar mahallerinde oturan,eskiden fırıncılık yapan Abdullah’ın 7 yaşındaki oğlu Salih,yeni tutuşan sobanın alevlerinin yansıması ile tavanı loş şekilde aydınlanmış odada yatağında,iyice örtünmüş kıpırdamadan yatıyordu.

Sobaya bir kaç ince odun daha atan babası, Salih’in hemen yanındaki sandalyeye güçlükle oturdu.Bir deri bir kemik kalmış ellerini,artık iyiden iyiye kendisine bol gelen pantolonunun örttüğü dizlerinin üzerine koydu.Salih,yatağında başını babasına doğru çevirdiğinde, onun ellerine dikkatle baktı Daha bir kaç yıl öncesine kadar,iki katlı evlerinin zemin katında bulunan fırınlarında,elli kiloluk un çuvallarını banamısın demeden kaldıran,fırının başında küreğini kullanırken bir pehlivanı andıran babası, şimdi bir deri bir kemik kalmış;o çok sevdiği ellerinin damarları ve kemikleri çıkmış, adeta kurumuştu.Salih artık uyuşmuş,içten gelen tüm bedenini bir titremeyle ele geçiren sıtma nöbetleri dışında hiç bir şey hissetmiyordu.Son iki günde açlık sebebiyle iki kez bayılmıştı.Derin ancak kısa kısa nefes alıyor,gülükle konuşabiliyordu.Salih,babası ile göz göze geldi;

“Baba,” dedi,güçlükle.”Dedin ya! Hani,Allah,kimseyi aç bırakmaz elbet rızkı gönderir,bugün gelir mi yemeğimiz,sence, olur mu?”

Babası,kuru elleri ile dizlerini sıktı.Bir cevap aradı,bulamadı;

“Hadi biraz uyu Salih,elbet olur yemeğimiz bizimde,” diyebildi

Salih,yan dönecek oldu,dönemedi.Oda ısınmaya başlamıştı.Sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın buharı ıslığa benzer ince bir ses çıkarıyor,odadaki derin sessizliği bozuyordu.

“Baba” dedi,Salih tekrar; “Fırınımız varken ekmek yerdim sıcak sıcak, hani ayranda yapardık.Biber pişirirdik.ne güzel kokardı.”

“Evet,”dedi babası kısa keserek.Açlıktan ölmek tehlikesi ile yüz yüze gelmiş evladına yiyecekten bahsetmek işkence gibi geliyordu ona.Kangren olmuş,kokmuş bir yaranın deşilmesi gibiydi yemekten bahsetmek.

“Baba” dedi Salih tekrar.”şehrimizi neden kuşatmışlar anlamadım.Bizi neden aç bıraktılar bir türlü aklım ermiyor.Çocuk olduğumdan mı anlamıyorum? Büyükler bu kadar kötü mü ki bize yiyecek vermediler.

Babası,derin derin iç çekti.

“Keşke öyle olsaydı,keşke çocuklar yönetseydi dünyayı,keşke tüm insanlık sabahtan akşama kadar saklambaç birdir oynasaydı,yemeklerini paylaşırlar,birbirlerini öldürmezlerdi.Keşke senin dünyanda yaşayabilseydik biz de.İnsan büyüdükçe akıllanmıyor evladım,kötüleşiyor”

Sustu ikiside.Salih derin,kısa nefeslerini sıklaştırırken gözlerini kapadı.Aç insan,istediği için değil,ancak bitkinlikten ve halsizlikten uyuyabilirdi.

M.K

YAZARIN SON YAZILARI
Depresif Seçimler - 23 Haziran 2018
Hayır Diyebilmek - 10 Haziran 2018
Zihinsel Uçurum - 13 Nisan 2018
Özgürlük - 24 Ocak 2018
Yeni Ahlak - 25 Aralık 2017
Atina M.Ö 399 - 30 Kasım 2017
Hayret - 21 Ekim 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ