KUR’AN KISSALARININ TARİHÎ GERÇEKLİK DEĞERİ

Sabri Abdullahoğlu

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.

Makalenin Amacı:

Bu makaledeki amacımız, Kur’an kıssaları bağlamında gündeme getirilen ve kıssaların tarihî gerçeklik değerini sorgulayan ve bunlardan bir kısmının mitolojik bir yapıya sahip olduğunu ileri süren yaklaşımın, -elimizden geldiğince ve bilimsel verilere dayanarak- doğru olup olmadığını tespit etmeye çalışmaktır. 

Kur’an Kıssalarının Tarihî Gerçeklik Değeri

İnsanların hakîkati zihinlerine iyice oturtmaları ve ibret almaları, ilahî mesaj ve hidâyet yolunu daha iyi idrâk etmeleri için, insanlık tarihi boyunca ilahî mesajın insanlığa sunulduğu semavî kitaplar silsilesinin son halkasını temsil eden Kur’ân-ı Kerim’in kullandığı üslup şekillerinden ve belki de en önemlilerinden birisi Kur’an kıssalarıdır.[1] Buradan yola çıkılarak Kur’ân’ın, kıssalar aracılığı ile insanlara genel bir tarih bilinci aşıladığını ve bununla dinî/ahlakî öğütler vermeyi de bir gâye edindiğini söylemek mümkündür.[2]

Meseleye bu amaç doğrultusunda yaklaştığımızda şunu bilmeliyiz ki, Kur’an kıssaları, vukû bulan ibretâmiz hâdislerin bir anlatımı olup dalâlete düşenlerin (yani dînen yoldan sapanların) yeri ile hidâyete erişenlerin (yani dînen doğru yola kavuşanların) mertebesini ve dalâlet ile hidâyetin sonucunu bildiren Kur’ân-ı Kerim’in birer tezâhürüdür. Dolayısıyla Kur’ân’ın, kurgusal bir tarih yerine, elle tutulur hadiselerin, tüm insanlığın yolunu aydınlatacak ilahî bir yorumu ve yansıması şeklinde ortaya çıkan tarih boyutu; tarih açısından hiç yaşanmamış hayalî olaylar üzerine yargıların inşâ edilmesine engeldir. Zirâ Kur’ân’ın beşer ve kâinat tarihi, kabullenilmiş beşerî realitelerin bir yargılanması, tahlîli ve aslî hakîkate bir yönlendirmedir.[3]

Bu noktadan hareketle kıssaların tarihî açıdan gerçek hâdiseler olmasının gerekliliğine ilişkin olarak kıssalarda mevcut olan kelimelerin semantiği, tarihî bilgiler, arkeolojik keşifler, târih felsefesi, ders ve ibret yönleri, açık-seçik Kur’an âyetleri açısından analiz ve değerlendirmeler yapılmak sûretiyle kıssaların gerçeklik değerine ilişkin bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır.[4] Ancak modern dönemde Kur’an kıssalarının tarihî gerçekliğini araştıran/sorgulayan uzmanlar, görünüşe bakılırsa batılıların hücumu ve tesirine karşı Kur’ân’ı savunmak maksadıyla, Kur’ân’ın akla aykırı bir şeyi barındırmadığı, barındırır gibi görünen yerlerin ise mecazî veya sembolik olarak algılanabileceği/algılanması gerektiği düşüncesinde olmuşlardır.[5]

Kıssalar, yaşanmış bir olay hakkındaki bir brifingin kemâle (eksiksizliğe) ulaştığı, böylelikle insanlık için faydalı olan bir gerçeğin tezâhür ederek Allah’ın kanunlarından birinin gözeler önüne serildiği tarihî bir panoramasıdır. Bu sebepten ötürü Kur’ân kıssalarında hayal ve kurguya yer olamadığı gibi, abartıya da yer yoktur.[6] Kur’an, anlatmış olduğu hâdiselerin gerçeğe uygun olmalarına delil teşkil edecek bir tarih belirleme işine girmemiştir. Tamamen farklı olarak, hâdiselerin objektif seyri ve bunların fert ve toplum hayatına akseden neticeleriyle, kendisinin onlar hakkındaki değer yargısının bütünlük, iç örgü ve kendisine özgü dinamizminin bağdaşımını arz etmektedir.[7]

Zaten Kur’an kıssalarının realiteden söz ettiği/etmesi gerektiği, kıssaların anlatımının hemen ardından getirilen ifade ve üsluptan da anlaşılmaktadır. Sözgelimi, Kur’an’da Ashâb-ı Kehf kıssası anlatılırken Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. …[8] denmesi bunun en çarpıcı örneğidir. Yani burada “biz sana onların hak ve gerçekle iç içe, ona adeta bitişik olan haberlerini anlatıyoruz.” denilmek istenir. Bir kıssanın ve kendisi vesilesiyle meydana gelen olgulara ait anlatımların “hak ve gerçekle iç içe” olarak nitelendirilmesi, hiçbir kuşkuya mahal vermeyen kesinlik ve doğrulukla dopdolu bir tarzda sunulduklarını gösterir.[9]

Kimi oryantalistler, Kur’an’da zikredilen bazı kıssaların tarihî gerçeklerle çok bir bağının bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Roman ve hikâye türünden kimi edebî türlerin gerçeğe dayanmadıkları halde toplumu tesiri altına aldığını gören ve Batılı oryantalistlerin tazyiki ve saldırıları karşısında psikolojik baskılara mâruz kalmış kimi Müslüman araştırmacılar; Kur’an kıssalarını gerçek olaylara dayandırma zorunluluğunun bulunmadığı, kıssaların hikmetlerinin aslında insanların ibret almaları olduğu ve onlardan ibret almaları için de gerçek olmalarının gerekli olmadığı iddiâsını ortaya atmışlardır.[10]

Bazı Müslüman ilim adamlarının, Kur’an kıssalarının tarihî bir gerçekliğinin olmayabileceği düşüncelerini temellendirmede kullandıkları önemli bir diğer delil de, Kur’ân’ın tarih bilgisi sunmayı değil, öğüt ve ibret almayı amaçlamış olduğu görüşüdür. Dolayısıyla tarih bilgisi sunmanın hedeflenmemiş olmasından kaynaklı da, kıssaların tarihi bir gerçekliğinin olmayabileceğini düşünmek, Kur’ân’ın hak oluşuna halel getirmeyecektir. Fakat şunu da hemen vurgulamak gerekir ki, tarih bilgisi sunmanın hedeflenmemiş olması veya kıssaların edebî bir boyutunun vâr olması, kıssalarda aktarılan bilgilerin tarih dışı veya tarihe aykırı olmasını gerektirmez. Bu sebeble, tarih bilgisi aktarmanın amaçlanmamış olaması ile aktarılan bilgilerin bir tarihî gerçekliğinin olmayabileceği arasında nedensel bir bağın bulunduğunu düşünmek yanlış olacaktır.[11]

Kur’an kıssalarının tarihsel gerçeklik değerine ilişkin yapılan tartışmalara katılan ve bu sahada çalışanlardan özellikle Muhammed İkbal ve Muhammed Abduh gibi Müslüman mütefekkirlerce kısmen kapalı bir tarzda ifade edilip, Halefullah tarafından ise açıkça dile getiren[12] ve İslam ilim dünyasında ciddi yankılar uyandıran “Kur’an’da mitolojik kıssa vardır.[13] ibresi ve Muahmmed Arkoun’un “Mitik bir yapının eşsiz örneklerini ihtivâ eden bilgilerdir.” düşüncesi ve bu düşünceye bağlı olarak söz konusu kıssaları, modern dönem Müslümanların dinî ve ahlakî tecrübelerine varoluşsal tarzda bir anlam katacak biçimde yorumlamak, aslında bir tür demitolojizasyon, yani mitolojiden arındırma teşebbüsüdür.[14] Aslında Kur’ân’ın hak (gerçek) olarak nitelendirilmesi; onun tarihi realitelere uygun bilgiler içermesi yanında, “tarihsellik” çizgisini aşan özgün bir tarih çevresine sahip olması anlamına da gelmektedir. Bu yönüyle, profan bir yapının ya da zamanın ürünü diyebileceğimiz hiçbir söz, karakter ve nitelikleri belli olan mitolojiler ile uzaktan/yakından herhangi bir ilgi ve bağ kuramaz.[15]

Başka bir husus da hemen hemen bütün Kur’an kıssalarının anlatımında, bunların gayb (bilinmeyen) haberleri olduğu ve Hz. Peygamber’in bu hâdiselerin meydana geldiği devirlerde orada olmadığıdır.[16] Şayet kıssalar, gerçek hayattan alınmış yaşam kesitleri olmasaydı o zaman bu hususun ifade edilmiş olması gereksiz ve abes olmaz mıydı?[17]

Kur’an kıssalarının tarihî gerçekliğinin olmayabileceği veya kimi kıssaların mitolojik olabileceği fikrinin arka planında, rasyolanist anlayışın akıl dışı saydığı unsurların makul bir biçime sokulması gibi bir hedefinin bulunduğunu da söylemek mümkündür. Yani, kıssaların tarihî gerçekliğinin olmayabileceği fikri ile mûcize konusu arasında yakın bir ilişkinin bulunduğunu ifade etmek gerekmektedir. Zirâ bazı araştırmacıların kimi kıssaların tarihî gerçekliğinin olmayabileceği veya Kur’an’da anlatılan şekilden farklı bir tarzda anlaşılması gerektiği meselesi, çoğunlukla hârikulâde yönü bulunan, tâbir-i diğer ile mûcizevî ögeler barındıran kıssalar olduğunu söylemek mümkündür. Bu yaklaşım tarzını benimseyenler, mûcizevî yönü bulunan kıssaların ya tarihî gerçekliğini inkâr etme ve temsilî olduğunu savunma yoluna gitmişler veya sözün yapısal anlamının ötesine geçerek hârikulâde ögelerden temizlenmiş, dolayısıyla rasyonel anlayışla bir çatışma içinde bulunmayan bir yorumu tercih etmişlerdir. Bununla birlikte kıssaların tarihî gerçekliğinin olmayabileceği, yani edebî, sembolik/alegorik/metaforik bir yapı arz ettikleri fikrinin ileri sürülmesi, hepsinin mi, bir bölümünün mü veya hangilerinin sembolik/alegorik/metaforik olduğu sorusunu ister istemez akla getirecektir. Kıssalara bu şekilde bakmaya cevaz verenlerin verecekleri cevap ise farklılık arz edecektir.[18]

Son söz olarak diyebilir ki;

Kur’ân kıssalarının özünü, “ibret” ve “öğüt” gâyesi oluşturmakla beraber, bu gâyenin gerçekleşmesinin teminâtı adına tarihî hâdiselerin sunulmasının temel şartı olan zaman bakımından bir tertîbe uyulmuyor olsa bile[19], Kur’ân kıssalarının Hz. Peygamber ve ümmetine bir teyid ve takviye olabilmesi için hayalî/düzmece olaylardan ve şahıslardan değil, tarih ve zaman çerçevesinde vukû bulmuş hâdiselerden bahsetmesi gerekir! Çünkü muhtevâsı her ne olursa olsun, gerçekle bağı bulunmayan, uydurma ve masal olan anlatımların geleceğin insanlığına, toplum ve fertlerine bir ışık oluşturan, zaman  boyutunda yaşayan “tarih içindeki varlıklara” tesir eden ruhî ve mânevî bir güç kaynağı olması mümkün değildir. Dolayısıyla söylence ve ütopyalarda anlatılan çekici ve göz kamaştıran ifade ve sahneler, duygu ve özlemlerimizi aşırı bir şekilde kamçılamanın ötesinde, insana en mükemmel olma açısından, tatbik edeceği ve gerçekleştirebileceği tarihsel bir model de sunmaktadır.[20]

DİPNOTLAR

[1]    Bkz. İdris Şengül, “Kur’ân Kıssalarının Tarihî Değeri”, Diyanet İlmi Dergi, Yıl: 1996, Cilt: 32, Sayı: 4, s. 63.
[2]   Bkz. Fikret Gedikli, Sosyo Psikolojik Boyutları Açısından Kur’ân Kıssaları, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), SÜSBE, s. 61.
[3]    Bkz. Sadık Kılıç, Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerim, Nil Yay., İzmir 1993, s. 173.
[4]   Bkz. İdris Şengül, “Kur’ân Kıssalarının Tarihî Değeri”, Diyanet İlmi Dergi, Yıl: 1996, Cilt: 32, Sayı: 4, s. 177-181.
[5]    Bkz. Şehmus Demir, Mitoloji Kur’ân Kıssaları ve Tarihi Gerçeklik, Beyan Yay., İstanbul 2003, s. 126.
[6]   Bkz. Sâdık Kılıç, “Tarih Felsefesi Açısından Kıssalar”, I. Kur’ân Sempozyumu, Bilgi Vakfı Yay., Ankara 1994, s. 89.
[7]    Bkz. Sadık Kılıç, Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerim, Nil Yay., İzmir 1993, s. 169.
[8]    Kehf 18/13.
[9]    Bkz. Mehmet Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, Kitap Dünyası Yay., Konya 2004, s. 376.
[10]  Bkz. Mehmet Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, Kitap Dünyası Yay., Konya 2004, s. 372.
[11]   Bkz. Şehmus Demir, Mitoloji Kur’ân Kıssaları ve Tarihi Gerçeklik, Beyan Yay., İstanbul 2003, s. 126.
[12] Bkz. Şaban Karataş, Muhammed Ahmed Halefullah, Eserleri ve Kur’ân Tefsiri ile İlgili Görüşleri, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), MÜSBE, İstanbul 2002, s. 37-155.
[13] Halefullah, el-Fennu’l-Kasasî fi’l-Kur’âni’l-Kerîm, başlıklı doktora tezinde, inkârcılar ve oryantalistlerce Kur’ân’daki kıssaların târihsel gerçekliği yönünden tevcih edilen itirâz ve eleştirileri ortadan kaldırmak maksadıyla, Kur’ân’daki kıssaların edebî ve psikolojik etmenlerin asıl unsurlar olarak anlaşılması gerektiğini ifade eder. Ayrıca Halefullah, “Kur’ân’ın kıssalarını, muhâtabı olan insanların bilip inandığı şekilde olaylar üzerinde binâ ettiğini” ve metotla muhâtaplarına vâz-u nasîhat etmeyi, onları hidâyete erdirmeyi ve irşâd etmeyi hedeflediğini vurgular. Ona göre Kur’ân, kıssalarla târihsel bilgi vermeyi ya da târihsel belgeleri yayınlamayı amaçlamadığından, indiği devirde yaşayan muhataplarının zihninde zâten vâr olan (ve bâzen mitolojik karakter barındıran) materyali alarak, gerçekte vermek istediği mesaj için bir edebî vâsıta olarak kullanır. Bkz. Şinasi Gündüz, “Kur’an Kıssalarının Kaynağı Eski Ahit mi? Yapı, Muhteva ve Kaynak Açısından Toran Kıssaları”, IV. Kur’ân Sempozyumu, Fecr Yay., Ankara 1988, s. 54.
[14]   Bkz. Mustafa Öztürk, Kıssaların Dili, Avrasya Yay., Ankara 2006, s. 46.
[15]    Bkz. Sadık Kılıç, Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerim, Nil Yay., İzmir 1993, s. 168.
[16]    Bu konudaki âyetler için bkz. Âl-i İmrân 3/44; Yûsuf 12/102.
[17]    Bkz. Mehmet Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, Kitap Dünyası Yay., Konya 2004, s. 374.
[18]    Bkz. Şehmus Demir, Mitoloji Kur’ân Kıssaları ve Tarihi Gerçeklik, Beyan Yay., İstanbul 2003, s. 127.
[19]    Bkz. Hicr 15/61-75; Hûd 11/77-83.
[20]   Bkz. Sadık Kılıç, Mitoloji Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerim, Nil Yay., İzmir 1993, s. 127.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ