KÖLELİK, TAŞERONLAŞMA VE İSYAN AHLAKI

Mesut Erdemir

Yazarın şu ana kadar yazılmış 120 makalesi bulunuyor.

KÖLELİK, TAŞERONLAŞMA VE İSYAN AHLAKI
TÜİK’in 2014 Ocak ayı verilerine göre, Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 9,45 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani her 10 işçiden yalnızca biri sendikalara üye durumunda bulunmaktadır.İlginç olanda ise şu,sendikalı işçilerin önemli bir bölümü, devletin çeşitli birimlerinde çalışan kamu işçisi statüsünde yer alan emekçilerdir. Peki bu ülkede toplu iş sözleşmesi imzalayabilmek için yetkili olan sendika sayısı nedir diye bir soru sorsak acaba nasıl bir cevapla karşılaşırız? Türkiye de toplam sendika sayısı 115 tir. Peki bu sendikaların kaç tanesi, en büyük işveren olan devletle toplu iş sözleşmesi imzalama yetkisine sahiptir? Lafı uzatmadan bir cevap vermek gerekirse, ülkemizde var olan sendikaların ancak yüzde 40’ı toplu iş sözleşmesi imzalayabilme koşullarını sağlayabiliyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e göre “Temmuz 2013 tarihi itibariyle, 11 milyon 628 bin 806 işçiden, 1 milyon 32 bin 166 işçi sendikalıyken, Ocak 2014’te sendikalı işçi sayısı 1 milyon 96 bin 540 olarak gerçekleşmiştir.”Peki Batı ülkelerinde durum ne düzeyde? “Bir kıyaslama yapılacak olursa Fransa’da 22,5 milyon ücretli işçiden 1,8 milyona yakını sendikalı işçi durumunda. Bu da aktif nüfusun sadece yüzde 7’sinin sendikalı olduğunu gösteriyor. Fransa sendikalı işçi temsiliyetinde zayıf bir profil gösteriyor. Buna karşın 2010 yılı istatistiklerine göre Almanya’da sendikalı işçiler yüzde 18,6 iken, İngiltere’de yüzde 26,5, İtalya’da yüzde 35 ve Finlandiya’da yüzde 70 olarak hesaplanmıştır.”

Bu istatistikler bize neyi anlatıyor?
Bu istatistik verilerin çizdiği resim; küresel kapitalist güçlerin, onların memuru konumunda olan sendikaların ve büyük burjuvazinin emeğin küresel düzeyde örgütsüz hale getirilmesi için makro düzeyde bir planı hayata geçirmeye çalıştıklarıdır. Bu plan nasıl bozulabilir sorusu ayrı bir yazının konusudur.

Bu konuda,fakülte yıllarından arkadaşım olan Durmuş Ağzıküçük’ün ve Aydınlık Gazetesi yazarlarından Yıldırım Koç’un fikri gözlemlerine başvuracağım.

Durmuş arkadaşım anlatmıştı. Epiktetos bir köledir. Kundaktayken köle pazarlarında alınıp satılmaya başlanmıştır.Ve topaldır aynı zamanda. Bir gün,zalim efendisi bir kıskaçla bacağını burkarak kendince eğlenir. Zavallı esir Epiktetos, efendisine “Efendim bacağımı kıracaksınız.” der. Efendi, hiç istifini bozmadan eğlencesine devam eder ve en sonunda Epiktetos’ un bacağını kırar. Epiktetos, hiç bir acı ve sıkıntı emaresi göstermeden büyük bir soğukkanlılıkla “Efendim söylemiştim, kırdınız!” der. Çünkü O, merhametsizliğin ve ahlaksızlığın hüküm sürdüğü bir çağda dünyaya gelmiştir.Sormadan edemiyorum, insanlık tarihinde ahlaksızlığın ve merhametsizliğin hüküm sürmediği ve isyan ahlakının gerekli olmadığı bir çağ yaşanmış mıdır acaba?

Bu sözleri yazmaya neden ihtiyaç duyduğuma gelince; Aydınlık Gazetesi’nin sürmanşetinde yer alan dersane parası biriktirmek için Van’dan geldiği İstanbul’da Torunlar İnşaat’ın binasından düşerek ölen Erdoğan Polat’ımız, Soma da yitirdiğimiz maden işçisi canlarımız, Adıyaman Belediyesi’nin işten çıkardığı 95 taşeron belediye işçimiz, her yıl üç kuruşa canlarından olan tarım işçilerimiz ve küresel kapitalizmin saldırısı altında ezilen bütün emekçilerimiz için derim. Bu konuyla ilgili olarak sizlere beni yürekten yaralayan daha bir çok örnek verebilirim. Ama bir tanesini anlatmadan geçemeyeceğim. Malumunuz Erdoğan Polat’ın ölümüne bilerek ve isteyerek sebep olan inşaat şirketi, yaşanan bu ölüm olayının basında yer almaması için gazetelere yüksek paralarla reklam verme gibi ahlaksız bir teklifte bulunmuştu. Şimdi düşünüyorum da ne zamandan beri insanlığın vicdanı bükülmeye başladı? Epiktetos’ un ayağını bükerek kıran efendinin vicdanı acaba bükülmüş müydü? Filozof, yaşadığı bu olay karşısında ince ince düşünülmüş bir yaşamda kalma taktiği uygularken bizler neden Nurettin Topçu’nun dediği gibi bir isyan ahlakı eylemi başlatmıyoruz?

Yıldırım Koç, taşeron sistemi ile ilgili bizlere yaşadığı bir gözlemini ve bu gözlemine dayalı değerlendirmelerini aktarıyor: “Kısa bir süre önce Şanlıurfa’dan bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Taşeronluk konusunda bana bazı gözlemlerini anlattı. Arkadaşımın uyarıları bana, taşeronluk konusunun bugüne kadar düşündüğümden çok daha geniş etkilerinin olduğunu gösteriyor.
Arkadaşımın belirttiğine göre, Güneydoğu Anadolu’da taşeronlukta aşiret reisleri ve/veya toprak ağaları etkilidir. Genellikle bir kamu kurumunun açtığı ihalede taşeronluğu kapan aşiret reisi veya toprak ağası, bu ihaleyi yörede kendi hakimiyetini pekiştirmede kullanıyor….” der ve devam eder.
“Aşiret reisi ve/veya toprak ağası, siyasal ilişki içinde olduğu iktidardan ihale alıyor. Bu ihale karşılığında iktidardaki partiyi destekliyor ve destekletiyor. Üstlenilen ihalede çalıştırılacak işçiler,aşiretten veya ağanın köyünden temin ediliyor. İşçilerin sosyal sigorta primleri yatırılıyor.Bu süreçte marabalar /yarıcılar işçileşiyor; aşiret reisleri ve/veya toprak ağaları ise kapitalist-leşiyor. İşçileşen marabalar bir süre (iş bulduğu için) ağalarına hayır dua edecek; ancak zaman içinde bu anlayış değişecek. Aşiret reisleri ve toprak ağaları, taşeronlaşma aracılığıyla sermayedar-laşırken, ilk başta eski marabaları üzerindeki hakimiyetlerini sürdürecek. Ancak orta ve uzun vadede,işçileşen bu marabaların kafaları da işçileşecek ve hem çağdışı aşiret reisliği ve toprak ağalığına hem de kapitalizme karşı mücadeleye girecek. Ağasına karşı başkaldıramayan marabanın yerini, kapitalistleşen ağaya karşı mücadele eden işçi alacak.” saptamasıyla bizlere bir perspektif çizer.

Sözümü bir Cemal Süreya siiri ile bitirmek istiyorum:
Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya,
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya,
Anamız çay demliyor ya güzel günlere,
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa,
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız,
Bu,böyle gidecek demek değil bu işler,
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz.
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını,
İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz.

Bu çağın Epiktetosları olarak söylenmesi gereken bir sözümüz olmalıdır. Sözümüz, örgütlü bir isyan ahlakına davetiye çıkarmalıdır. Buyurun buraya isyan ahlakı sözünüzü yazınız. Böylece sözün ötesine geçen ilk adımı atabiliriz diye düşünüyorum.

Kaynaklar
Aydınlık Gazetesi
Özgür Gündem Gazetesi
Akşam Gazetesi

YAZARIN SON YAZILARI
ÜRETİLMİŞ İNSAN - 20 Haziran 2018
KADER - 13 Haziran 2018
MERAK VE ARETE - 8 Haziran 2018
FELSEFİ BİR MEKTUP - 20 Şubat 2018
KİM BUNLAR? - 27 Kasım 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ