KATİLİNİ SEVEN ADIYAMAN

Mesut Erdemir

Yazarın şu ana kadar yazılmış 120 makalesi bulunuyor.

Yazımın başlığına bakıp bana kızmayın. Bu ağır bir yazıdır. Adıyaman’ın sureti imanına dahil değilseniz yazımı okuyabilirsiniz.

Bu psikolojik duruşun ruhsal bir mekanizması var. Bu mekanizma, 30 sene önce İsveç’in Stockholm şehrinde bir soygun esnasında ortaya çıkmıştır. Adıyaman da ise bu sendrom 13 yıl önce zuhur etmiş ve içinde yaşayan canlı fertlerden bir tek insan unsuru üzerinde etkisini göstermiştir. Ben bu sendromun adını değiştirmek istiyorum. Bu konuda iki alternatif adlandırma öneriyorum: Bu sendromun adı, Adıyaman sendromu ya da tırşikcilik sendromu olabilir.

Burada uzun uzun psikolojik bir tahlil yapmayacağım sadece Stockholm’da yaşanan süreçle Adıyaman da yaşanan süreç arasındaki benzerliğe dikkat çekmek istiyorum.

Stockholm sendromu, baskıcı kişilerin baskı yaptıkları kişi üzerinde şiddete kadar varan uygulamaları neticesinde; baskı yapılan kişi ya da kişilerin baskıyı uygulayan kişiye karşı duyduğu sempati ve sevgidir.

Bu olayda rehinelerin baskı gösteren kişilere karşı duydukları sevgi o kadar yoğun olmuştur ki bir haftanın sonunda kişiler kendilerini kurtarmak isteyen polislere karşı direnmiş hatta olayın bitmesiyle birlikte soyguncular için mahkemede avukat bile tutmuşlardır.

Manisa’nın Soma İlçesi’nde 301 işçinin yaşamını yitirdiği maden katliamını hatırladınız mı? Umarım hatırlıyorsunuzdur.7 Haziran seçiminde AKP’nin birinci parti olarak çıktığı bu ilçenin insanlarının, İsveç’in Stockholm şehrinde yaşanan olay sonrasında rehine konumunda olan insanların katillerine gösterdiği intibak durumundan nasıl bir farklılıkları var?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İstanbul’da yaşanan asansör faciası olayının akabinde lobilere yenildiklerini hatırlatarak inşaatlarda güvenlik için imar yönetmeliği yaptıklarını dile getiriyordu.”Bunun altında kaldım. Dünyayı kafama yıktılar, ertelendi.Çalışmadan kazananlar lobi yaptı.” diye konuştu.

Yine bu olayın asli sorumlularından olan bu bakan, Hürriyet gazetesinden Hacer Boyacıoğlu’nun haberine göre “Biz bu tür konuları da kapsayan bir imar yönetmeliği yaptık ve ben altında kaldım. Dünyayı kafamıza yıktılar erteledik.” diyordu. Anlaşılan katillerde kendilerine bir şekilde masumiyet karinesi oluşturabiliyorlar.

Sinsice işleyen bu ahlaksızlığın yarattığı Adıyaman manzarası ise

-her yıl ülkemizin çeşitli illerine ırgatlık yapmaya giden tarım işçilerinin adeta yollarda sinek gibi ölmesi,
-kahve köşelerinde işsiz gençlerimizin zaman öldürmesi,
-bir önceki belediye başkanınından nasıl bir enkaz alındığından kimsenin haberinin olmadığı ve kapalı devre çalışan bir belediye sistemi,
– nasıl bir denklem üzerinden iş ve proje ürettiğini anlayamadığımız bir kent konseyi,
– siyaseten olmasada iktidar partisinde figüran olabilir miyim derdinde olan bir sürü insan müsvettesi…

Ve saymakla bitiremeyeceğim zihnen hastalıklı ve sorgulamaktan korkan insan tipleri….

Çoğunuzun bilmediği bir Atatürk Barajı hikayemiz vardır. Bir utanç anıtı olarak halen yerinde duruyormu bilmiyorum. Baraj inşaatında ölen işçiler anısına yapılan heykelde ölen işçilerin isimleri yer alır. Bu “anıtta” kendini bilmez “katil meşrepli” birinin ağzından çıkan “Biz iş kazalarında öldük, ölmeseydik ne iyiydi.” sözünün yazılı olduğu ve ölümlerin üzüntüsünü işçilerin ağzından anlatmaya çalışan bu aşağılık bir cümle yer alır. Bu cümlenin ayıbı, bu memlekete yeter.

Adıyaman’a bir daha gelme fırsatı bulduğumda bu anıta benimle beraber kimlerin kazma vurarak yıkmak istediğini merak ediyorum. Neden merak ettiğimi soranlar olabilir. Çünkü onlara, başka bir dünya kurmanın mümkün olduğunu ancak bu yolla anlatabileceğimi düşünüyorum.

YAZARIN SON YAZILARI
ÜRETİLMİŞ İNSAN - 20 Haziran 2018
KADER - 13 Haziran 2018
MERAK VE ARETE - 8 Haziran 2018
FELSEFİ BİR MEKTUP - 20 Şubat 2018
KİM BUNLAR? - 27 Kasım 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ