IRGAT !

IRGAT !

IRGAT !

Bir ırgat kenti olan Adıyaman’dan ,bir türlü bitemeyen hasatlara dair…

Bu yazıyı yazarken elim yüreğimde, yine bir ırgat yolculuğunda yeni bir felaket haberi gelmez diye umut ediyorum.Irgatlık öylesine içselleştirilmiş ki kentimde,okulların tatil olmasını bile beklemeden çoluk çocuğu toplayıp bir an önce geçim derdine koşanların hikayesi bu!

Bu yazımda Servet Dilber’in “bitmeyen yolculuk bitmeyen hasat “ kitabından bazı alıntılara yer vereceğim,arada kendi fikirlerimi de paylaşarak tabiki…

 Türkiye içinde nüfusları 3,5 milyona ulaşan, en az 6 ay evlerinden uzakta kendilerine ait olmayan topraklarda çalışarak geçimlerini sağlayan mevsimlik tarım işçilerinin bitmeyen yolculuğuna tanıklık ediyoruz her yıl.

Mevsimlik tarım işçilerinin hayatları, hayalleri, yolları, umutları nedir bilir misiniz ?

 Sofranıza gelen kirazın,kayısının, fındığın nasıl ellerden geçip geldiğini, kilosu 20 TL olan kirazın günlük yevmiyesi 35 lira olan çoğu kadın ve çocuk  işçiler tarafından toplandığını aklınıza geldi mi hiç? 

Türkiye tarımsal üretim anlamında Avrupa’da 1. Dünyada 7. sırada gözüküyor. Fındık ve kiraz üretiminde dünya 1.si. Tarım sektöründe çalışan 6 milyon kişi var ve bu sayının 3 buçuk milyonu mevsimlik tarım işçisi. TÜİK 2012 verilerine göre tarlalardaki çocukların sayısı, çalıştırılan çocuk sayısının yaklaşık yarısı kadar, yüzde 44,7 oranına ulaşıyordu. Yani 350 bin, 400 bin çocuk tarlalardaydı.

 

Mevsimlik Tarım İşçileri….

Türkiye’nin gündemine sadece ölüm haberleriyle gelen mevsimlik tarım işçileri; kapitalist sömürünün, haksızlığın sarsılmaz kanıtları…

Türkiye’de gündem olmak için sıra dışı bir şey olması gerekir, özellikle son yıllarda ülkemizde yaşadığımız olayları düşününce… Haberleri taradığınızda üç beş kişinin öldüğü trafik kazaları haber olmuyor. Ancak maalesef kitlesel bir ölüm olması, onlarca kişinin hayatını kaybetmesi gerekiyor bir aksaklığa dikkat çekmek için.

Bir veri ışığında konuşursak, esasında Türkiye’de sessiz sedasız her yıl bir Soma yaşanıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre geçen yıl hayatını kaybeden 1886 işçiden 309’u tarım iş kolunda çalışıyordu.

Mevsimlik Tarım İşçisi olmasına gerek yok, kadınların durumu birçok yerde aynı. Özellikle çalışma hayatının içinde varlarsa. Ama mevsimlik tarıma özgü detaylarda var tabii. Burada koşullar evin dışında olmaktan dolayı biraz daha ağırlaşıyor. İster feodal yapı deyin ister eğitim seviyesi, kadınların gündelik hayat içerisindeki koşuşturması birçok iş kolunda, sektörde benzer…

Sabah tüm aileden önce uyanmak gerekiyor. Çalışma gün ışıdığında başlıyor genellikle. Bu yüzden gün doğmadan da önce kalkmalı, tüm ailenin ki bu sayı 5 ila 15 kişi arasında değişiyor; kahvaltısını hazırlamalı, kahvaltı bittikten sonra ortalığı toparlamalı, çadırın içindeki yatakları kaldırıp yüklüğe yerleştirmelisiniz. Sonrasında bahçede / tarlada geçiştirilerek yenen öğlen kumanyasını hazır etmeli, herkesin işe hazır olduğunun kontrolünü yapmalısınız.

Sabahtan itibaren tarlada çalıştıktan sonra öğlen seremonisi, ara çay hazırlama işini kotarmalısınız. Gün kararmaya yakın tarladan çadırlara dönüldüğünde mesai devam ediyor. Akşam yemeği için hazırlık başlıyor. Ne hazırlanacağını organize etmeli, ateşi yakmalı, yemeği hazırlayıp sonrasında kaldırmalı, bulaşık ve içme için gerekli suyu tedarik etmelisiniz. Ekmek bittiyse hamurunu hazırlamalı yada önceden hazırlanan hamurla yeni ekmek pişirmelisiniz. Yatma saatinde çadırın içinde yatakları yapmalısınız. Tabi bu rutini bozan durumlarda oluyor. Küçük çocukların çadır içinde yıkanması, ailenin çamaşırlarının yıkanması, asılması, kuruyunca toplanması. Yeni bir bölgeye gidiliyorsa çadırın sökülüp minibüse yüklenmesinde veya eşyaların toparlanmasında erkeklere yardımcı olmak da tüm ailelin, özellikle kadınların görevi.

Hal böyle olunca kadınlar tüm bu mevsimlik tarım sürecinde aileyi sırtlanmış oluyorlar. Bir kadın arkadaşım kitabın maketine baktığında kadınların “tek başlarına” kaldığı bir anı görmediğini ama herhalde erkek olmamdan dolayı çok ilişkiye geçememenden kaynaklandığını söylemişti. Tahmin etmediğim şekilde birçok kadınla aram gerçekten iyiydi. Bu büyük ihtimalle benim kurduğum samimiyet veya kendimi ifade edişimden kaynaklıydı diye düşünüyorum. Pek rastlanır bir durum değildir, birkaç ziyaret sonrasında tokalaşıp kucaklaşıyorduk. Hatta kocalarının yanında onların hatalarını eksikliklerini anlatıyorlardı. Dolayısıyla aslında “tek başlarına” kaldıkları bir an olmadığını söyleyebilirim. Ya da bu an sadece kişisel temizlik zamanlarıyla sınırlı diyebilirim.

Benim takip ettiğim ya da karşılaştığım diyelim kadınlar bana göre gerçekten “güçlü” ve ailenin reisi durumundaydılar.  Erkekler de bence bu durumun farkındalar. Alanım değil psikolojik çözümlemeler yapmak istemem tabii ama fikrimce erkekler gazeteci arkadaşım Serdar Korucu’nun da yazısında değindiği gibi gururla ayakta durmaya çalışıyor ama ailelerine daha iyi bir yaşam sunamadıkları için bir hesaplaşmaya giriyorlar. Onları toparlamak da yine kadınlara düşüyor. Bu süreç yetişkin kadınlara özgü değil. Küçük kız çocukları da çadır temizliğinden etrafın toparlanmasına, yemek hazırlığından bulaşığa, çocuk bakımından tarlada çalışmaya / yardım etmeye sürecin içindeler.

 Gerçek dünyanın gerçek ama çoğunlukla “görünmeyen” insanlarını görünür kılmak!

Bir ara kendimi ve ailemi mevsimlik tarım işçisi olarak düşünüp hangi durumda ne yaparım diye hesaplar yapıyordum.

Bu insanlar günlük hayatta tükettiğimiz birçok şeyin arkasındaki görünmeyen emek esasında. Aslında bu görünmezlik günlük hayattaki birçok nesnenin arkasında var, biraz meraklıysak ne olduğunun farkına varabiliyoruz.

 

Hayat salt çalışmak için çok kısa, klişe ama öyle…

Yani hayatta kalmak için çalışmak zorunda olmak ama genel olarak baktığımızda bir çoğumuzun yapmak zorunda olduğu bu. Sadece farklı şekillerle durumu katlanır hale getirmeye çalışıyoruz. Bu işlerden fayda sağlayan insanlar eğer iyi niyetli değilse durumdan faydalanmaya çalışıp ihtiyaç sahibini, zor durumdaki insanı sömürmeye, istismar etmeye başlıyor. Problem burada başlıyor.

Irgat kenti Adıyaman!

Senelerce aynı konu dile getirilse de yetkililerin bu problemi duymazdan gelmeleri için hep gürültülü ortamları tercih etmeleri bir rastlantı değil elbet.Ancak ne garip ki aynı duyarsız siyasetçileri aynı nasırlı eller oy vererek problemlerini çözmek için yine yeniden meclise gönderebiliyor ve bu kısır döngü yarım asırdır devam ediyor.

Bu böyle…

Aynı şekilde her siyasetçi ,propaganda malzemesi olarak ta kullanabiliyor meseleyi ancak şu son seçimlerde memleketin asıl sorunlarından çok kuru gürültülü bir siyasi çekişme gerçekleşti ve “siyaset her durumda kazanır” sloganı bir kez  daha kanıtladı kendini.

Adıyaman ırgat kenti olmaktan kurtulamayacak,çünkü topraklarının büyük bölümü verimli tarım alan olmasına rağmen hala sulu tarıma geçememiş,kasıtlı olarfak geçtirilmemiş bir” toprak ağası “hükümranlığı söz konusu.

Gerek siyasilerin olaya bakış açısı ve gerekse toplumun yapısı buna henüz uygun değil.Çok kısıtlı sulu tarım yapılan alanlar ise genel yapının içerisinde görünmeyecek kadar küçük.

Irgat kenti Adıyaman kaderine ağlamaya devam edecek…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ