HE VALLAH

  • 18 Şubat 2019
  • 338 kez görüntülendi.
HE VALLAH

Bu yazı,  insan olmaya dair üç ayrı kısa yazıdan oluşan bir iç dökmedir.

MERAK
1607 de Hollandalı bir gözlük yapımcısı olan Hans Lipperhey iki merceği mukavva bir tüpe yerleştirdi ve bu düzeneğin uzaktaki nesneleri yakınlaştırdığını farketti. Çocuk oyuncağı olarak yaygın kullanım bulan bu araç, tüm Avrupa’da kasaba panayırlarında hemen yerini aldı. 1609’da Galileo bu marifetli nesneyi duyduğunda, ileride nasıl bir işe yarayacağını hemen anladı. İnsanları ya da diğer yeryüzü nesnelerini gözetlemek yerine daha önceleri kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı ve tüpü gökyüzüne çevirdi. İlk önce Ay’ı gözlemledi, yüzeyinin kraterler, yarıklar ve dağlarla dolu olduğunu gördü. Orta Çağdaki dinsel ve geleneksel bakışın aksine kusursuz denen gökyüzü cisimlerinin hiç de öyle olmadığını ifade ettiğinde büyük tartışmalara yol açtı.

ERDEM
Farabi “Erdemli Şehir” adlı eserinde ” Erdemli şehir tektir.” der. Orası âlim ve erdemli kişilerin bulunduğu bir yerdir. Bu şehirde toplum üyeleri birbirine yardım eder. Erdemli olmayan şehirler ise dört çeşittir:
-Cahil Şehir,
-Fasık Şehir,
-Değişebilen Şehir
-Sapkın Şehir.
Bu şehirler, insan çeşitlerini de anlatır.

FB_IMG_1550341138885

Erdemli olmayan şehirlerde insani değerler gelişmemiştir. Bunlar, başkalaşmış ve bozulmuş niteliksiz toplumlardır.”

Bir toplum düşünün ki geleceğini, fertlerini kendi felaketinin işaret fişeği olan ahlaksızlığı yaygınlaştırarak ve ölümün ağzına iterek anlamaya çalışıyor.

Bir toplum düşünün ki bu toplumun erkekleri, ilk cinsel deneyimlerini k……de yaşadıklarında bunu milli olmak olarak ifade edebiliyor. Ve bu toplum, erkek çocuğunun pipisini göstermeyi erkeklik olarak algılatmayı bir marifet sayabiliyor.

Bir toplum düşünün ki bu toplumun bireyleri ilk cinsel eğitimini biyoloji dersinde üreme konusunda alsın ama işin psikososyal yönü öğretimesin ve unutulsun.

Bir ülke düşünün ki yöneticileri ülkenin büyüme kriterini sadece ekonomok endeks üzerinden anlasın ama insanlarının kalitesini artırmayı bir yana bıraksın. Bahsini ettiğiniz kaliteli insanın ortaya çıkmasında ise ülke yöneticilerinin asli bir sorumluluğu vardır. Ama bir ülke düşünün ki yöneticileri bu asli sorumluluklarını unutmuş olsunlar. Yani balık baştan kokuyor diyorsanız o zaman bir ülkeninde kokabileceğini de kabul etmeniz gerekmez mi?

SEZİŞ

FB_IMG_1550341274289
Bir insanın öleceğini bilmesi bir seziş olamaz, fakat bir insanın nasıl öleceğini bilmesi bir seziştir diyebilirim. Kendini gerçekleştiren kehanet misali olay şu:
1993’te 4.’sü kutlanacak Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gitmek üzere davet alır. Aydınlık’a yedek yazılarını yazıp bırakır. Akşam, evde, o güne dek hiç yapmadığı bir şey yapar. Bütün şiir kitaplarını tek tek imzalar eşi Nebahat Çetin’e…

Metin Altıok, giderken masaya kendi resmini çizdiği bir kağıt bırakır; eşine döner, “Yandığımın resmidir.” der.

Sonrası o kanlı Cuma; 2 Temmuz 1993

HE VALLAH
Üniversitede okuduğum yıllarda anneme Kul Nesimi’nin bu şiirini okuduğumda, gösterdiği tepkiyi hiç unutmam. “Oğul he vallah adam doğru söylüyor.” demişti.
Zannımca şiirin

“Ey Nesimi Can Nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatarım Ahmed-i Muhtar iken
Cümlelerin rızkını veren ol gani serdar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem”

dörtlüğünden çok etkilenmişti.

Günümüzde kula minnet edenlerin en büyük sorunu, “He Vallah” deme cesaretine sahip olmamaları olsa gerek. Ne dersiniz?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ