Hayret

Murat Kavak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 60 makalesi bulunuyor.

“Sorgulanmamış hayat, yaşamaya değmez”    

                                                          Sokrates

 

İnsanın bedava bulduğu şeyleri ve alışkanlıkları sorgulamama gibi bir eğilimi var.Bedava bulduğunu, tabiri caizse “beleşe denk getirdiğini”, emek vermeden elde ettiğini sorgulamaktan kaçınıyor

İnsan olarak, toplumsal varlık olarak bedavadan elde ettiğimiz nimetlerin içinde yüzünce de doğal eğilimimize kayıyor, sorgulamak yerine keyfini çıkarmayı tercih ediyoruz.

Yani bedavacılık, insan aklının, bir şeyin aslının anlamı üzerinde düşünmesini zorlaştırıyor.

Bu akıl ve emek ilişkisi bağlamında da düşünülebilecek bir durum aslında.

Konuyu daha somut örnekler üzerinden açıklayalım:

Bedava bulduğumuz şeylerin başında hayatımız gelir,yani varoluşumuz.

Hayatı hazır ve bedava bulmamız bir çoğumuz için onu sorgulamamızı gereksiz kılıyor. Çünkü o zaten mevcut bir şey.Etrafımızda da bizim gibi milyarlarca canlı var.O kadar normal, o kadar sıradan bir şey ki o zaten olan olması gereken bir kavram, gibi görünüyor.

Hayatın kendisi sıradanlaşınca her sıradan olan şey gibi hayat da sorgulanma konusu olmaktan çıkıyor.

Düz bir yüzeydeki çıkıntıyı görüp, dikkatini sadece çıkıntıya odaklayan insan zihni, düz zemindeki ahengin o çıkıntının görünmesini sağladığını unutuyor.Böylece zemin sorgulanmaktan çıkıp, çıkıntı sorgulanıyor.

Bu bakış açısı zamanla bir alışkanlık halini aldığında sadece ilgi tuhaf gelen şeyler üzerinde yoğunlaşmakta.Oysa asıl ilginç olan tam da normal görünenlerde saklı.

Asıl düşünülmesi gerek şey düzensizlik değil bir düzenin var olmasıdır.

Hayat, bir düzenin bir sistemin içinde var oluyor.Bedava bulduğumuz varoluşumuzu sıradan kabul edilip üzerinde düşünmüyor insan.

Düşünme işi filozofların tekelinde değildir.

Düşünme işi insanlığın tekelindedir.Ancak insanlık bunu filozoflara bilgeliğe has bir şey olarak kabul ederek,kendisini insan yapan erdemi hayatından çıkarmış,nedenler yerine var olanlarla ilgilenerek düşünme işini en basit düzeye indirgemiştir.

İnsanın bedava bulduğu hayatı her bedava şey gibi hesapsızca harcaması da aslında hayatı sorgulamamış olmasındandır.Hayatı iyice sorgulayan bilge adam Sokrates’in yaşamını yine savunduğu bilgelik uğruna feda etmesi de üzerinde durulması gereken bir şey

Sokrates,yaşamı iyiden iyiye sorgulamış, kendi aklı üzerindeki engelleri kaldırmış,ruhunu geliştirmek için çalışmış ve bunu da bilginin erdem olduğuna inanarak yapmıştır.O sorgulayan, hayatı ise sorgulanan bir şeydir.Hem içten hem dıştan bir sorgulamadan bahsediyorum yani hem kendisini hem de yaşadığı evrenin sorgulanmasından.Bu bakımdan Sokrates’in ölüm şekli tam da böyle bir hayata uygun düşüyor.Çünkü Sokrates, hayatı sorgulayacak kadar onu önemsemişti.

Hayatı sorgulamak her şeyden önce doğduğumuzda  bedava bulduğumuz şeyler üzerinde düşünmekle başlar.

Din gibi,milliyet gibi,aile gibi mesela.

Din, boyna kolye gibi insanın doğumuyla beraber takılıyor.Müslümanlık,Yahudilik, Hıristiyanlık ve mezhepsel ayrıllıklarda taraf olma durumumuz doğumla edindiğimiz bir şey.Büyük çoğunluk için geçerli tabi bu.Din yine büyük çoğunluk için kazanılmış değil edinilmiş bir kavram.Daha önemlisi edinilmesi bedava,hele günümüzde dindar olmanın bir sürü avantajı da var.

Yani şunu söylemek istiyorum.İnsanların dinleri ile ilgili yaşadıkları hayat üzerinden ciddi sorgulama yapmamaları veya yapma gereği hissetmemeleri onun bedavalığından ve sıradanlığındandır.

Sıradanlık, bir örtü gibi kavramların aslını görmemizi engeller.Sıradanlığa alışmış bir akılda basiretten bahsedilemez.Sıradanlığın örtüsünü kaldıramamak, kendi cümlelerimizle değil sloganlarla konuşmamıza sebep olur.Basit ve normal olup bize hiçte tuhaf gelmeyen şeylerin altında gizlenir anlam.

Doğada basitlik karmaşa ile beraber gelir.Bir doğal nesne basit olarak bütünlük içinde algılanır ancak onu basit yapan bütünlük içinde korkunç bir bilgi ve sistem mevcuttur.

Ağacın dalında sıradan görünen bir narı düşünün mesela.Sorgulamayan bir kişi için o sadece meyvedir.Sorgulayan içinse o sıradan bir şey olarak düşünülemez.Ancak doğa nara benzeyen o kadar çok sıra dışı şeye sahiptir ki bütün bu düşünme faaliyetlerinin bizi götüreceği yer hayret kapısı olur.

İşte felsefe de bu kapıyı çalmaktır.Felsefe bu kapının önünde el açıp beklemektir.Sıradanlığın içindeki sıra dışlığı fark edebilmektir.Bedava deyip  varoluşumuzu göz ardı etmemektir.Bizim için her şeyin başladığı yer varoluşumuzdur dolayısıyla  sorgulanmaya başlaması gereken yerde orasıdır.

Sıradanlık içindeki bu sıra dışlılık denizi içindedir insan.Yerde biten hiç de önemsenmeyen bir otta,haşere denen bir böcekte,gökyüzündeki milyarlarca yıldızda ve en önemlisi bunların birbirini tamamlayan sanki tün bunların birbirini tamamlamak için var olduğu izlenimini veren devasa varoluş akıl sahibini derin bir düşünmeye sevk eder.İnsanlığı ilerleten onun mağaradaki yaşamdan çıkarıp gökdelenlerin lüksü içinde yaşamasına sebep olan bilim insanları,felsefeciler ve sanatçılar bu korkunç sistemi anlayama çalışanlardır aslında.

Tüm bunların ışığında şunu söylemekte mümkün:

Aslında hayret edilecek şeylerden birde akıl sahibi insanın bunlar içinde var  olup gördüğü ve içinde yaşadığı halde hayret etmemesidir.

YAZARIN SON YAZILARI
Atina M.Ö 399 - 30 Kasım 2017
Hayret - 21 Ekim 2017
Toprağa Benzer Kalbimiz - 20 Ağustos 2017
Arayış Teodise - 30 Haziran 2017
16 Mayıs 1919-Manisa - 26 Mayıs 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ