GÜLTEKİN YILDIZ İLE YENİÇERİ OCAĞI’NIN KALDIRILMASI ÜZERİNE RÖPORTAJ – I

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

“Askerî Tarih” alanı ülkemizde yeni yeni çalışılmaya başlanan, dolayısıyla da uzmanının az olduğu bir alandır. Son yıllarda bu alanda yetişmiş önemli bir uzman da şu an İstanbul Üniversitesi Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalında görev  yapan Doç. Dr. Gültekin Yıldız hocadır. Üniversite yıllarımda kendi kitabı üzerine(aynı zamanda doktora tezidir) bir röportaj yapmıştık. Bu röportajı bir dergide yayınlatmak gibi bir amacımız vardı. Ama bu amaca ulaşamadık. Kısmet ACEP Platform’aymış. Kitap “NEFERİN ADI YOK” ismini taşımaktadır. Çalışmada Yeniçeri Ocağının kaldırılması ve Osmanlı Devleti’nin modern orduya geçiş süreci anlatılmaktadır. Biz de yaptığımız röportajımızda Gültekin Yıldız hocayla Yeniçeri Ocağı’ndan modern orduya geçişin izini sürdük.

Yeniçeri Ocağı niçin bozulmuş ve misyonunu niçin kaybetmiştir ?

Kitapta da biraz tartışmaya çalıştım. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması salt askeri bir reform değildir. İşin bir askeri tarafı vardır bir de siyasi tarafı vardır.Askeri tarafı şudur:  18.yy’ın ortalarından itibaren baktığımızda Yeniçeriler artık Osmanlı ordusunun ana omurgasını oluşturmuyor.Yapılan son araştırmalar bunu net olarak gösteriyor. Ne oluşturuyor diye soracak olursak, sefer zamanı askere alınan ücretli askerler oluşturuyor. (sekban, levend gibi farklı isimlerle geçenler) Kaybolan iki unsur vardır: Bunlardan birincisi sıpahilerdir. Bunlar niye kayboluyor? Çünkü; Osmanlı toprak sistemi değişiyor. Değişmesinin de esas sebebi, sipahilere verilecek olan tîmarların bir araya getirilip mukataâ halinde, Devlet’in sıcak paraya olan ihtiyacını karşılamak için önce saraya yakın olan çevrelere, daha sonra da taşradaki eşrafa dağıtılmasıdır. Dolasıyla tîmarlar mukataa ya dönüşünce sipahilerin gelir kapısı ortadan kalkmıştır.Yani ekonomi ticarileşmiştir. Ve Devlet’in, Avrupa ile yaptığı askerî rekabette masrafı arttıkça, yani daha fazla askere ihtiyaç duydukça, Devlet para ihtiyacını azaltmak için toprak sistemini mukataalaşmaya doğru götürüyor toprak sistemini. Yeniçeriler niye ortadan kaldırılıyor? Çünkü;  Yeniçeriler küçük ve seçme bir birlik olarak tasarlanmış, yani sayısı yüz binlere varan bir askeri güç değil. Hatta kırk binlere bile vardığında XVI. ve XVII. asırlardaki nasihatnâme , şikayetnâmelere bakarsanız orda şikayetler vardır: Yeniçerilerin sayısı çok arttı diye. Dolayısıyla Yeniçerilik bir süre sonra bir askerî kurum olmanın dışına çıkıp bir sosyal güvenlik kurumu  gelmiştir. Yani bir şekilde Yeniçeri Esamesi denilen gelir kaynağı Yeniçeri olmayan kişilere de verilmeye başlanıyor.Bazen ulâma oluyor, bazen saraya yakın kişiler oluyor,bazen İstanbul’daki ayak takımı oluyor, yani Yeniçeri Ocağı’nın kendi içine aldığı gruplar olarak. Dolayısıyla Yeniçerilen sayısı artıyor fakat muhariplik gücü azalıyor. ikincisi; Yeniçeriler giderek daha fazla taşrada görev yaptıkları garnizonlardaki ahaliyle, ulemayla, tüccarla ilişki kurmaya başlıyorlar. Yani sivik hayata giderek daha fazla girmeye başlıyorlar. Yeniçerilerin iki tane çok önemli imtiyazı vardır: Biri silah taşıma, ikincisi ise vergi muafiyetidir. Bu iki imtiyazı,  kendi kurumlarının veya kendi kurumlarına mensup olanların ve onlarla ittifak eden yakınlarının  menfaatine kullanmaya başlıyorlar. Dolayısıyla da Padişah tağşiş(paranın değerini düşürme) yaptığında ya da gerekli gereksiz sefere gitmek istediği zaman, bunlar aslında halkın adına bir tarafta ayak takımının yani şehir yoksulları kesiminin ama bir taraftan da taşradaki eşrafın,ulemanın adına muhalefet etmeye başlıyorlar. Dolayısıyla da her sefere gitmemeye başlıyorlar ki bu durumun en son yaşandığı zaman 1792’de III. Selim savaşmak istiyor fakat Yeniçeriler savaşmayız dedikleri zaman, anlaşılıyor ki Yeniçeriler artık Osmanlı Devleti’nin emrine tabii olan bir ordu olmaktan çıkmıştır. Bir de daha önce  dediğim gibi, Avrupa’daki ordularda piyade sayısı arttığı ve Yeniçeri de buna yeterli gelmediği için ve bunun yanında çok sayıda sekban ve levend alındığı için Yeniçerin artık askeri olarak ehemmiyeti bitmiştir. II. Mahmud’un da amacı nedir ? III. Selim’in de başına gelenleri gördüğü için kendisine karşı muhalif olan odakları ortadan kaldırıp merkeziyetçi bir idareye geçmektir.

Yeniçerileri kaldırmadan ıslah etmenin bir yolu yok muydu ?

— “Nizam-ı Cedid”le III.Selim bunu deniyor. Ama Nizam-ı Cedid’in amacı Yeniçerileri kuşkulandırmadan Yeniçerilere alternatif bir ordu oluşturmaktı ama Yeniçeriler bunu haber almış ve muhalefet etmişlerdir. II. Mahmut kendini güçlü hissedene kadar yani 1826’ya kadar böyle bir teşebbüse girmedi. Yeniçerilere çeşitli zamanlarda uyarılar gidiyor: İstanbul’da şiddet içeren olaylara karışmayın, ticaretle çok uğraşmayın gibi. Yeniçeri esâmelerinin asker olmayanların elinde, özellikle de ulemanın elinde toplanmasına karşı Alemdâr Mustafa Paşa’nın çabaları var. Ama Yeniçeriler tek başlarına hareket etmiyorlar. Yeniçeriler en öndedir saray darbelerinde fakat onlara yardım eden bir Bâb-ı Âlî bürokrasisi var, ulema var, tüccarlar var. Dolayısıyla da II.Mahmud “Eşkinci” diye bilinen birlikleri kurmaya çalışıyor önce Mayıs ayında. Fakat daha sonra isyan çıkınca Haziran ayında iş ilgaya gidiyor. Bu ilga meselesi, sadece Yeniçeri Ocağı’nın tefessülüyle alakalı değildir. Çünkü, öyle bir zamanda bunu yapıyor ki, Rum İsyanı bitmiş ayrıca Rusya ile de savaş kapıda, yani çok doğru bir zaman da değildir. Burada şöyle düşünebiliriz: II. Mahmud bir sene önce Ağa Hüseyin Paşa(eski Yeniçeri Ağası yeni Asakir-i Mansure Seraskeri) vasıtasıyla Yeniçeri ocağında bir tasfiye faaliyetine girişiyor. Yani tepedeki âsi ekip Ağa Hüseyin Paşa ve adamları tarafından uzak yerlere tayin ediliyor, bazıları öldürülüyor. Ve bunların yerlerine üst makamlara da II. Mahmut’a yakın kişiler atanıyor.Bu yüzden de isyanı orta ve düşük rütbeli Yeniçeri zabitleri başlatıyorlar. Yani ocağın tepe kadrosu isyana katılmıyor ve bu tepe kadro da isyandan sonra ödüllendirilmiştir ve Asakir-i Mansureye geçirilmiştir. Asakir-i Mansure’nin yapısına bakıldığında da ise amacın yeni bir ordu kurmak olmadığı görülür. Küçük, yani yaklaşık 10.000 veya 20.000 kişilik Padişah’ın kendisini güvenceye alacağı sadık bir hassa ordusudur.Ve zaten Yeniçeri Ocağı daha XIV. Asırda kurulurken ve Fatih döneminde de gelişirken amacı ilk başta Sultan’ı korumak yani İstanbul’da Sultan’a bağlı onu koruyacak bir hassa ordusudur. XIX. asırdaki orduların sayısı büyüktür. Yüzbinlerle ifade edilen bir seviyededir. Yani ne Yeniçerilik ne de Asakir-i Mansure böyle bir mikdarı karşılamaya  ve ülke savunmasını tek bir ordudan karşılamak için kurulmamıştır. İlk hedefi Sultan’ın korunması ve onun muhaliflerine karşı kullanılacak bir araç olarak düşünülmüştür.Yani Sultan Mahmud, Yeniçerileri kaldırarak da kendisine karşı olan en büyük siyasi ve sosyal rakibi de ortadan kaldırmış oluyor.

Yeniçeri Ocağının kaldırılması konusunda II. Mahmud’u başarılı kılan neydi ?

II.Mahmud’u diğerlerinden farklı kılan en önemli şey reel politiği iyi biliyor olması, önceden hazırlığınu yapmış olması ve doğru bir zamanlama seçmesidir Yani bu defa Yeniçeriler isyan ettiğinde Saray, Sultan ve yanındaki ekibi hazırlıklıdır. Tam verisi olmamakla birlikte, Eşkinci tecrübesinden anlaşılıyor. Halka silah dağıtılıyor. II. Mahmud’un bir diğer farkı ulemayı yanına çekmiş olmasıdır. III. Selim döneminde Kabakçı Mustafa isyanında Yeniçerilere en büyük desteği veren ulemaydı. Çünkü, ellerinden Yeniçeri esameleri gidiyordu. Bu defa II. Mahmud, ulemanın başına getirdiği Şeyhulislam diğer ekiple ulemayı da kontrol altına aldı. İşte bundan itibaren Sultan-Rical-Ulema ve Yeniçerilere katılmayan İstanbul halkı da birlikte hareket ediyorlar. Çünkü, Yeniçerilere mensup olan ile olmayan halk arasında ticarî açıdan büyük sıkıntı var. Bazı sektörlerde Yeniçeriler ellerinde tekel bulundurdukları için, başka tüccar ve esnafın o sektöre girmelerini -nakliye, inşaat- engelliyorlardı. Bu sefer bunlardan rahatsız olan kitle, Yeniçerilere karşı sancak açılınca bir araya geldiler. Ve kimse Yeniçeriliğin bir iki gün içerisinde İstanbul’da kaldırılacağını düşünmezdi. Taşrada bu daha uzun sürmüştür. Ulemanın desteğini nasıl aldığına gelince, üst kadrolara kendi adamlarını getirdi ve  Yeniçeri esamelerine dokunulmayacağını söyledi. Bunun yanında Asakir-i Mansure’de bolca imamlık kadroları açtı. Bu şekilde ulemanın en alt kesimini oluşturan imam-hatip ekibini de bu şekilde yanına çekti. Tabi bir de Rum İsyanı’nın yaratmış olduğu bir ortam var. 1821 – 26 arası bu isyan özellikle müslüman halk arasında ciddi bir kargaşaya sebep oluyor. 400 yıldır Osmanlı’ya sadık olan Rum tebeası ayaklanmış ve bu da Devlet elden gidiyor söylemlerinin kullanılmasına sebep olmuştur. Bunun yanında Rus tehdidi ve Rumlara, İngiliz desteği de söz konusudur ve dönem birlik dönemidir demişlerdir. Bu ortamda, daha önce muhalif olan bir kesim bu birlik beraberlik havasında Sultan’ın yanında yer alıyor.O dönemde bir de Tepedelenli Ali Paşa meselesi de vardır. Tepedelenli, Bektaşiliğe ve Yeniçeriliğe yakındır. Çünki, o bölgede hristiyanlarda yaşamaktadır yani Arnavutluk’da. Yani sanki sünnî İslam’ı temsil eden ulema ile halife olan Sultan arasında bir ittifak oluşuyor. Bu ittifak, hem Rum isyanına hem de Bektaşiliğe daha çok yakınlık gösteren Tepedelenli Ali Paşa dolayısıyla da Yeniçerilere karşıdır. Nitekim ocak kaldırılırken, Bektaşi Tarikatı da kaldırılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ