EGE ADALARININ KAYBEDİLMESİ HAKKINDAKİ GERÇEKLER

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olması ve Akdeniz ve özellikle Ege Denizi’nde Anadolu’ya yakın olan irili ufaklı onlarca adanın var olması denizlerin üzerinde duran bu kara parçalarına oldukça önem kazandırmaktadır. Türkiye bugün Ege ve Akdeniz’de Anadolu’ya yakın olan ve Türkiye’nin sahip olması gereken adaların birçoğuna sahip değildir. Türkiye’nin bu adalara sahip olamamasının en büyük sebebi de klasikleşmiş bir şekilde Lozan Antlaşması olarak gösterilmekte ve özellikle Ege Adaları’nın Lozan Antlaşması ile bırakıldığı yalanı ortalarda dolaşmaktadır. Halbuki bu adaların kaybı Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde gerçekleşmiş, Yeni Türkiye yönetimi ise bu adaları geri alamamıştır. Ama gerek sosyal medyada gerek ise Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının sürekli üzerinde ittifak ettikleri yalan; Ege Adaları’nın Lozan Antlaşması ile bırakıldığıdır. Bu yalanı ortadan kaldırmak ve doğruyu zihinlere yerleştirmek ise biz tarihçilere düşmektedir.

Tarih 24 Nisan 1830

Yunanistan’ın bağımsızlığı Osmanlı Devleti tarafından tanınmıştır. Bununla birlikte Osmanlı Devleti Mora ve Attika Yarımadalarını Yunanistan’a bırakmıştır. 18 Osmanlı İmparatorluğu ayrıca, Ege Denizi’nde Fatih Sultan Mehmet döneminde 1470’te elde ettiği Eğriboz ve İskiri dâhil Şeytan Adalarını ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1534–1545 arasında hâkimiyetine aldığı 26° doğu boylamı üzerindeki Yamurgi Adası da dâhil olmak üzere genel olarak Kiklat Adaları diye anılan adaları Yunanistan’a bırakmıştır.

Tarih 29 Eylül 1911

İtalya Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiş ve Trablusgarb savaşını başlatmıştı. İtalyanlar Trablusgarp’a yüklenirken bir yandan da Ege Denizi üzerinden Osmanlı Devleti’ni tehdit ediyordu.

Tarih 16 Nisan 1912

Trablusgarp üzerindeki isteklerini Osmanlı Devleti’ne kabul ettiremeyen İtalyanlar büyük devletlerin arabulucuğunu istemiş, büyük devletler de Osmanlı Devleti’ne barış hakkındaki düşüncelerini sormuşlardır.

Tarih 18 Nisan 1912

Osmanlı Devleti boğazları ticaret gemileri dahil olmak üzere seyr-i sefere kapattı.

Tarih 23 Nisan 1912

Osmanlı Devleti, İtalyanların Trablus ve Bingazi’yi ilhaktan vazgeçmeleri ve buralardaki askerlerini çekmeleri şartları kabul edildiği takdirde barış yapılabileceğini bildirdi.

Bu cevap ise İtalyanları oldukça kızdırdı. Osmanlı Devleti’ne boğazları kapatmanın hesabını sormak istedi. Fransızlar ise İtalya’ya Boğazları zorlamak yerine adaları işgal etmesini öneriyordu.

Tarih 28 Nisan 1912

İtalyanlar Astropalya adasını işgal etti. İtalyan amirali adadaki Rumlar tarafından törenle karşılandı.

Tarih 4 Mayıs 1912

Rodos Adası işgal edildi. Adadaki nüfusu 1200 kadar olan Türkler merkeze çekildi ve Amiral Ameglio 9000 kadar askerle rahat bir şekilde adanın merkezine girdi.

Tarih 9 Mayıs 1912

Herke Adası işgal edildi.

Tarih 12 Mayıs 1912

Kerpe, Kaşot, İncirli, İlyaki, Leros, Patmos ve Kilimli Adaları işgal edildi

Tarih 16 Mayıs 1912

Liptos Adası işgal edildi.

Tarih 19 Mayıs 1912

Sömbeli Adası işgal edildi.

Tarih 20 Mayıs 1912

İstanköy adası işgal edildi.

İtalya bu adaları savaş malzemelerinin nakliyatını daha rahat yürütmek ve  Trablusgarb’ın kendilerini bırakılmasını sağlamak için koz olarak kullanmak maksadıyla işgal etmişti. Yani İtalya işgal ettiği bu adaları Trablusgarb’ın kendilerine bırakılmasını sağlamak için pazarlık malzemesi olarak kullanacaktı.

Bu pazarlık işe yaradı 15 Ekim 1912 tarihinde imzalanan Ouchy(Uşi) Antlaşması ile Trablusgarb ve Bingazi’ye tam muhtariyet verilecek, İtalyanlar ise Rodos ve 12 ada üzerindeki askerlerini geri çekecekti. Fakat bu dönemle 8 Ekim 1912’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle beraber başlayan I. Balkan Savaşı’nda dolayı İtalyanlar Rodos ve 12 adadan çıkmamış, bu adalardaki işgallerini devam ettirmişlerdir.

Balkan Savaşı’nda denizlerde Yunanlıların büyük bir üstünlüğü vardı. Yunanlılar meşhur Averof Zırhlısı ile Çanakkale Boğazını ablukaya almış ve boğazı Osmanlı Devleti’nin gemilerine kapatmıştı. Boğaza hakim olduktan sonra ise adaların işgaline girişti.

Tarih 22 Ekim 1912

Limni Adası İşgal edildi

Tarih 31 Ekim 1912

İmroz ve Taşoz adaları işgal edildi.

Tarih 4 Kasım 1912

Sakız Adası işgal edildi

Tarih 17 Aralık 1912

Midilli Adası işgal edildi

Tarih 30 Mayıs 1913

Edirne direnişinin düşmesinin ardından Osmanlı Devleti İngiltere’nin aracılığına başvurmuş ve Londra Barışı imzalanmıştır.

Bu antlaşmayla beraber  Osmanlı Devleti;

Girit üzerindeki haklarından büyük devletler lehine vazgeçer. Ayrıca Ege Adalarının mukadderatını belirleme işini büyük devletlere bırakır.

Birinci Balkan Harbi’nin ardından Balkan Devletleri kendi aralarında savaşa tutuşmuş ve II. Balkan Savaşı patlak vermişti.  Bu savaş sonucunda Ege Adaları sorunu tekrar gündeme geldi. İtalya 12 Ada’nın Uşi Antlaşması ile kendisine ait olduğunu ileri sürerek bırakmama konusunda direnirken, Yunanlılar ise kendi işgal ettiği adaları elinde tutmaya çalışmıştır.

Tarih 14 Şubat 1914

Türkiye yakınlığı ve Türkiye’nin güvenliği gerekçesiyle İmroz, Bozcaada ve Meis Adaları Türkiye’ye iade edildi. Diğer adalar ise silahsızlandırılmak koşuluyla Yunanlılara bırakıldı. Adalar sorunu bu şekilde çözülerek hukuki bir nitelik kazandı.

 

Tarih 20 Kasım 1922

Milli Mücele’nin askeri safhasının sona ermesinin ve mütareke yapılmasının ardından barış görüşmeleri Lozan’da başlamıştır. Konferansın beşinci gününde Ege Adaları sorunu gündeme gelmiş ve ilk sözü İsmet Paşa almıştır. İsmet Paşa, coğrafya bakımından Küçük Asya’ya (Anadolu’ya) bağlı parçalar olan Akdeniz ve Ege Denizi adalarının Anadolu’nun huzuru ve güvenliği için büyük bir önem taşıdıklarını söyleyip bu adaların kıyıdan az uzaklıkta ve karasuları içinde bulunan adalarla, büyük adaları kapsadığını belirtmiştir. Anadolu’nun tamamlayıcı birer parçası olan adaların Türkiye’nin egemenliği altına konulmalarının bir zorunluluk olduğunu ifade eden İsmet Paşa ayrıca, Gökçeada ile Bozcaada’nın ve Semadirek Adası’nın Türkiye’ye verilmesini talep etmiştir. Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikerya (Ahikerya) adalarının Türkiye’nin güvenliği açısından hayati bir önem taşıdığını ve bu adaların iktisadi açıdan Anadolu ile birleşmelerinin zorunlu olduğunu ifade eden İsmet Paşa, işte bu yüzden Büyük Devletlerin bu adaların Yunanistan’a bırakılma kararının Türkiye tarafından kabul edilmediğini belirtmiştir. Devamla İsmet Paşa: Adalarla ilgili kararların alınmasında ilgili tarafların çıkarlarının gözetileceği şartı bulunmasına rağmen Büyük Devletler tarafından teklif edilen çözüm Türkiye’yi tatmin etmemiştir. Yunanistan’ın Anadolu üzerindeki emperyalist emelleri artık bütün dünya tarafından öğrenilmiştir. Anadolu’da bir Yunan İmparatorluğu kurmak için kendi ülkesinde yapmacık tutkular yaratan Yunanistan’ın elinde bu adaların nasıl bir sorun yarattığı Türkiye tarafından görülmüştür. Böyle olunca bu adalar tam anlamıyla askerlikten arındırılmalıdır. Bu adalarda bulunan istihkâmlar ve bataryalar yok edilmeli, silahlar sökülmeli, yeni tahkimat yapılmamalı, bu adalar deniz üssü olarak kullanılmamalı, uçaklar getirilmemeli, uçaklar için buralarda hangarlar yapılmamalıdır. Söz konusu adalarda asayiş sağlamaya yetecek sayıda jandarmadan başka hiçbir silahlı kuvvet bulunmamalıdır. Bundan başka bu adalar halkı kışkırtıcılara yataklık etmemeli, kaçakçılara sığınak olmamalıdır. Son olarak bu konularda kabul edilecek yükümlerin her zaman geçerli olacağı Türkiye’ye garanti verilmelidir. İsmet Paşa’ya göre bu adaların tarafsız ve bağımsız bir siyasal varlıkları olmalıdır.” ifadeleriyle Ege Adaları üzerinde Türkiye’nin egemenlik haklarını savunmuştur.

İsmet Paşa’nın bu talepleri karşısında Yunan Heyeti Başkanı Venizelos, ilk olarak uzun süre Yunan egemenliği altında bulunan Ege adaları ile henüz uluslararası bir antlaşmaya konu olmamış adaları ayrı tutmak gerektiğini belirtmiştir. İsmet Paşa’nın konuşmasından ikinci grupta yer alan adaların Türkiye tarafından istendiğini anladığını söyleyen Venizelos, bu adalarda yaşayan halkın çoğunluğunun Rum olduğunu, sadece İstanköy, Bozcaada ve Rodos’ta çok az sayıda Türkün yaşadığını, halkı Rum olan yerlerin Türkiye’ye bırakılmasının Türkiye’nin çıkarlarına uygun düşmediğini vurgulamıştır. Bu adaların Türkiye’den başka bir devletin elinde olması Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye sokmayacağını iddia eden Venizelos bu adaları almak isteyen Türkiye’nin kalabalık bir Rum nüfusu da egemenliği altına almakla nasıl bir çıkar sağlamış olacağını anlayamadığını söylemiştir. Bu adaların askerlikten arındırılması konusunun incelenmesini kabul ettiklerini; fakat ne olursa olsun Gökçeada ve Bozcaada dâhil uzun süreden beri Türkiye’nin olmaktan çıkmış topraklar üzerinde Türk egemenliğinin yeniden kurulmasının söz konusu olamayacağını söylemiştir. Gökçeada ve Bozcaada’nın Çanakkale Boğazına yakınlıkları nedeniyle bu iki adada Yunan egemenliğine kısıtlamalar getirilmesine razı olduklarını ifade eden Venizelos, ancak bu konunun Çanakkale’nin askerlikten arındırılması sorunu birlikte ele alınması istemişti.

Daha sonra söz alan oturum başkanı ve İngiliz Baş Delegesi Lord Curzon, bu sorunu müttefik meslektaşları ile görüştüğünü, kendi adına olduğu kadar onlar adına da konuşacağını belirtmiştir. Sorunu öncelikle salt hukuk yönüyle incelemek istediğini ifade eden Lord Curzon, bu adaların kaderlerinin saptanmasının İsmet Paşa’nın söylediğinin aksine Büyük Devletlere hiç bir şart olmaksızın bırakıldığını, Büyük Devletlerin Menteşe Adalarının durumunu görüşmediğini çünkü bu adaların geçici kaderinin Türkiye ve İtalya arasındaki Uşi Antlaşması ile saptanmış olduğunu ve netice itibarıyla Gökçeada, Bozcaada ve Meis dışındaki tüm adaların Yunanistan’a bırakıldığını söylemiştir. Lord Curzon ayrıca bu durum karşısında Osmanlı Hükümeti’nin belirli bir tutum göstermediğini, sadece üzüntülerini bildirdiğini Gökçeada ve Bozcaada konusundaki Büyük Devletlerin kararını resmen öğrenmiş olduğunu belirtmiştir.

Daha sonra söz alan oturum başkanı ve İngiliz Baş Delegesi Lord Curzon, bu sorunu müttefik meslektaşları ile görüştüğünü, kendi adına olduğu kadar onlar adına da konuşacağını belirtmiştir. Sorunu öncelikle salt hukuk yönüyle incelemek istediğini ifade eden Lord Curzon, bu adaların kaderlerinin saptanmasının İsmet Paşa’nın söylediğinin aksine Büyük Devletlere hiç bir şart olmaksızın bırakıldığını, Büyük Devletlerin Menteşe Adalarının durumunu görüşmediğini çünkü bu adaların geçici kaderinin Türkiye ve İtalya arasındaki Uşi Antlaşması ile saptanmış olduğunu ve netice itibarıyla Gökçeada, Bozcaada ve Meis dışındaki tüm adaların Yunanistan’a bırakıldığını söylemiştir. Lord Curzon ayrıca bu durum karşısında Osmanlı Hükümeti’nin belirli bir tutum göstermediğini, sadece üzüntülerini bildirdiğini Gökçeada ve Bozcaada konusundaki Büyük Devletlerin kararını resmen öğrenmiş olduğunu belirtmiştir

Konferansta adalar sorunu da dâhil olmak üzere pek çok konuda anlaşma sağlanamamış olmasına rağmen İngiltere, Fransa ve İtalya kendi istekleri doğrultusunda yüz elli sayfa, yüz altmış madde ve dokuz ek sözleşmeden oluşan bir antlaşma metni hazırlayarak 30 Ocak 1923’te Türk heyetine vermişlerdir.59 Adalarla ilgili olarak, Gökçeada ve Bozcaada haricindeki diğer Boğazönü Adaları; Limni ve Semadirek ile Saruhan Adaları; Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya’nın askerden arındırılarak Yunanistan’a bırakılmasına dair hükümler60 bulunan bu antlaşma metni genel olarak, Sevr Antlaşması’ndan çok da farklı olmadığından İsmet Paşa tarafından kabul edilmemiştir. İsmet Paşa’nın, müttefiklerin hazırladığı antlaşma metininin tam yirmialtı noktasına itiraz etmesi üzerine müttefikler, kendi aralarında toplanarak metinde bazı değişikler yapmışlar ve Türk Heyeti’nden antlaşmanın bu haliyle kabul edilmesini istemişlerdir. Müttefiklerin verdiği yani antlaşma taslağını da beğenmeyen İsmet Paşa 4 Şubat 1922’de antlaşmada değişiklikler yapılmasını istediği hususları tekrar müttefiklere iletmiş; ancak, Türk teklifleri müttefik devletler tarafından yine kabul edilmemiştir

Tarafların anlaşamaması üzerine Lozan Konferansı sona ermiş, 6–7 Şubat 1923’te Lozan’dan ayrılan İsmet Paşa 20 Şubat’ta Ankara’ya dönmüştür. Gelinen aşamanın TBMM’de görüşülmesinin ardından müzakereler hususunda gerekli yetkileri alan İsmet Paşa, İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından hazırlanan antlaşma metninde kabul ettiği ve değişiklik yapılmasını istediği maddeleri açıkça yazarak adı geçen devletlere bildirmiştir. İsmet Paşa, hazırladığı teklifinde adalarla ilgili olarak Bozcaada yakınlarındaki Merkep Adaları’nın ve Anadolu sahillerine çok yakın olan Meis Adası’nın Türkiye’ye bırakılmasını istemiş, İtalya ve Yunanistan’a verilen adaların Osmanlı borçları ile ilgili duyunu umumiye hisselerine bu adaların İtalya ve Yunanistan tarafından işgâl edildikleri tarihten itibaren adı geçen devletlerin iştirak etmelerini talep etmiştir.

23 Nisan 1923’te tekrar toplanan Konferansta İsmet Paşa Meis Adası’nın Türk karasuları içerisinde kaldığını ifade etmiş ve dolayısıyla Meis Adası’nın Türkiye’ye bırakılmasındaki ısrarını sürdürmüştür. Fransa, İngiltere ve İtalya ise bu adanın Türkiye’ye verilmesine karşı çıkmıştır. İngiliz temsilcis Rumbold Meis adasının nüfusunun büyük ölçüde Rum olduğunu, dolayısıyla Misak-ı Milli ile ilgili olmayan bir ada olduğunu ifade ederek İsmet Paşa’yı vazgeçirmeye çalışmıştır.

Konferans devam ederken İtalya’nın halen elinde bulundurduğu 12 Ada’nın Osmanlı borçlarına düşen hissesini 1912’den itibaren yüklenmeyi kabul edebileceğinin ve Meis Adası’nın Türkiye’nin aleyhine kullanılmayacağına dair askerî teminat verebileceğinin anlaşılması nedeniyle Türk Heyeti İtalyanların Castellorizo dedikleri Meis ile ilgili talebinden vazgeçme eğiliminde olmuştur. 4 Haziran 1923 tarihinde yapılan görüşmelerden önce İtalyan Baş Delegesi Montanya, Meis’in Türkiye aleyhine kullanılmayacağına dair kesin teminat vermiş ve işgâl ettikleri Menteşe Adaları’nın Osmanlı borçlarından paylarına düşen kısmını bu adaları ele geçirdikleri tarihten itibaren yükleneceklerini taahhüt etmiştir. Böylece Türk Heyeti, İsmet Paşa’nın “Meis adası Anadolu’nun parçalarındandır. Ona malik olmak davamız meşru ve haklıdır. Fakat cihan sulhunun temini gayesi ile bu ada hakkındaki isteğimizden vazgeçiyoruz.” sözleri ile sırf dünya barışının tesisini sağlamak için Meis adası ile ilgili talebini geri almak gibi çok ağır bir fedakârlığa katlanmıştır.

Fuat İnce “Lozan Antlaşması ve Ege Adaları” isimli makalesinde Lozan Antlaşması’nın maddelerine bakarak Ege adaları meselesini aşağıdaki gibi değerlendirmiştir:

Lozan Barış Antlaşması’na kadar Ege’de egemenliği Yunanistan’a devredilen ada, adacık ve kayalıklar konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Lozan Barış Antlaşmasına konu olan adalar; Eğriboz Adası, Şeytan Adaları, Çuha ve Küçük Çuha Adaları Lozan Barış Antlaşması’nın altıncı maddesinin ile Girit dışında kalan adalardır. Ege adaları ve Meis Adası üzerindeki hâkimiyet hakları Lozan Barış Antlaşması’nın sırasıyla altı, oniki, onüç, ondört, onbeş ve onaltıncı maddeleri ile düzenlenmiştir.

Egemenlik devirlerini düzenleyen maddeler sadece oniki ve onbeşinci maddeler olmuştur.

Lozan Antlaşması’nın altıncı maddesinin birinci fırkası; akım yoluyla ilgili sınırların tespiti hususunda olup; “Bir nehir veya ırmağın kıyıları ile belirlenmeyip de yatakları ile belirlenen sınıra gelince; iş bu antlaşma tariflerinde kullanılan mecra ve kanal kelimeleri bir taraftan gidiş gelişe uygun olan nehirlerde başlıca gidiş geliş kanalının ortak hattı anlamını taşır. Bununla beraber sınır çizgisinin muhtemel değişikliğinde bahsedilen çizginin bu suretle belirlenen yatak veya kanalı mı izleyeceğini ya da söz konusu yatak veya kanalın işbu antlaşma yürürlüğe girdiği sıradaki durumuna göre mi kesin biçimde belirleneceğini açıklamak sınır tespit komisyonuna ait olacaktır.”şeklindedir.

Yine altıncı maddenin ikinci fıkrası da; “İşbu antlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, deniz sınırları kıyıya üç milden az uzaklıkta bulunan ada ve adacıkları da içine alacaktır.” şeklinde olup egemenlik devrini düzenleyen icrai nitelikte bir madde değil soyut bir hüküm niteliğindedir. Buna göre fıkra metninde yer alan üç mil ilkesinin hangi sahillerde uygulanacağı belirlenmemiş, konu, takip eden ilgili hükümlere bırakılmıştır. Uluslararası hukuk bir antlaşmanın bütün olarak ve hükümleri anlam ifade edecek şekilde yorumlanmasını öngörmüş, bir madde ile belirlenen bazı hükümlerin antlaşmaya konu olan hususlara tümüyle uygulanmasını uygun bulmamıştır. İşte bu sebepten dolayı da Lozan Barış Antlaşması’nın daha sonraki hükümlerinde hangi adaların egemenlik devrine konu oldukları özellikle açıklanmıştır.

Lozan Barış Antlaşması’nın “Gökçeada ile Bozcaada ve Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz adaları ve özellikle Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adaları üzerinde Yunan egemenliği konusunda 17/30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’nın beşinci ve 1/14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması’nın onbeşinci maddeleri hükümleri uyarınca alınan ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükûmeti’ne bildirilen karar, bu antlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve onbeşinci maddede belirtilen adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere doğrulanmıştır. İşbu antlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan adalar, Türk egemenliği altında kalacaktır.” şeklindeki onikinci maddesi ile Menteşe Adaları dışında kalan kesimde Türkiye ile Yunanistan arasındaki statü belirlenmiştir. Bu madde hükümleri, Osmanlı Devleti’nin Ege Denizi’ndeki tüm ada, adacık ve kayalıkları devretmeyi kabul ettiği Sevr Antlaşması’nın hükümlerinden ayrılmaktadır. Buna göre, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adaları ismen sayılarak; Taşoz, Bozbaba ve İpsara Adaları ise Altı Büyük Devlet Kararı’na atıf yapılarak ve bu karar gereğince adaları askerî amaçlarla kullanmaması kaydıyla Yunanistan’a devredilmiş Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları ile Anadolu kıyısına üç milden az uzaklıkta bulunan adalar üzerindeki Türk egemenliği teyit edilmiştir. Bu antlaşma hükmüne tâbi olan toprak parçaları sadece adalar olduğundan adacık ve kayalıklar egemenlik devrine konu olmamışlardır.

Bir kısım adalar üzerindeki Türk egemenliği onikinci maddenin birinci cümlesinde ismen sayılarak teyit edilirken, son cümlede bu işlemi altıncı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen üç mil mesafe ilkesine göre yapıldığı görülmektedir. Türkiye’nin egemenliğine bırakılan adaların onikinci maddede ayrıntılı olarak belirtilmesi; Yunan işgâlinin adalar üzerindeki egemenlik haklarına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri ve Yunanistan’ın, işgâlinde olmamasına rağmen Altı Büyük Devlet Kararı’na dayanarak sanki diğer adaların da kendisine bırakılmış gibi davranmasını peşinen ortadan kaldırmak amacıyla yapılmıştır. Bu sayede, onikinci madde ile Türkiye’nin egemenliğini devrettiği adalar belirlenirken diğer yandan da egemenliğine bırakılan adalar üzerindeki hakları teyit edilmiştir. Yine onikinci madde ile Türk egemenliğinden çıkan diğer adalarla ilgili olarak sadece aşağıda açıklanacak olan ve Menteşe Adaları’nın durumlarını düzenleyen onbeşinci maddeye atıf yapmıştır.

Lozan Antlaşması’nın onüçüncü maddesiyle belirtilen; “Barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya (Nikerya) Adaları’nda, aşağıdaki tedbirlere uymayı taahhüt eder. Buna göre; önce, bu adalarda hiçbir deniz üssü kurulmayacak, hiçbir istihkâm yapılmayacak, ikincisi, Yunan askerî uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üstünde uçmaları ve buna karşılık, Türk askerî uçaklarının da bu adalar üstünde uçmalarını yasak olacaktır. Üçüncüsü, bu adalarda, Yunan askerî kuvvetleri, askerlik hizmetine çağrılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek normal asker sayısından çok olmayacağı gibi, jandarma ve polis kuvvetleri de, bütün Yunan ülkesindeki jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalacaktır.” hükmü ile Altı Büyük Devlet Kararı’na dayanılarak Yunanistan’a devredilen adaların askerî amaçlarla kullanılmama durumları Türkiye sahillerine çok yakın olan Saruhan Adaları; Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adalarının isimleri belirtilerek düzenlenmiştir.

Antlaşmanın “Türk egemenliği altında kalan Gökçeada ile Bozcaada, mahalli idare ile can ve mal güvenliği bakımından, Müslüman olmayan yerli halka gerekli bütün güvenceyi sağlayan, mahalli unsurlardan kurulu bir özel yönetim örgütünden yararlanması, bu adalarda düzenin korunması, yukarıda öngörülen mahalli yönetim örgütünün aracılığıyla yerli halktan seçilmiş ve bu örgütün emrinde bulunan bir güvenlik kuvvetince sağlanması ile Rum ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin olarak Türkiye ile Yunanistan arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan hükümler, İmroz ve Bozcaada adaları halkına uygulanmayacaktır” ifadesi ile tanımlanan ondördüncü maddesiyle Türk egemenliğine bırakılan Gökçeada ve Bozcaada’da yaşayan gayrimüslimlerin haklarıyla ilgili olarak Türkiye’ye verilen sorumluluklar belirtilmiştir.

Lozan Barış Antlaşması’nda onikinci maddeyle beraber egemenlik devrinin düzenlendiği diğer madde olan onbeşinci madde ise şu şekildedir; “Türkiye, aşağıda sayılan adalar üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından İtalya yararına vazgeçer: Bugünkü durumda İtalya’nın işgâli altında bulunan İstanbulya, Rodos, Herke, Kerpe, Çoban Adası, İlyaki, İncirli, Kilimli, İleriye, Batnoz, Lipso, Sömbeki, ve İstanköy adaları ile bunlara bağlı adacıklar ve Meis Adası.” Bu metinden de anlaşılacağı üzere İtalya’ya ismen sayılarak verilen onüç adet Menteşe Adası ile bunlarla beraber ne olduklarından net bir şekilde söz edilmeyen bağlı adacıklar da İtalya’ya bırakılmışken devri kabul edilen Meis Adası ile ilgili olarak böyle bir düzenleme yapılmamıştır. Ayrıca bu bölgedeki kayalıklar antlaşmada İtalya’ya devredilmediklerinden Türkiye’de kalmışlardır.

Lozan Barış Antlaşması’nda adalarla ilgili son madde olan onaltıncı ise; “Türkiye, işbu antlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu antlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların geleceği, ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir.” olarak kabul edilmiştir.

Onaltıncı madde, sadece oniki ve onbeşinci maddeler ile yapılan düzenlemeleri tamamlayıcı mahiyette bir hüküm olup Türkiye’nin kendisine bırakıldığı teyit edilen adalar dışındaki tüm adalardan vazgeçtiği anlamını taşımamaktadır. Türkiye’nin üzerindeki her türlü haklarından vazgeçtiği adalar egemenlik devrine konu olan adalardır. Bu madde, Sevr Antlaşması ile Lozan Konferansı’nda müttefikler tarafından hazırlanıp Türk Heyeti’ne verilen antlaşma metninde yer alan, Türkiye’nin tüm Ege adaları üzerindeki egemenlik haklarından vazgeçtiğinin belirtildiği hükümlerin yerine kabul edilmiştir. Bu antlaşma hükmüne tâbi olan toprak parçaları da sadece adalar olduğundan Türkiye’nin, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik hakları devam etmiştir.

Yıl 2004 – 2008 arası

Lozan Antlaşması ile elde edilen ve 1936’da Şükrü Kaya tarafından Türkiye’nin envanterine kaydedilen 16 ada ve 1 kayalık Yunanistan tarafından işgal edilmiştir. 31 Aralık 2008’de Yunan helikopterleri Bulamaç Adası üzerinde uçuş yaparak sınır ihlali yapmış ve bu ihlal Genel Kurmay’ın sitesinden duruyulmuştur. Fakat dışişlerinin isteğiyle bu ihlal bilgisi Genel Kurmay’ın sitesinden kaldırılmıştır. Ege Denizi’nde; Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adaları ile İzmir ilimizin sınırları içinde olan Venedik Kayalıkları…  Akdeniz’de, Girit Adası etrafındaki Yunan işgali altında olan Türk adaları; Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi adaları 2004 ile 2008 arasında Yunanistan tarafından peyderpey işgal edilen Türk Adalarıdır. Peki AKP hükümeti bu adaların işgaline niçin ses çıkarmamıştır? AB üyelik sürecinde Yunanistan’ın sessiz kalması için olabilir mi?

TRT, 26 Aralık 2012 tarihinde “16 Ada Yunanistan’a geçti” haberini vermiştir.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na, işgal edilen adalar ile ilgili olarak MHP ve CHP milletvekilleri tarafından soru önergesi verilmiştir. Davutoğlu, bazıları Büyükada’dan daha büyük adalar için  “adacık”  demiş, Dışişleri Bakanlığı TBMM’ye verdiği cevapta “Görüşmeler devam ediyor” diyerek TBMM’yi yanıltmıştır. Çünkü Yunan Dışişleri Bakanlığı iki gün sonra bu cevaba atıfta bulunarak; “Herhangi bir görüşme yok. Adalar, Yunan adasıdır” cevabını vermiştir. MGK üyesi Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a, CHP Milletvekili Nurettin Demir tarafından soru önergesi veriliyor. Önerge’deki 4 sorudan birinci soru, işgal edilen adalar ile ilgili. Yılmaz, 24 Eylül 2012 tarihinde verdiği yazılı cevapta, birinci soruyu pas geçip diğer üç soruya cevap veriyor. Vatan toprağını vermek bu kadar kolay mıdır? Onlarca şehit verilmesi pahasına elde edilen bu topraklar kimsenin babasının malı değildir. Metehan’ın dediği gibi milletin malıdır. Bir siyasi irade ile vatan toprağının düşmana terk edilmesi söz konusu bile olmamalıdır. Bizim yöneticilerimiz Osmanlı Devleti’ni örnek alıyorlar ama son dönemini örnek alıyorlar anlaşılan.

Demekki neymiş?

Ege Adaları Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde kaybedilmiş ve Lozan Antlaşması’nda adalar melesinde yanında destekçi bulamayan Türk delegeleri barışı sağlamak için adalardaki haklarından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Fakat 3 mil uzaklığa kadarki alandaki ada ve kayalıkların da Türk hakimiyeti sınırları içerisinde olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla göz göre göre vatan toprağını düşman işgaline terk eden bir yönetimin gerçek olmayan ifadelerle Lozan’ı karalama veya Türk Milletini kandırmaya hakkı yoktur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ