DİKTATÖR SANATÇILAR

Tayfun Binzet

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.

PhotoGrid_1436187261569

Birkaç gün önce BBC’de ve Sanat Portallerinde, sanat dünyası ile ilgili sıradışı bir haber vardı. Yayınlanan haber şöyleydi;

“Adolf Hitler’in yapmış olduğu suluboya tablolardan birkaçı, geçtiğimiz günlerde Almanya / Nürnberg’de yapılan bir müzayedede toplam 400.000 Euro’ya alıcı buldu.
Hitler’in Bavyera’da bulunan Neuschwanstein şatosunu resmettiği tablosunu Çinli bir koleksiyoner tam 100.000 Euro ödeyerek satın aldı.

hitler

Nürnberg’deki satışta, “A Hitler” imzalı karanfil natürmortu da 72.000 Euro’ya alıcı buldu.
Geçen yıl aynı müzayede evi, 1914 yılında Hitler tarafından yapılmış bir suluboyayı 129.000 Euro’ya satmıştı.
Çin, Brezilya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri ve Almanya’dan koleksiyonerlerin yoğun ilgi gösterdiği müzayede, Nürnberg’de bulunan Weidler Auctioneers Müzayede Evi tarafından yapıldı. Fakat alıcı ve satıcıların kimlikleri açıklanmadı.”

Aslında Adolf Hitler’in tescillenmiş bir Sanatçı kimliği hiç olmadı.

Hitler’in ilk gençlik yıllarında tek ideali Ressam olmaktı, hatta bu konuda babası ile çok tartışmışlardı. 1907 yılında Ressam olma umuduyla “Viyana Güzel Sanatlar Akademisine” başvurdu. Fakat Akademi, yeteneğinin Ressamlık için “vasatın altında” olduğu gerekçesiyle Hitler’i geri çevirmişti.
Çizimlerine ve resimlerine çok güvenen Adolf, sanatçı olma konusunda inat ederek 1908 yılında tekrar aynı Akademiye başvurdu. Fakat Akademi yine reddetmişti, üstelik bu sefer ön elemeyi bile geçmeye hak kazanamamıştı. Adolf hayal kırıklığına uğramıştı, ama yinede ‘keşfedilmemiş bir yetenek’ olduğuna inanıyordu.
Bu esnada yetim kalan Adolf maddi anlamda çok güç bir duruma düşmüştü. Viyana’da müzisyen ve “Yahudi” bir arkadaşıyla küçük bir oda kiralamıştı. Geçimini sağlamak ve kirayı karşılayabilmek için şövalesini alıp evlendirme dairesi önünde yeni evlenen çiftlerin resimlerini yapıyor, posta kartlarından kopya çekerek yaptığı manzara resimlerini işyerlerine ve turistlere satmaya çalışıyordu.
(Adolf’un bu dönemiyle ilgili ironik bir detayı da not düşmekte fayda var; Hitler’in Yahudi ve müzisyen ev arkadaşı, resimlerini satmasında yardımcı olarak, ona katkı sağlamıştı.
Bir söylentiye göre de, bu arkadaşı sattığı resimlerden komisyon almaktaydı ama aldığı komisyonun, kendisine verdiğinden daha fazla olduğunu fark ettikten sonra Hitler’in Yahudilere karşı nefreti artmaya başlamıştır.)

Adolf Hitler’in yaşamı boyunca 2000 ila 3000 adet yağlıboya, suluboya ve desen ürettiği tahmin ediliyor. Ressam olma hayalleri suya düşen Hitler, kendine bambaşka bir yön çizerek siyasete atılmış ve politik olarak yükselişe geçtiği dönemlerde, ressamlık geçmişini yok etmeye niyetlenmişti. 1938 yılında Nazi Partisindeki yetkililere emir verip Almanya ve Avusturya’daki resimlerini toplatıp imha etmiştir. Fakat tamamını toplatamadığı müzayededeki satıştan da anlaşılmaktadır.
Bu arada Alman basını, piyasada sayısız Sahte Hitler resmi olduğu uyarısında da bulundu.

Peki, bugün hâlâ tüm dünyanın ürpererek hatırladığı, 11 milyon masum insanın ölümüne sebep olmuş ve insanlık tarihinde nefretle anılan Diktatör Adolf Hitler’in, ölümünden 60 yıl sonra, “Sanatçı kimliğine sahip olmamasına rağmen” yaptığı suluboya resimlerin, dünyanın zengin Sanat Koleksiyonerleri tarafından 100 Bin Euro gibi astronomik rakamlara satın alınmasını nasıl anlamlandırmak gerek?

Bir Alman gazetesinde, “Alman hukukuna göre Hitler’in resimlerinin, Nazi sembollerini göstermeme şartıyla satılabileceği” yazıyor.
Hukuksal tarafını anladık diyelim. Peki, bunun etik tarafını nasıl değerlendirmeliyiz?
Sanat Borsasında rayiçleri belirleyen kriterlerin arasında Etik kavramı var mı?

Diktatör Hitler’in yaptığı resimlerin, ölümünden 60 yıl sonra yüksek rakamlarla satılması Sıradışı bir haber olarak geçiyor. Ama bizim ülkemiz için çok da sıradışı bir haber sayılmaz.

Malumunuz üzere, bizim de Diktatör Ressam Evren Paşa’mız vardı ve yaptığı resimler kendisi hayattayken, Türkiye Sanat Borsasında astronomik fiyatlarla alıcı bulmuştu.

evren_katalog2Birçoğunuz Evren’in 25 yıl önce New York’ta bir sergide ünlü ressam Picasso’nun resmine bakarken ”Yahu bunu bende yaparım” deyişini hatırlarsınız. İşte Picasso’nun o resminden sonra bizim Evren Paşa da emeklilik hayatını Ressam olmaya adamış ve Marmaris’teki yazlığında resimler yapmaya başlamıştı. Hemen ardından açtığı Sergilerine ilgi de azımsanmayacak derecedeydi.

Yine bir Resim sergisini gezerken Evren, Kolaj (yapıştırma) tekniğiyle yapılmış bir resme bakıp “Aa bu resim yırtılmış” demişti. Sanat ve Resim hakkındaki bilgi ve yeterliliğini bu ve benzeri sözlerinden anlayabildiğimiz Evren’in yaptığı resimlerin ülkemizin Sanat Borsasındaki fiyatları da gerçek ressam ve sanatçıları kıskandıracak seviyedeydi.

1993’te ilk satışa sunulan yağlıboya tablosu, açık artırmaya 5 Bin TL ile başladı. Sakıp Sabancı ve Aydın Doğanın çekiştiği artırmada rakam 50 Milyon TL’yi görünce Kenan Evren şaşırıp ve utanıp “Yeter Artık” diyerek artırmayı durdurdu ve resim 50 Milyon liraya Sakıp Sabancı’nın oldu.
Aynı yıl, bir başka tablosu, 10 Bin TL ile başlayan açık artırmada 110 Milyon TL’ye Koç Grubu tarafından satın alındı.
Yine 1993 yılında, bir tablosunu açık artırmada Nuh Çimento 500 Milyon liraya satın aldı.
1998’de ise bir tablosunu 105 Milyara Ali Balkaner satın aldı.
Yine 98’de yaptığı “Begonvilli Duvar” isimli tablo ise, en yüksek fiyatla satılan tablosu olmuştu. Bu tablo “Kültür Bakanlığı Resim Heykel Müzesi” tarafından tam “300 Milyar” liraya satın alınmıştı.

Bu esnada birçok sergi gezen Evren beğenmediği resimleri kaldırtıp sansür uygulamış, ressamlarını da eleştirmekten ve hatta aşağılamaktan geri kalmamıştı.
“Netekim” Kenan Evren, tablolarına vurduğu her “Fırça Darbesi” ile ülkemizin Sanat dünyasında da Otoritesini kurmuştu.

Gazeteci Nuriye Akman’ın 1993 yılında Kenan Evren’le yaptığı bir röportajda ironik bir diyalog geçiyor:
N.A: Efendim siz 12 Eylül’ü resmetseniz nasıl yapardınız?
K.E: Hiç düşünmedim.
N.A: Hadi benim için düşünün.
K.E: Böyle bir tablo yapmak aklımdan geçmedi. Ben peyzajla uğraşıyorum, öyle şeylerle kafamı yormam.
N.A: Peki, renk olarak düşünelim. En fazla hangi renk ağır basardı?
K.E: Ben en çok doğadaki o yeşil renkleri seviyorum.
N.A: 12 Eylül’ün resminde yeşil olur muydu?
K.E: Bırak 12 Eylül’ü. 12 Eylül nedir? 12 Eylül terördür. Terörü göstermek lazım.
N.A: Dolayısıyla kırmızı mı ağır basardı?
K.E: Yani kan…
N.A: Bir kan gölü mü çizerdiniz?
K.E: Yani, 12 Eylül’den evvel Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam her gün yirmi vatandaşın hayatını yitirdiği bir dönemdi.
N.A: Çizeceğiniz tabloda bir kan gölünün üstüne bir güneş mi doğardı?
K.E: Olur, öyle bir şey. Önerinizi bir düşüneyim bakayım.

Fırça darbeleriyle nasıl çizilirdi bu tablo? Düşünmesi lazımdı!

Peki, bizim Diktatörümüzün Sanat serüvenini nasıl anlamlandırmalıyız?
Bizim ülkemizdeki Sanat Borsasında rayiçleri belirleyen kriterlerin arasında Etik kavramı var mı?

Sanırım mevzubahis Sanat dahi olsa, Para ve Etik asla yan yana duramıyor.

Ama, Hitler’in resimlerinin satıldığı müzayedeler çok daha masum kalıyor galiba!

YAZARIN SON YAZILARI
DİKTATÖR SANATÇILAR - 6 Temmuz 2015
MARKO PAŞA - 25 Haziran 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ