CUMHURİYETİN DOĞUM SANCILARI

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

Milli Mücadele büyük bedeller ödenerek kazanılmıştı. Cumhuriyet ise Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük çabaları neticesinde ilan edilmiştir. Destekten yoksun olarak içerideki muhalefeti de aşarak en yakın arkadaşlarına rağmen düşüncesini hayata geçirmiş ve egemenliği halka teslim etmiştir. Fakat bu aşamada Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar çetin bir muhalefetle karşılaştığını gösterecek iki örnek bu yazının konusunu oluşturmaktadır. Bu iki örnek henüz doğmamış olan cumhuriyetin sancılı aşamalarıdır.

Lozan müzakelerinin devam ettiği sıralarda bir gün Vekiller Heyeti Başkanı Rauf Bey Mustafa Kemal’in TBMM’deki başkanlık odasına gelerek Gazi Paşa’yı Refet Paşa’nın Etlik’teki bağ evine akşam yemeğine davet etti. Yemekte Refet Paşa, Rauf Bey, Ali Fuat Paşa ve Mustafa Kemal Paşa bulunacaktı. Bir araya geldiklerinde hatır sormalar bittikten sonra Rauf Bey Gazi’ye dönüp

“Kemal, davetimizi kabul edip geldiğin için teşekkür ederiz. Seninle baş başa konuşmak istediğimiz bir konu da var, bugün seninle o konuyu da görüşmek istiyoruz.” dedi.

Zaten bu yemeğin altında bir şeylerin yattığını sezen Gazi Paşa soğuk kanlı bir şekilde

“Buyrun konuşalım. Mesele nedir?” şeklinde yanıt verdi.

Rauf Bey bu cevabın ardından şöyle devam etti:

“Kemal! Bu meclis senden korkuyor kardeşim. Millet vekilleri o yüzden sana değil, Vekiller Heyeti Başkanı olarak bana geliyorlar. Kafaları karışık. Bu yemekten haberleri de var. Seninle görüşmemizi de zaten onlar istediler.”

Gazi: “Neyimden korkuyorlarmış?” dedi.

 Rauf Bey: “Senin cumhuriyet kuracağından korkuyorlar. Dedikodular giderek yayılıyor. Bazen o kadar abartıyorlar ki eline fırsat geçse senin padişahı bile bu ülkeden kovacağını düşünüyorlar”

“Kemal! Bu vatan tehlikeye düştü, işgale uğradı. En çok sen çaba gösterdin, öne atıldın, kurtardın, biz de sana yardım ettik. Şimdi vatan kurtuldu. Bize göre kardeşim artık emaneti sahibine iade etmenin zamanı gelmiştir.” diyerek sözlerini sürdürdü.

“Peki Rauf, Sultan Vahdeddin için ne düşünüyorsun?” diye sordu Mustafa Kemal Paşa

Rauf Bey cevap verdi:

“Kemal, benim babam padişahın başmabeyncisiydi. Babamın boğazında padişahın ekmeği var. Şimdi o ekmek benim boğazımda. Ben yediğim ekmeğe ihanet etmem kardeşim. Üstelik benim rejim sorunum da yok. Madem sordun söyleyeyim: Padişah bir İslam Halifesi, ben bir müslümanım. Dini terbiyem nedeniyle de padişaha bağlıyım. Kaldı ki Kemal, o makamlar uhrevi makamlar. Senin, benim gibi kişilerin ulaşabileceği makamlar değil. Bu milletin yüzlerce yıldan bu yana alıştığı yönetim de mutlakiyet yönetimidir cumhuriyet değil. Bu topraklarda bin senedir bir kişi “otur”  dedi herkes oturdu, “kalk” dedi kalktı. Çünkü onlar kendilerini “ümmet” görüyorlar, sen ise “millet” diyorsun. Onlar kendilerini “kul” kabul ediyor, sen “yurttaş” diyorsun. Böyle gitmez. Benim kişisel görüşüm budur.

Gazi, Refet Paşa’ya döndü:

“Sen ne düşünüyorsun Refet?” diye sordu.

Refet Paşa “Aynen Rauf Bey gibi düşünüyorum Paşam” şeklinde cevapladı.

Ardından destek alabileceğini düşündüğü yakın dostu Ali Fuat Paşa’ya dönen Gazi, “Senin görüşün Fuat?” dedi.

Ali Fuat Paşa ise Gazi’nin yanında durmaktan ise ondan kaçmayı tercih etti:

“Paşam! Biliyorsunuz uzun süredir Moskovadayım, durum hakkında fazla bilgim yok. İzin verin birkaç gün düşüneyim, yanıtımı sonra veririm.”

Mustafa Kemal Paşa devam etti:

“Peki anladım… Benden ne yapmamı istiyorsunuz?”

Rauf Bey yanıt verdi:

“Yarın kürsüye çık bunları yapmayacağına dair millet önünde söz ver.”

Gazi bir kağıt istedi fakat evde kağıt yoktu. Sigara paketinin kapağını kopardı ve arkasına “Günü geldiğinde Padişahla ilgili kararı en yüce yürütme organı olan TBMM verecektir.” şeklinde yazdı.

“Bu sizi ve Meclisi tatmin eder mi? Bunu yarın çıkıp okusam, sizce meclis tatmin olur mu?” diye sordu Gazi.

Rauf Bey bundan memnun oldu ve bunu yarın kürsüden okumasını istedi. Mustafa Kemal Paşa söz verdiği gibi çıkıp bu ifadeyi kürsüden okudu ve meclisi rahatlattı. Fakat henüz yalnızdı. İsmet Paşa Lozan’da mücadele vermekteydi. O gelene kadar beklemeliydi.

23 Nisan 1920’de açılmış olan meclis yasama süresini doldurmuş ve 1921 Anayasasına göre seçimlere gidilmesi gerekmekteydi. Çünkü 1921 Anayasasına göre iki yılda bir seçim yenilenmekteydi. Bunu fırsat bilen muhalif kesim Mustafa Kemal Paşa’yı meclis dışı bırakmak için seçim kanununda değişikli teklifinde bulundular. Bu değişiklik teklifi şu şekildeydi:

  • Bundan böyle milletvekili adayı, adaylığını koyduğu yerde en az beş seneden beri oturuyor olmalıdır.
  • Millet vekili adayının doğum yeri Misak-ı Milli sınırları içerisinde olmalıdır.

Bu teklifin doğrudan Mustafa Kemal Paşa’yı hedef aldığı açıktı. 2 Aralık 1922′ de görüşülen önerge Meclis oturumunu yöneten Dr. Adnan Adıvar tarafından incelenmek üzere ihtisas kominsoyonuna havale edildi. Bunun üzerine Gazi ayağa kalktı ve:

“Bu önerge benim şahsımla ilgilidir. Ben TBMM başkanıyım. Millet Meclisi’nin başkanıyla ilgili bir önergede ne yazıyor, millet bunu bilmek ister ve bu hakka sahiptir. Önergeyi okuyun, millet duysun” diye bağırdı. diye bağırdı.

Daha sözü bitmeden kürsüye fırladı ve konuşmasına şöyle devam etti:

“Efendiler! Bugüne kadar ne yaptıysam Türklük adına, İslam adına yaptığıma ve iyi şeyler yaptığıma inanıyordum… Kendi kurduğum Meclis’in içinden sayıları üç beş de olsa millet vekilinin bir gün çıkıp beni en doğal yurttaşlık haklarımdan, seçme-seçilme haklarımdan mahrum etmeye çalışacağını, cephede gırtlak gırtlağa savaştığım düşmanlarımdan bile beklemezdim…

Doğrudur, ne yazık ki doğum yerim, bugünkü sınırlarımız dışında kalmış bulunuyor. Ancak siz bilin, millet de bilsin ki Selanik tek kurşun atılmadan Hükümet tarafından Yunana teslim edildiğinde ben bir başka yurt köşesini savunmak üzere Derne’de, Bingazi’de, Trablusgarp cephesinde savaşıyordum…

Efendiler! Hiçbir seçim bölgesinde sizce bilinen nedelerden ötürü 5 yıl oturamadım. Eğer bu önergeyi hazırlayan 3 milletvekilimizin belirttiği gibi her yerde 5 yıl kalsaydım, ben o zaman Derne’de Bingazi’de olamazdım. Filistin’de, Sina Çölleri’nde, Suriye’de olsam, o zaman Çanakkale’de, Kafkaslarda, Sakarya’da, Dumlupınar’da olamazdım. Ama ben oralarda olmasaydım bu efendilerin de doğum yerleri Allah korusun Misak-ı Milli sınırları dışında kalırdı.”

Millet ise bu duruma karşı tepki gösterdi ve Gazi Paşasına sahip çıktı. Erzurumlular “Paşam sen Selanikli olduğun kadar Erzurumlusan. Koyasan adaylığını Erzurum’dan, seni buradan Meclis’e sokak” diye telgraf çektiler. Neticede kanun değişikliği yapılamadı ve büyük bir tehlike atlatıldı. 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesi kararı alınmıştı. 24 Nisan 1923’te yapılan seçimlerde Mustafa Kemal Paşa Ankaradan Milletvekili seçildi. Böylece Mustafa Kemal’i safdışı bırakma operasyonu bozulurken, henüz doğmamış cumhuriyet çocuğu da gelişimini sürdürmeye devam etti. Her şeye rağmen ise başarıya ulaştı. 93 yıl geçmiş olmasına rağmen Cumhuriyetin kurucu fikirleri hala gönlümüzdeki yerini ilk günkü tazeliğiyle korumaktadır. V-For Vandetta isimli bir filmde çok güzel bir replik vardı: “Fikirlere kurşun işlemez.” Atatürk ölmüş olsa da fikirleri ilelebet yaşayacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ