HANEDAN MİLLİYETÇİLİĞİ Mİ? YUSUF AKÇURA MİLLİYETÇİLİĞİ Mİ?

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 37 makalesi bulunuyor.

21 Nisan 2016 tarihinde MHP milletvekilleri Ekmeleddin İhsanoğlu ve Mustafa Kalaycı Osmanlı hanedanının yaşayan fertlerine maaş, okuyan çocuklarına burs bağlanmasını içeren ortak bir yasa tasarısı hazırlamışlardı. Bu mesele çok da gündemde yer teşkil etmeden unutuldu gitti. Fakat böyle bir teklifin “Milliyetçi cepheden” gelmesi oldukça dikkat çekicidir. Neticede Türk ve diğer etnik ve milli toplulukları bünyesinde eritme çabası içerisinde olan ve milliyetçiliğe dair bir kaygısı olmayan bir idare anlayışı için böyle bir çaba içerisine girilmesi MHP’nin üzerinde düşünmesi gereken bir meseledir.

Osmanlı hanedanına maaş bağlanması meselesi ilk defa 2016 Nisanında gündeme gelen bir şey değildir. Saltanatın, Hilafetten ayrılıp saltanatın kaldırıldığı, Son padişah VI. Mehmet Vahdeddin’in ülkeyi terk ettiği, Vahdeddin’in yerine kardeşi Abdülmecid Efendi’nin halifelik makamına seçildiği ve Abdülmecid Efendi’nin halife seçildiği haberini Malta’da alan Vahdeddin’in “Bizim budala demek, saltanatsız hilafete razı, yani tekke şeyhi olacak” diyerek alay ettiği günlerin ardından sıranın bir gün hilafetin kaldırılmasına geleceği belliydi. Atatürk’ün kurmak istediği devlet ve millet sisteminde hilafet makamına yer yoktu.

Asıl meseleye gelelim…

Osmanlı hanedanına devlet bütçesinden ödenecek aylık ödenekler hakkında son düzenleme  19 Temmuz 1914 tarihinde yapılmıştı. Buna göre padişah yıllık olarak 240.000 lira ödenek, 50.000 lira gider karşılığı para ödenecekti. Veliaht olan şehzadeye yıllık 24.000 lira, diğer şehzadelere ve sultanlara yaşlarına göre aylık verilmesi ön görülmüştü. Şehzade aylıkları 16, 26, 36 ve 46 yaşlarını dolduranlar olarak dört gruba ayrılmış, bunların ödenekleri sırasıyla 150, 250, 350 ve 450 lira, sultanların ise 21, 31 ve 41 yaşını dolduranların sırasıyla 200, 250 ve 300 lira aylık almaları kabul edilmişti. Kanunun 31 Aralık 1915 tarihli  kanunla değişik 11. maddesi bir ayrıcalık hükmü olarak şehzadeler, Vahdeddin, Abdülmecid, Selim ve Seyfeddin Efendilere 500, Cemaleddin’e 300, Abdülhalim’e 250, Abdürrahim’e 200, sultanlar Seniha, Mediha, Saliha, Nazime, Hatice, Zekiye, Emine, Fehime, Naime,  Fatma ve Naile’ye 350, Şadiye ve Refia’ya 300, Feride Hanım Sultan’a 200, Alaeddin, Sadeddin ve Hayrettin Beylere 100, kadınefendiler Mevhibe, Reftarıdil, Şayanıdil’e 150, Bedrifelek, Bidar ve Emsalinur’a 75, hanımefendiler Sezayıdil, Felistan, Fatma İkbal, Ayşe Tarzıter, Ayşe Zatımelek ve Rüyunuz’a 100’er lira aylık verilmesi ön görülmüştü.

20 Şubat 1924 birleşiminde görüşülmeye başlanan Türkiye Cumhuriyeti 1924 mali yılı Bütçe Kanunu tasarısına göre giderler toplamı 126.087.739 TL idi. Bu mebladan TBMM’ye ayrılan miktar 920.822 lira, Cumhurbaşkanlığı için kabul edilen bütçe 208.770 lira iken; hilafet ve hanedana 331.695 lira ödenek ayrılmıştı. Bu miktar 22 şehzade, 27 sultan ve 26 sair olmak üzere 75 kişiye dağılacaktı. 25 Şubat günü toplantısında Yusuf Akçura mecliste söz aldı. “Milliyetçi cephe”nin diğer tarafında olan Yusuf Akçura’nın hanedana ayrılan ödenekle ilgili görüşleri; “Hanedana ödenek ayırmanın Cumhuriyet’in temel prensiplerine aykırı olduğu, ne iş yaptığı ne hizmet gördüğü ne gibi bir fazileti olduğu bilinmeyen adamlara  ödenek ayrılamayacağı” üzerineydi.

Sözlerine devam eden Akçura:

“Hanedan denilerek bilmiyorum erkek ve kadın kaç kişi para alacaktır. Bu adamlar damatlar ve sairelerle beraber oldukça büyük bir küme teşkil eder. Bunların hepsi tufeylidir, bir iş görmeksizin bunları beslemek kendilerine zarar vermek demektir. Bunlar gürbüz adamlar, iyi yemek yemişler ve maruf bir aileden gelmişlerdir. Bunları böyle sadakacılığa indirmek iyi bir şey değildir. Bunları eski zamanların hocaları ve hacıları gibi besleyip oturtmaktansa, iş görsünler, herkes gibi kazansınlar, kendileri için de ar olan millet sadakasıyla geçinmesinler. Bahusus düşünsünler ki bu adamları ferih fahur saraylarında, yalılarında zevk ve sefahatle geçindiren kendilerine verilen paranın kaynağı zavallı çiftçi, fakir köylü, ameledir…Bunlara para verişimizin nedeninin belki kanlarında milyonda bir olmak üzere, Türk milletine hizmet etmiş olan Yavuz’un ve Fatih’in kanı bulunabileceğini, ancak birçoğunda Sultan Vahdeddin’in kanı bulunduğunu görürüz.”

27 Şubat toplantısında ise en radikal konuşmayı Saruhan Mebusu Vasıf Bey yaptı:

“… Cumhuriyeti ilan ettiğimiz zaman, Cumhuriyetin ruhu esasisini, Cumhuriyet’in mevcudiyetini daima tehdit edebilecek olan bu müesseseyi ortadan kaldırmaya lüzum görmedik. Fakat arkadaşlar Cumhuriyet’in ilanı akabinde, asırlardır milletin başına bela olarak, zevk içinde yaşayan yine harekete gelmek, yine saltanatı elde etmek arzusuna düştü… Yıktığımız müessese en felaketli günümüzde  tekrar başımıza bela olmak için hazır müheyya beklemektedir… O halde arkadaşlar, elinde cismani bir kudret olmayan herhangi bir seyl-i tehacümün karşısında yine sarayına  kapanmaktan başka çaresi olmayan halifenin Türk Cumhuriyetinin aziz siyaseti dahilinde manası nedir? O halde arkadaşlar, bu Meclisin tasdik edeceği bütçede, bundan sonra Türk milletinin Türk Cumhuriyetinin bütçesinden hilafet için verilecek hiçbir tahsisat yoktur.”

Demek ki neymiş…

Halkının, Türk milletinin emeğini, hiçbir şey üretmeden sadece tüketmek üzerine var olan ne idüğü belirsiz hiçbir kutsiyeti olmayan bir insan kitlesine yedirmek ne Milliyetçiliğe ne de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sığar. Yusuf Akçura ve Vasıf Bey keşke o yasa teklifi yapıldığında mecliste olsalardı da yukarıdaki konuşmalarını yine bu teklifi yapan ve destekleyenlerin gözlerinin içine baka baka yapsalardı…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ