“BİZİM KÖY” SAHİPSİZ KALDI

“BİZİM KÖY” SAHİPSİZ KALDI

İlhan Selçuk Cumhuriyet gazetesindeki bir yazısında “Mahmut Makal yeryüzünde kültüre hizmet etmiş, dünyayı daha iyiye ve daha güzele götürmek için çaba harcamış dört kişiden biridir. Eskiden İstanbul İstanbul’du, taşra da taşra. Romancı, yazar, şair adam kentsoylu olmalıydı. Makal bu çerçeveyi parçaladığında bomba patlamıştı.”

Ne yapmıştı Makal? Kimsenin el atmadığı bir konuyu, içinde yaşadığı köyünü yazmıştı. Katıksız, yalın, keskin bir anlatımla yazmıştı. Onun gücü bu keskinlikten kaynaklanıyordu. Uzaktan bakmamış, masa başında oturarak yazmamıştı. O güne değin köyü yazanlar, köyü görmemiş, köylüyle yaşamamış, salt düşündeki köyü ve köylüyü yazmışlardı. Uzaktan, gözlemsiz bir anlatımdı onların yazdıkları. Makal, köylüydü, onlardan biriydi, onlarla yaşıyordu. Yaşadıklarını, gördüklerini, düzelmesi gerekenleri, düşündüren bir gözlem gücüyle yazdı. Genç bir düşünceydi. Kimseye özenmeden tüm duyarlılığı ile düşüncelerini sıraladı, yazdı, döktü tümcelere.

Kolay mı yazdı? Nerde! Köyde kolay yazı yazılır mı? “Evde yalnız kalsan bile, yine okuma yazmayla uğraşamazsın. Ortalığın karışıklığından vazgeçtim, kapıyı açmasan karanlık, açsan tavuklar hemen içeri doluyor. Tavuk kovalamaktan başka bir işe bakabilirsen bak.

Onun için okuyup yazmaya en elverişli vakit, geceleri. Yazın bu serin gecelerinde babamgil damın üstünde yatıyorlar. İçerde ben tek başıma kalıp da, gecenin sessizliğine bürününce kendimde bir rahatlık duyuyorum. Artık okumaya, yazmaya sıra geliyor. Okumak neyse, yatakta da olur, otururken de… Ama yazmak bir sorun! Yazmadan da olmuyor. Bir el dürtüklüyor içimden. Her gördüğüm insan, hayvan, eşya sanki, “Beni dile getir” diye sesleniyor bana.”(1) Makal o seslerin tümünü duydu. Duyduklarını kulak arkası etmedi. Çünkü içinde yaşadığı toplumun insanlarının bilinmeyen dertleri, kendinin derdiydi. Sıkıntıları O’nun da sıkıntılarıydı. Bunları olduğu gibi yazmalıydı. Yazdı. Tüm duyarlılığı ile yazdı. Yazdı, Varlık dergisinde “Bir Öğretmenin Köy Notları” oldu. Notlar okundu, hem de çok okundu. Yaşar Nabi bu okunuştan cesaret alarak, “Bizim Köy” adıyla roman şeklinde yayımladı. Adeta bomba patladı. Yer yerinden oynadı. Gerçekler bu denli sarstı okuyanları. Sarsma Makal’ı tutuklattı, sürüldü. Çokça tedirgin edildi. Yılmadı Makal, yılmadı yazdı.

Hala da bu gerçekler okuyanları sarsmaya devam ediyor.

Makal’ın duyarlılığı büyüdü büyüdü, ödüller kazandırdı O’na. Ödülleri fazlasıyla hak ediyordu.

Yazmayı sürdürdü. Araştırdı, gördü, bunları da yazdı. Onlarca kitap oluştu okuyucuların kitaplığında. Daha da oluşacaktı. Sağlığı elvermedi. Yattı hastaneye. Operasyon geçirdi. Uyandı . O gün sabahtan akşama değin şiir okudu. Doktorlara, hemşirelere şiir şöleni yaşattı. Kendisi de mutluydu, hastane personeli de. Ancak hep öyle gitmedi. Giderek bu iyileşme azalmaya başladı. Derken yoğun bakımda uzun bir tedavi süreci başladı. Eşi Naciye Makal, her gün gitti yanına. Bakımını yaptı. Ona şiirler okudu, türküler fısıldadı. Bir hafta önce fısıldadığı türkü O’nu çok etkiledi. Kıpırdadı, yanıt vermek, kendisi de eşlik etmek ister gibi olmuştu. Çünkü Ürgüplü Refik Başaran’ı çok severmiş. Naciye hanım “Ürgüp’ten de çıktığımı görmüşler” diye mırıldanırken kıpırdandığını sezmiş. Sanatçı duyarlığıydı bu. Anadolu ezgileri, şiirleri ilaç gibi gelir onlara. Çünkü O, bu ezgilerle büyüdü, bu ezgilerle donandı dağarcığı. Duyarlılık kazandı o ezgilerle.

Kısaca Mahmut Makal Anadolu’ydu. Yazdı Anadolu’yu. Şiirsel bir dil gerekti, şiirsel bir dille yazdı, destan oldu Anadolu.

Anadolu destanını yaratan Mahmut Makal’a helal olsun.

(1)    Mahmut Makal, Bizim Köy,Literatür yayınları, 2017 İstanbul, s.88

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ