BEN SİZE TAARRUZU EMRETMİYORUM, ÖLMEYİ EMREDİYORUM!!!

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

24 Nisan her sene dünyada  “Ermeni Soykırımı”nın yıldönümü olarak anılıyor. Halbuki bu tarihte meydana gelen gelişme 2345 kişilik Ermeni terör örgütü mensubunun tutuklanmasından ibarettir. Daha bu gerçeğin arkasında bile duramayan idarecilerimiz bir de devletin internet sitelerinden taziye mesajı yayınlıyorlar. Dolayısıyla da emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyorlar. Gerçi emperyalizm desteğiyle iktidara gelen bir yönetimin emperyalizme karşı durmasını beklemek de abesle iştigal olur herhalde.

Neyse konumuz bu değil…

Ermeni teröristlerinin tutuklanmasının hemen ertesi günü olan 25 Nisan’ın da özel bir önemi var. O da 25 Nisan 1915  Çanakkale Kara Muharebeleri’nin başladığı ve o gün Yarbay Mustafa Kemal’in savaşın kaderine etki edecek kararlarını aldığı gün.

Son yıllarda iyice hız verilmiş olan karşı devrim kapsamındaki faaliyetlerin başında Atatürksüz bir Cumhuriyet Tarihi yazmak gelmektedir. Dolayısıyla da Atatürk tarihten ve  Türk Milletinin hafızasından silinmeye çalışılmaktadır. Atatürksüz Cumhuriyet Tarihi yazmanın mümkün olmadığı gibi, Çanakkale Savaşları tarihi yazmak da mümkün değildir. Çanakkale Savaşı’nın ve ilerleyen süreçte Türk Milletinin kaderine böylesine etki etmiş bir subayın sadece siyasi kaygılar ve emperyal planlar yüzünden reddedilmesi utanç vericidir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Atatürk’ü ve mirasını reddetmek Türkiye Cumhuriyeti’nin de Türk Milleti’nin de çıkarına değildir. Hala ondan öğrenecek çok şeyimiz var.

Artık başlayabiliriz…

Sabah 5:30 sıralarında Kabatepe ve Arıburnu arasına düşman çıkarma yapmış ve bunu haber alan 19 Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal durumu saat 07:00’da 3. Kolordu Komutanlığına durumu bildirmiş ve 07:45’te 57. Alayla beraber yola çıkmıştır. 09:40 ta Kocaçimen mevkiine gelmiştir. Bu mevkiide 57. Alayı 10 dakika dinlenmeye bırakmış, kendisi de atına atlayıp Conkbayırın’a gitmişti. Conkbayırı’na geldiğinde 27. Alay 2. Taburun “Balıkçı Damlarındaki”savunma müfrezinden arta kalan askerlerin, 261 rakımlı tepeye (Conkbayırı’nın güneyindeki platonun üzerinden kuzeye) doğu geri çekildiklerini görmüştür. İşte tam o an atından inen Atatürk, düşmandan kaçan Türk askerlerinin tam önünde durarak o ünlü “düşmandan kaçılmaz” konuşmasını yapmış; kaçan askerleri süngülerini takmalarını emredip yere yatırarak, bozguna uğramış bir birlikten arta kalanlardan bir savunma hattı kurmuştur. Ve habercileri aracılığıyla 57. Alay komutanına hızla bölgeye intikal etmesi emrini ermiştir. Bu emri alan 57. Alay’ın öncüleri saat 10:00 sularında Conkbayırına varmışlardır. Balıkçı Damlarından kaçan Türk ordusunun yeniden savaş durumuna geçtiğini gören düşman kuvveti neye uğradığının şaşkınlığını yaşarken yetişen 57. Alay ve 8. Tabur düşmana saldırmıştır. Atatürk komutanlara verdiği emirde: “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi  emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” demiştir. Mustafa Kemal bu hadiseyi “kazandığımız an bu andır.” şeklinde ifade etmiştir.

İsmet Görgülü, “On yıllık Harbin Kadrosu” adlı kitabında, Atatürk’ün 25 Nisan 1915 günündeki başarısını şöyle anlatmıştır: “…Saat 09:30’da Ordu yedeği olan 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, inisiyatifini kullanarak Kocaçimen bölgesine getirdiği 57. Alay ile, düşmanın kuzey yanından taarruz etti. Düşman ilerlemesi durduruldu. Yarbay Mustafa Kemal, düşmana taarruz etmek için Ordu Komutanından gerekli izni almayı bekleseydi, düşman muharebenin ilk saatlerinde, bölgenin en hakim tepeleri olan Conkbayırı ve Kocaçimen’i ele geçirecek ve Boğaz yolunu açmış olacak, Seddülbahir’i de savunan Türk kuvvetlerini de kuzeyden kuşatmış olacaktı. Aynı zamanda düşmanın çıkarma yaptığı Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerine, muharebenin ilk gününde müdahale edebilecek mesafede Türk birliği bulunmadığından (M. Kemal’in tümeni hariç) Mustafa Kemal’in bu tarihi müdahalesi olmasaydı Çanakkale Muharebeleri, 25 Nisan günü kaybedilebilirdi.”

Burada çok açık bir şekilde görülmektedir ki, Yarbay rütbesindeki bir subayın emir beklemeksizin bir alayı hareket ettirmesi ve düşmanla çatışmaya sokması büyük cesaret ve üst düzey komutanlık gerektiren bir faaliyettir. Bu özelliklerin de Mustafa Kemal’de bulunduğuna kuşku yoktur.

Meşhur bir tarih profesörümüz “Mustafa Kemal 5 –10   kişiyi bile idare edemezdi.” derken aklından neler geçiyordu sormak lazım.

Gerçi haklılık payı var. Mustafa Kemal, orada 5-10 kişiyi değil 2.,16, ve 15. Kolordulardan oluşan Anafartalar Grubunu yönetiyordu.

10 Aralık 1915’e kadar bu görevi yürütmüş, 11 Aralıkta İstanbul’a dönerken yerine Fevzi (Çakmak) Paşa atanmıştır.

Demekki neymiş?

Çanakkale Kara Muharebeleri yeşil sarıklı leventler, havalarda uçuşan evliyalar vasıtasıyla değil cesur Türk askerleri ve büyük komutan Mustafa Kemal ve nicelerinin katkılarıyla kazanılmıştır. 18 Mart’ın bu kadar ön plana çıkmış olmasına rağmen 25 Nisan niçin hiç hatırlanmaz? 18 Mart’ı Çanakkale Savaşı’nın sonu değil başlangıcı olarak görmek lazımdır. 18 Mart da şüphesiz önemlidir. Fakat bütün Çanakkale Savaşları’nın zafer tarihi gibi kutlama da doğru bir uygulama değildir.7 Kasım 1915’te İngilizler Çanakkale’yi boşartma kararı alana kadar burada savaş devam edecektir. Burada da bir kasıt aramak gerekir mi? Yoksa tamamen bilgisizlikten kaynaklanan masum bir hata mı?

Son olarak İngiliz General Aspinal Oglander; Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’deki faaliyetleriyle ilgili olarak şöyle demiştir: “Bir Tümen Komutanı’nın üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir.

Bizim de “kazandığımız an bu andır.” diyebileceğimiz zamanlar gelecek midir?

Yoksa kaybetmeye devam mı?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ