Ben Bu Ülkeye Ait miyim?

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 39 makalesi bulunuyor.

Son 2-3 senedir çok sık düşündüğüm bir mesele var: “Ben bu ülkeye ait miyim?” Bu meseleyi sohbet ortamlarında da konuştuğumda böyle düşünen, bu soruya kafa yoran kişinin sadece ben olmadığımı anladım. Yıllar geçtikte, düşündükçe bu ülkeyle fikri, kalbi ve duygusal bağımın azaldığını anladım. Bu ve buna benzer düşünceler ülke siyasetinin bir ürünüydü.

Yaşadığımız ülkede yıllardır değişmeyen bir iktidar var. Sorun, değişmeyen iktidardan ziyade mevcut iktidarın söylem ve uygulamalarıyla belli bir kitlenin içerisinde yaşadığımız ülkeye bağlılığını ortadan kaldırmasıdır. Bu bağlılığın ortadan kalkmasındaki etken ise ülkemizde olmasını istediğimiz yaşam ortamının olmaması ve zamanında olan şeylerin de zamanla tahrif edilerek ortadan kaldırılması olmuştur. Yani kısacası ülkede inandığımız değerlerin hiçbirinin artık yaşamadığını, ülkeyi yönetenler tarafından ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görmek bizi kahretmekte ve vatandaşlığımızı, bu ülkeye aidiyetimizi sorgulamaya itmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti bazı ilkeler üzerine kurulmuştu. Bu ilkeler ise bu ülkenin var olabilmesi için olmazsa olmaz düşüncelerdi. Atatürk’ün önderliğinde oluşturulan bu düşünce sistemi bizim de dünya görüşümüzü şekillendiren ana düşünceler oldu. Dolayısıyla bu ilkelerin süreç içerisinde siyasi iktidar tarafından kaldırılma çabası içerisine girilmesi toplumdaki Kemalist kesimden ciddi tepkiler almasının yanında, ülkeye olan inancını, bağlılığını ve güvenini sarsmıştır. Zaten yaşayıp tanık olduğumuz birçok gelişme de Atatürk’ün ilkelerinin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu da ortaya koymuştur. Özellikle “Laiklik” ilkesinin ülkemiz için ekmek, su gibi gerekli olduğuna defalarca tanık olduk. Fakat yıllarca laiklik ilkesi ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Laiklik dinsizlik olarak topluma yansıtıldı. Bu söylemlerle laiklik ilkesi büyük ölçüde aşındırıldı. Dolayısıyla toplumda farklı inançlara hoşgörü, dini Allah ile kul arasında algılayan dünya görüşü ortadan kaldırıldı. Bu da her geçen gün yeni toplumsal çatışmalara sebep olmaktadır. Cumhuriyetçilik ilkesi son 15 yıldır bütün sorunların kaynağının mevcut rejimden kaynaklandığı söylemleriyle değiştirilmeye ve ortadan kaldırılmaya çalışıldı. 16 Nisan 2017 referandumunda da Cumhuriyetçiliğe ve Cumhuriyet rejimine son darbe de vurulmuş oldu. Artık ülkemizde mevcut olacak sistem Atatürk Cumhuriyet sistemini ortadan kaldıran bir yönetim ön gördüğünden, toplumun tamamına temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanının bir partiyi destekleyen bir kitlenin temsilcisi olacağından dolayı ülkemize karşı bağlılığımız bir kere daha sarsılmıştır. Milliyetçilik yıllardır “ayaklar altına alınmış” bir düzlemde gitmektedir. Artık mevcut siyasetçiler mensup oldukları milletin adını ağızlarına alıp “Türk Milleti” bile diyemiyorlar. Bu fikir akımlarının tahrif edildiği bir Türkiye Cumhuriyeti, artık Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti değildir. “Halkçılık” ilkesine karşısına toplumun ihtiyaçlarına ve sorunlarına eğilmeyen bir saray yönetimi, halkın menfaati yerine halkı kendi menfaatine göre biçimlendirip kendi gibi düşünmeyen kişilerin üzerine saldırtan bir anlayış dikilmiş, “Devletçilik” ilkesi ise Osmanlı yönetiminden kalma kapitülasyon rejimine teslim edilmiş, “İnkılapçılık” ilkesi yerini saltanat ve hilafet özlemine bırakmıştır. Bu ilkelerin hepsinin temelini oluşturan “Ulusal Bağımsızlık” ilkesinin “BOP eşbaşkanlığına” evrilmesi ve bu misyon anlayışıyla yayılmacı bir dış politika izlenmesi Türkiye’nin antiemperyalist ruhunu ve “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” anlayışını yerle bir etmiştir.  Dolasıyla bu ilkelerin ortadan kaldırıldığı bir ülkeye Atatürk’ün Cumhuriyeti demek mümkün değildir. Atatürk’ün Cumhuriyeti olmayan bir ülkeye de aidiyet hissi beslemek güç bir meseledir.

Türkiye’nin geçen yıllar içerisinde bu hale düşürülmesi, bizi zaman zaman umutsuzluğa sevk etse de, fikri mücadelemizi devam ettirmeyeceğimiz anlamına da gelmemektedir. Türkiye’nin kuruluş ve yükselişinde etken olan fikirlerin, 100 seneye yakın vakit geçmiş olmasına rağmen, bugün ülkeye hakim olan düşünce akımlarından daha ileri ve ülke menfaatine daha uygun olduğu bir gerçektir. Atatürk’ün “Behemehâl ileri girmeyeliz, geriye gidemeyiz ileri gitmeye mecburuz.”sözünün hikmetini anlayıp, ileri olanı köhne olana her daim tercih etmek dileğiyle…Gerçi artık bu temenninin bir önemi kaldı mı o da ayrı bir soru…

 

Özgür BÜYÜKSOLAK

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ