ATATÜRK’ÜN “BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ” II (ÖZDEMİR BEY’İN GİZLİ MUSUL HAREKÂTI)

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

Gerek ilk olarak bahsettiğimiz Özdemir Bey’in Suriye harekatı, gerekse daha sonra bahsettiğimiz  Talafer Ayaklanması’nın başarısız olması “El-Cezire Birliği” fikrini akim bırakmıştı. Bu fikre yeni bir ivme kazandıran gelişme 13 Eylül 1921 tarihinde gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesinde kazanılan zafer olmuştur. Bunun ardından bir yandan Büyük Taarruz’un hazırlıklarına başlanırken diğer yandan da gizlice tertiplenen bir “Musul Harekatı” ile Musul’un İngiltere’den alınması hazırlıkları yapılmaya başlanıyordu.

1922 yılı Ocak ayında İngilizler tarafından Erbil ve Revandiz arasında bulunan ve Türkleri destekleyen Sürücü aşiretine yapılan saldırılar üzerine Mustafa Kemal Paşa, 1 Şubat 1922 tarihinde Millî Müdafaa Vekâletine çektiği telgrafta, belirtilen bölgeye bir milis birliği gönderilmesi emr ediyordu. Bu emir doğrultusunda bölge aşiretleri üzerine nüfuz sahibi olan Özdemir Bey İngilizlere karşı Musul harekatı yönetecek milislerin komutanlığına getirilmiştir. Emri alan Özdemir Bey 9 Mart 1922’de Revandiz’e gitmek üzere Ankara’dan yola çıkmış, 22 Nisan’da ise Diyarbakır’daki El-Cezire cephesi komutanı Cevat Paşa ile görüşmüştür.

Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Diyarbakır’da her türlü donatımı tamamlanmış 100 kişilik bir müfreze kuruldu ve Özdemir Bey’e verilen talimatta özetle şunlar belirtiliyordu:

“Özel teşebbüs ile hareket etmesi gereken Özdemir Bey müfrezesi, Misâk-ı Milli sınırları içinde kalan bölgelerin Faysal tarafından işgaline engel olacaktır. Bu amacı sağlamak için, en elverişli yer Revandiz bölgesidir. Görevin başarıyla yapılabilmesi için, subay ve erlerin aşağıdaki esaslara bağlı kalması şarttır. Aksi takdirde memleket için zararlı sonuçlar verebilir:

  1. Müfreze, ciddi ve sıkı bir disiplin altında bulundurulacak ve eğitimle meşgul olacaktır.
  2. Halkı, Türk hükümetine bağlamak için son derece eşit muamele yapacaktır.
  3. Vazife zamanında ve vazife dışında halka iyi muamele yapılacaktır.
  4. Bölge halkının dinî inançları, taassup derecesinde kuvvetli olduğundan subay ve askerler dinî esaslara saygılı kalacaklar ve gerektiği zaman da halk aydınlatılacaktır.
  5. Revandiz’de yapılacak yerli teşkilatta halkın ve özellikle aşiret reislerinin düşünceleri sorulacaktır.

Halkla yapılacak görüşmelerde, İngilizlerin İslâm birliğini parçalamak ve bu suretle memleketlerini işgal etmek amacını güttükleri ve Faysal ‘in da tamamen İngiliz isteklerine göre hareket ettiği, açık olarak anlatılmalı; Süleymaniye’de bulunmakta olan Nemrut Mustafa’nın kurduğu cemiyetin İngiliz çıkarlarına çalıştığı açıklanmalıdır. Müfreze, Hakkari kanalıya sıkı ve devamlı irtibatta bulunmalıdır. Bu, başarı için şarttır.

Ayrıca Özdemir Bey’in yapacağı harekatın Anadolu hareketiyle ilişkilendirilmemesi için talepte bulunuluyor ve İngilizler ile kritik olan ilişkilerin daha da gerilmesi istenmiyordu. Yani Özdemir Bey bu harekatı kendi başına yapıyormuş izlenimi verecekti. Bu amaçla Fevzi Paşa sık sık Elcezire Cephesine gönderdiği emirlerde bu konu üzerinde duruyor, özellikle bu hareketin “şahsi bir teşebbüs ve mücahede şeklinde idare olunmasını” tavsiye ediyordu.

Musul harekatına başlayan Özdemir Bey 30 Ağustos 1922’de başarıyla sonuçlanan Büyük Taarruz’un ertesi günü 31 Ağustos’ta Derbent Muharebesini kazandı ve İngilizleri zor durumda bıraktı. Fakat İngilizler’in hava bombaardımanları gerek bölge halkını, gerek ise Özdemir Bey kuvvetlerini zor durumda bırakıyordu. Bu başarıdan sonra Musul’un Türkler tarafından işgal edileceğinden endişelenen İngilizler kuvvetlerini takviye yoluna gitmiştir.

1923 yılı başlarında da Musul meselesi meclis gündemini meşgul ediyor ve bu konuda tartışmalar yapılıyordu. 2 Ocak 1923’te Mustafa Kemal Paşa TBMM’de yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: “…Musul vilayetinin hudud-ı millimize dahil araziden olduğunu biddefaat ilan ettik. Lozan’da elyevm (bugünkü günde) karşımızda ahz-ı mevki etmiş olanlar bunu pekala bilirler. Vatanımızın hudutlarını tayin ettiğimiz zaman büyük fedakârlıklara katlandık. Menafiimize mugayir (menfaatlerimize aykırı) olmakla beraber müsalemet perverane (barıştan yana) hareket ettik. Artık milli arazimizden en ufak bir parçasını bizden koparmaya çalışmak pek haksız bir hareket olur. Buna kat’iyen muvafakat etmeyiz”

Mustafa Kemal Paşa 30 Ocak 1923 tarihli konuşmasında ise, Musul vilayetinin, Türkiye devletinin milli sınırları içerisinde olduğunu; buralarını ana vatandan koparıp şuna buna hediye etmenin mümkün olamayacağını ve Cemiyet-i Akvam’ın bu konuyla hiçbir ilişkisi olmadığını ifade ediyordu.

Erzurum mebusu Mustafa Durak Bey ise, aynı konuya temas ederek, “Türkiye için Erzurum ve Kars’ı nasıl önemli görüyorsam, Musul’u da o kadar mühim görüyorum” diyerek Musul’un Türkiye açısından önemini vurguluyordu. Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey de, İngilizlerin bölgede Kürt-Türk ayrımı yaparak Musul’u Türkiye’den ayırmaya çalıştıklarını belirtiyor ve Musul’un Türkiye’den ayrılmasının mümkün olmadığını açıklıyordu.

Mustafa Kemal’in barışçıl bir politikayla Musul’u elde etme çabasına karşı çıkan bir diğer Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey ise, TBMM’de yaptığı heyecanlı bir konuşmada; “Paşa, ordunun başına otur, başka işin yoktur. Başkumandanlık vazifesini ifa et ve hudutlara bayrağımızı rekzet, bayrağını süngünü İngiliz’in gırtlağına daya!” diyor ve fiili olarak hareket geçmesini istiyordu.

İngilizler 17 Ekim 1922 tarihinden itibaren Köysancak, İmadiye ve Dinart’ı havadan bombalamaya başlamışlardı. İngilizlerin amacı bölgedeki aşiretleri cezalandırmaktır. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa’nın Musul hakkındaki beyanatları, plebisit yapılacağı yolundaki açıklamaları, yöre halkını İngilizlere karşı harekete geçirdi.

İngiliz uçak filosu şehirleri, aşiretlerin yaşadıkları bölgeleri, bunların sürülerini ve ekili alanları sık sık bombalamış; halk ise bu bombardumandan bıkıp usanmıştır. Hele 15 Aralık 1922 tarihinde Revandiz’e 22 uçaklık bir filo ile yapılan ve bir buçuk saat devam eden bombarduman her tarafta yangınların çıkmasına neden olmuştur. Özdemir Bey’in milli kuvvetlerinin gayretleri ile bu yangınlar kısa sürede söndürülebilmiştir. Bombardumandan bıkan Ranya, Mamure ve Derbent ahalisi ise işini gücünü bırakıp civardaki dağlara kaçarak can ve malını bir ölçüde kurtarabilmişti. Bombardumanı fırsat bilen Nasturiler de bu sırada harekete geçmişler fakat yağan yağmurlar hareketlerini büyük ölçüde kısıtlamıştır.

Köysancak ve İmadiye’ye yönelik olarak İngilizlerin icra ettikleri hava ve kara birlikleri destekli harekât başarılı olamayınca bir müddet bekleyen İngilizler, tekrar saldırılara başladılar. İngiliz Savaş Bakanlığı, Hava Kuvvetleri Mareşal John Salmon’un komutasında bulunan 8 nci filoyu takviye etmeye karar verdi. Mareşal Salmon, 1923 yılı Şubat-Nisan ayları arasında Musul vilayetinde icra ettiği askeri harekâta ilişkin bilgileri bilahare İngiltere’de yayınlamış olup, bir takım bilgileri buradan temin etmek mümkündür. General Salmon, Kuzey Irak’taki harekâta 1923 yılı Şubat ayı başında başlamış ve askerî harekâtı Şeyh Mahmut ile Özdemir’in üzerinde yoğunlaştırmıştır. İngiliz hükümeti bu sırada bölgede faaliyet gösterecek olan filoya yeni uçaklar da ilave ederek sayıyı 100’e çıkardı. İngiliz kuvvetlerinde ayrıca, biri piyade, diğeri süvari olmak üzere iki Hint tugayı, dört batarya (16 top), bir istihkâm taburu, 4.000 civarında Nasturi ve Ermenilerden oluşan gönüllü birlikler ile 1500 civarında aşiret askeri bulunuyordu. Bu kuvvet bölgede bulunan Türk kuvvetleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde büyük idi.  Filo bir müddet sonra bütün kuvvetiyle Renya, Derbent ile bölgedeki diğer şehir, kaza ve köyleri bombalamıştır. Salmon bu raporunda ayrıca Elcezire Cephesine ait bir raporu ele geçirdiğinden bahsederek buradan elde ettiği bilgilerden hareketle kuvvetlerini Revandiz bölgesinde yoğunlaştırdığını ifade etmektedir. İngiliz generalinin belirttiğine göre bölgede harekât icrası için en elverişli güzergah İran yoludur zira Türk yolu olarak bilinen Van’dan Revandiz’e ulaşan doğru ve kestirme yol uzun süre karlarla kaplı olduğundan elverişli değildir. Bu yüzden kendisinin öncelikle İran yolunu tutmayı hedeflediğini belirtmektedir. İran yolunun kapatılması halinde kış mevsiminin etkisinin henüz geçmediği bu bölgede sıkışan Türk kuvvetleri için gelecekte büyük sıkıntıların yaşaması ise pek muhtemeldir. İngiliz generali raporunda eğer bölgede başarı sağlanmak isteniyorsa kara harekatıyla müşterek olarak hava harekatının icra edilmesini istemekte ve bu şekilde bir hazırlık yapmaya gayret gösterdiğini açıklamaktadır. İngiliz kuvvetlerinin bölgede başarılı olabilmesi için aşiretlerin desteğine ihtiyaç duyduğunu itiraf eden Salmon, bu amaçla Pişdar aşiretiyle şimdilik diyalog kurmaya çalıştığını ifade etmekte ve bu aşiret vasıtasıyla Şeyh Mahmut’un Süleymaniye bölgesindeki etkisini kırabileceğini açıklamaktadır.

İngiliz kara birlikleri Bağdat tarafından güneyden kuzeye doğru bir harekât icra ederken, Kraliyet Hava kolu ile Köysancak hava kolu da bunları havadan desteklemektedir. Ayrıca Kerkük bölgesine doğru da bir kol hareket etmektedir. Salmon eğer şiddetli bir Türk mukavemeti ile karşılaşılırsa, güneyde tutunmaya çalışacağını belirtiyor; Türklerin karşı taarruzu durumunda Altunköprü civarında zırhlı otomobillerden kurulu bir birliğin ihtiyat olarak hazır tutulduğunu da açıklıyordu.

John Salmon, bölgedeki hazırlıklarını tamamladıktan sonra Köysancak kolunu 18 Mart, Musul kolunu da 26 Mart 1923 tarihinde harekete geçirdi. Bu sırada yağan şiddetli yağmurlar Musul’daki tek köprüyü tahrip ettiğinden İngilizlerin hareketi zorlaşmıştır. Seller diğer yerlerdeki köprüleri de tahrip etmiştir. İngiliz birlikleri kısa sürede Musul köprüsünü tamir ederek kullanıma açmışlar ve birlikler kuzeye doğru kaydırılmıştır. Bu harekât sırasında lojistik desteğin de tam olmasına dikkat eden John Salmon, her ihtimali dikkate aldığını belirtmektedir. Bu arada Özdemir’den bir mektup aldığını belirten İngiliz mareşali, mektupta, İngiliz ve Türk hükümetleri arasında her iki tarafın işgali altındaki toprakların emniyetinden sorumlu olduklarına dair bir anlaşmanın mevcut olduğu hatırlatıldıktan sonra, şayet bir saldırı vuku bulursa bölgedeki aşiretlerin emniyeti için sonuna kadar muharebe edileceği ihtar ediliyordu. İngiliz mareşali bu mektuba cevap vermediğini, bilakis hazırlıklarını yoğunlaştırmaya gayret ettiğini ifade eder. Bu arada Salmon bölgedeki hazırlıkları yerinde görmek amacıyla sık sık havadan uçaklarla keşif gezilerine çıkmaktan da geri kalmaz. Uçaklarla yapılan bu keşif gezilerinde halk üzerinde psikolojik etki uyandırması bakımından beyannameler atılmakta, aşiretlerin İngiliz idaresine geçmek istediklerine dair şayialar yayılmaya çalışılmakta, Türk hükümetine karşı duyulan güveni azaltıcı her yola başvurulmaktadır. Bu harekât sırasında İngilizler hava kuvvetleri kanalıyla lojistik destek temini yoluna gitmişler, havadan erzak ikmalini gerçekleştirmişlerdir.

İngilizler bu sırada saldırıların yanında halkı kendi yanlarına çekmek amacıyla çeşitli yollara da başvuruyorlardı. İngilizlerin dağıttığı altın paralar ve şehirler üzerinde uçan uçakları, cadde ve sokaklarda gezen zırhlı otomobilleriyle halkın üzerinde bir baskı unsuru yaratmışlardı. Öte yandan bu sırada Türk milli müfrezesi ise, bırakın halka para dağıtmayı kendi subaylarının ödeneklerini dahi ödemekte sıkıntılar yaşıyordu100. Öte yandan bu sırada Ankara’dan gönderilen paranın Özdemir Bey’e ulaşması da iklim şartlarının güçlüğünden dolayı mümkün değildir. Hatta Cephe komutanlığı 1923 yılı Ocak ve Şubat ayında sıkıntıların çok arttığını, ordunun iaşesinin dahi karşılanmasının güçleştiğini bildiriyordu. Bu maksatla merkezden 150.000 lira para istenir fakat ancak bunun 100.000 lirası gönderilebilmiştir.

Bu arada İngiliz uçaklarının saldırıları durmaksızın devam etmiştir. Özdemir Bey’in 25 Ocak 1923 tarihinde Şark ve Elcezire Cephe komutanlığına gönderdiği 93 numaralı şifreye göre, İngilizlerin yaptıkları taarruz sırasında top ateşiyle iki İngiliz uçağı daha düşürüldüğü belirtiliyordu.

Lozan görüşmeleri devam ederken, Musul’daki İngiliz-Irak birlikleri, 8 Nisan 1923’de birisi Hodran Suyu üzerinden Şeytan Boğazı, diğeri Büyük Zap Suyu vadisinden Serderya istikametinde olmak üzere iki koldan yeniden harekete geçmişlerdi. 11/12 Nisan gecesi yapılan baskın taarruzlarıyla İngilizlere zayiat verdirilmişti. Bir süre sonra hava taarruzlarına daha fazla önem veren İngilizler, 13 Nisan’da daha fazla uçakla saldırıya geçmişlerdi. 19 Nisan günü bu taarruzlar daha da şiddetlenmiştir. Revandiz bölgesi halkı bu saldırılardan dolayı yerini yurdunu bırakıp dağlara sığınmıştır. İngilizlerin Türk birliklerine dört bir yandan saldırması Özdemir Bey müfrezesinin bölgeden geri çekilmesini dahi tehlikeye düşürmüştür. Bu sırada Özdemir Bey’in Hakkari ile irtibatı kesilmiş, müfreze çok nazik bir duruma düşmüştür.

Bölgede daha fazla kalamayacağını anlayan Özdemir Bey, 23 Nisan 1923 tarihinde İran’a çekilmeye karar vermiştir. Özdemir Bey sarp dağları aşarak, silahlarıyla birlikte 29 Nisan 1923 günü İran’ın Uşnu kasabasına ulaşmıştır. Özdemir Bey müfrezesinin bu sırada icra ettiği hareketi Rauf (Orbay) Bey onaylamadığını belirttiği gibi, Genelkurmaya yazdığı yazıda Özdemir’in başına buyruk hareket ettiğini belirtiyordu . Bunun üzerine Şark Cephesi Komutanlığı Özdemir’e gerekli ihtarda bulunarak hareketlerine çeki-düzen vermesini istedi. Burada İran makamları müfrezenin silahlarını ellerinden alarak kendilerinin Türkiye’ye geçmelerine izin vermişlerdir. Şark Cephesi komutanı Ali Saip Paşa’nın Genelkurmay’a gönderdiği raporlara bakılırsa, İran devleti bu sırada Türkiye’ye karşı iki yüzlü bir politika izliyordu. Bu yüzden bu politikanın devlet merkezince de bilinmesi gerektiği vurgulanıyordu. Böylece Özdemir Bey’in hareketi sona ermiş oldu. Özdemir buradan hareketle 10 Mayıs 1923 tarihinde Van’a ulaştı ve 1922 yılında başlayan Türk askeri harekâtı bu noktada son buldu. Özdemir Bey müfrezesinin İran’da bıraktığı silah ve teçhizat, 1923 yılı Temmuz ayında yapılan yazışmalarla İran makamlarından istendi. Bu silahlar Van bölgesinde teşkil edilen birlikler için gerekli idi. Silahların teslimi hususu uzun süren yazışmalardan sonra ancak gerçekleştirilebildi.

General Salmon, Özdemir Bey’in İran’a sığınmasının ardından harekâtına devam etti. Bölgedeki aşiretleri tamamen sindirmeyi amaçlayan İngiliz politikası tam anlamıyla uygulamaya konuldu. Türkiye taraftarı olan pek çok aşiret reisi ise bu sırada İngiliz takibine uğramamak için bölgeden uzaklaşmak zorunda kaldılar. Bölgeyi tam anlamıyla kontrolleri altına almak isteyen İngilizler, bundan sonra Nasturileri destekleyerek Türklere karşı kullanmak istemişler, Ağa Petrus bu noktada istedikleri desteği vermeyi taahhüt etmişlerdir.Bundan sonraki süreçte de Nasturi isyanı ve Şeyh Sait isyanları ile Türkiye meşgul edilerek Musul meselesinde etkin bir politika izlemesinin önüne geçilecektir. Yani Suriye de Irak da emperyalizmin pençesinden kurtarılamayacaktır.

Sonuç olarak belirtebiliriz ki Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde başlayan antiemperyalist hareket Suriye ve Irak için bir örnek teşkil etmiştir. Mustafa Kemal Anadolu hareketini büyük imkansızlıklar içinde örgütlemeye ve yürütmeye çalışırken diğer yandan Suriye ve Irak’a yardım etmesi bir hayli zor bir meseleydi. Ama kendisine yapılan başvurulara verdiği cevapların ortak yönü Sivas kriterlerinin gerçekleştirilmesi yani tam bağımsız ve milli egemenliğe dayalı ülke haline gelmeleri talebi ve ardından da bir federasyon veya konfederasyon kurma fikri yönündedir. Aynı zamanda bu düşünce Türkiye’nin komşularıyla birliğini sağlayacağı gibi bir dostluk çemberi de oluşturacaktı. Bugün geldiğimiz nokta malumdur. Suriye ve Irak’a istiklal savaşı yapmasını öğütleme noktasında Irak’ı işgal eden ABD askerlerine dua etme noktasına gelmişizdir. Bu da Türkiye’nin antiemperyalist tutumundan saptığının bir göstergesidir. Dolayısıyla Türkiye bugün Ortadoğu’da yaşadığı sorunların temelinde Türkiye’nin Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesini hiçe sayması ve antiemperyalist tutumunu terk etmesi yatmaktadır. Türkiye’nin yapması gereken komşularıyla barış çemberini tesis etmek ve empertalizmin Ortadoğu’daki emellerine sırt çevirmektir. Atatürk bunu yapmıştır. Tekrarlamak için de tekrar bir Atatürk gelmesini beklemeye gerek yoktur. Türkiye emperyalizmle tekrar mücadele edecek güce sahiptir. Tabi yöneticilerinin antiemperyalist olması şartıyla…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ