ATATÜRK’ÜN “BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ” I (ÖZDEMİR BEY’İN SURİYE HAREKETİ VE TALAFER AYAKLANMASI)

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 37 makalesi bulunuyor.

“Büyük Ortadoğu Projesi” olarak bilinen ABD yapımı plan, emperyalist bir proje olarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu projeye göre Türkiye dahil Ortadoğu’da devletler parçalanmaya çalışılmakta, mezhepsel ve etnik farklılıklar üzerine politika uygulanmakta ve milli devletlerin yıkımının alt yapısı hazırlanmaktadır. Bu yazımızda başka bir “Büyük Ortadoğu Projesi”ni gündeme getirmeye çalışacağız. Bu proje Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük Ortadoğu Projesi”dir.

Mustafa Kemal Paşa’nın bu projesi pek fazla bilinmemekte, bilinse bile unutulmaya yüz tutmuş durumdadır. Bu proje Türkiye’nin kurucusu büyük adam Mustafa Kemal Atatürk’ün “El-Cezire Konfederasyonu” projesidir. Bu proje Türkiye, Irak ve Suriye’nin bir konfederasyon çatısı altında birleşmesi planıdır. Ama bu projenin hayata geçirilebilmesi için Mustafa Kemal’in iki şartı gerek Suriye, gerek ise Irak için “İstiklal-i tam”ın ve “hakimiyet-i milliye”nin sağlanmasıdır. Yani Irak da Suriye de kendi İstiklal savaşlarını verdikten ve emperyalizme karşı tam bağımsızlıklarını sağladıktan sonra bu konfederasyon gerçekleşebilir.

Büyük Millet Meclisi ilk açıldığı zamanlarda gizli oturumlar yapılmıştır. 24 veya 25 Nisan 1920 günlerinde yapılan gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa dış ilişkilerle alakalı olarak millet vekillerine bilgi vermiştir. Bu verdiği bilgilere baktığımızda emperyalist işgal altında olan Suriye ve Irak’ın Türkiye’ye başvurduklarını ve Türkiye’den yardım talep ettiklerini görüyoruz. Bu konuda Mustafa Kemal yaptığı konuşmada Sivas  kriterlerine atıfta bulunarak bu ülkelerin tam bağımsız ve ulusal egemenliklerini temin etmelerini istiyor:

“Bizim kendi hududumuz dahilinde müstakil olduğumuz gibi, Suriyeliler de hudud dahilinde hakimiyet-i milliye esasına müstenit olmak üzere serbest ve müstakil olabilirler. Bizim Sivas kriterleri dediğimiz bu tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik koşullarını sağladığı takdirde itilaf ve ittifakın fevkinde(üstünde) federatif veya kondeferatif denilen şekillerden birisiyle irtibat peydah edebiliriz.” diyerek “El-Cezire Konfederasyonu” projesinden bahseder. Daha sonra ise Özdemir Bey’in Suriye’de örgütlediği devrimci hareketi “hakikaten bize manevi kuvvetle beraber maddi kuvvet zammetmiştir.” Diyerek sağladığı yararı açıkça vurgulamıştır. Konuşmasının devamında ise “pek müşkül şerait(zor koşullar) altında fiiliyata geçerek kavi düşmanlara karşı icra etmekte bulunduğumuz mücahedat ve hareket-i vatanperveranenizin büyüklüğünü her vech(yönü) ile kani bulunmaktayız.” diyerek Suriye’deki hareketi T.B.M.M huzurunda övmüştür.

Konuşmanın devamında sözü Irak meselesine getirerek İngilizlerin davranışlarının ahali-yi islamiyeyi ciddi anlamda rahatsız ettiğini belirtir ve “biz kendileriyle temas aramadan onlar bizimle temas aradı.”der. Devamında ise biz onlara karşı Suriyelilere söylediğimiz nokta-yı nazarı söymekten başka bir şey yapmadık.” Iraklılara da Sivas kriterleri vurgulanmış ve onlara da kendi bağımsızlık savaşlarını yapmaları telkin edilmiştir. Ardından da Mustafa Kemal Paşa; “Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir mani kalmaz.”  diyerek Irak ile de federatif veya konfederatif bir yapı oluşturulabileceğinin sinyallerini verir. Daha sonra Özdemir Bey’e “hareketlerinizin hedefini teşkil edecek siyasi gayeniz şeklinde” bildirdiği “Anadolu, Suriye ve Irak milletleri kendi aralarında bir konfederasyon veya federasyon suretiyle birleşerek müddehid(birleşik) bir cephe olmalıdır.” hususu Iraklılara da iletilmiştir. Böylece “bizim imhamıza çalışan düşmanlar Suriye ve Irak’taki milli faaliyetlerle bize tevcih ettikleri kuvvetleri tenkise(azaltmaya) mecbur olmuşlardır ve bugün dahi eşkal-i zahiresi(görünen şekilleri) ne olursa olsun, gerek Iraklıların ve gerek Suriyelilerin bu iki mıntıkadaki dindaşlarımızın kalpleri bizimler beraberdir. Eğer bundan sonra esbabına tevessül edilirse bunlardan azami istifade etmek mümkündür.”diyerek Irak ve Suriye halkıyla olan gönül bağına değinmiştir.

Suriye hareketi başarısız olsa da Mustafa Kemal bağımsız Ortadoğu hayalinden ömrünün sonuna kadar vazgeçmemiştir. Bunu 1937 yılında Suriye Başbakanı Cemil Mardam’la yaptığı konuşmada ifade etmiştir.

Atatürk, o konuşmasında dünyaya, İslam dünyasına ve Türkiye’ye hayatî mesajlar vermektedir. Konuşmadan zorunlu olarak çıkan o mesajlar şöyle sıralanabilir:

1. İslam dünyasının meseleleriyle ciddi biçimde ve aralıksız ilgilenmekteyim. İslam milletleri arasındaki kardeşlik mutlaka kurulacak ve işletilecektir. Bunun için atılacak ilk adım; Müslüman ülkelerin tam bağımsızlıklarını sağlamak olmalıdır:

Şu anda gerekenleri tam yapamıyorsam, bu, Mîsak-ı Millî hudutları içinde tam bağımsız bir devleti oturtup, gereken gücü kazanmak içindir. Anadolu’da Türkiye kavramını öne çıkararak işe başlamamın sebebi; işte bu gerçekçiliktir. Aksi halde, benden öncekilerin, Enver Paşa ve benzerlerinin ‘Panislamizm’, ‘Pantürkizm’ hayalciliklerinin uğradığı akıbete, yani hezimete uğrardık.

2. Anadolu’daki işimiz biter bitmez, Müslüman ülkelerin bağımsızlığını sağlamak üzere harekete geçeceğiz:

Bu meyanda ilk işimiz; bitişik komşularımız Suriye ve Irak’ın bağımsızlıklarını sağlamak olacaktır. Vereceğimiz desteğe, ordu ve asker desteği de dahildir.
3. Suriye ile işbirliğimiz çok daha sıcak ve yoğun olacaktır. Bu kardeş ülkenin bağımsızlığını kazanması için, gerekirse Türk Ordusu’nu oradaki bağımsızlık savaşını vermek üzere Suriye’ye sokup, Batı’nın o topraklardan defolup gitmesini sağlayacağız. Böyle bir durumda, gerekirse o orduya bizzat Mustafa Kemal komuta edecektir. Suriye’ye girip, Suriye bağımsızlık savaşını kazandıktan sonra oradan çıkacağız.

4. İslam dünyası,  o arada Suriye halkı, Avrupalılar, özellikle Fransızlar önünde hiçbir eksiklik kompleksine girmemelidir. Başı dik ve gururlu olmalıdır. Suriye halkının medeniyet ve insanlığı Fransızlardan çok daha eski ve çok daha köklüdür. Suriye halkının Fransızlardan öğreneceği hiçbir medeniyet ve insanlık dersi yoktur. Aksine, onların Müslümanlardan öğreneceği çok şey vardır.

5. Müslüman ülkelerle, o arada Suriye ile aramızda bazı meseleler, kırgınlıklar olabilir ama bunları kolaylıkla aşar, kardeşliği süratle hayata geçiririz. Bunun bugüne kadar olmamasının sebebi,  Osmanlı’nın yayılmacı düzenidir.

Osmanlı, Müslüman ülkelere yapacağı en büyük iyiliğin ‘onların bağımsızlıklarına dokunmamak’ olduğunu asla anlamadı. Bu anlayışsızlığı, hem kardeş Müslüman ülkeleri perişan etti hem de kendisini. Biz bunun farkındayız ve iyileşmeye gidişi buradan başlatacağız.

6. Suriye ve diğer komşu Müslüman ülkelere bağımsızlıkları daha Birinci Dünya Savaşı’ndan önce verilmeliydi. Verilseydi, bugünkü durum çok daha mutlu ve güvenli olurdu.

Atatürk’ün amacı görüldüğü gibi haçlı emperyalizmini Ortadoğu’dan kovmak ve bağımsız islam ülkelerinin ortaya çıkmasını sağlamaktır.

Suriye ve Irak’taki direniş hareketlerinin Kemalist hareketle birleşmesi emperyalistler için korkutucu bir senaryoydu Filistin ve Suriye Kuva-yı Milliyesi içinde bir toplantı yapılır ve bir Murahhaslar Heyeti’nin Ankara’ya gönderilmesi kararlaştırılır. Durumu öğrenen İngilizler endişeye kapılarak Arap hükumetine tehdit telgrafları çekerek bunaltmışlardır. Bunun üzerine heyet Ankara’ya gitmeyi ertelemiştir. Özdemir Bey’in Mustafa Kemal’den gerekli önergeleri almak için yola çıkması uygun görülmüştür. Özdemir Bey’in anlattığına göre Haziran 1920’de Şam’ı terketmeye mecbur olmuştur. 6 Haziran 1920’de Antep’e gelmişti. Buraya varışı Ankara ile yapılan 20 günlük geçici ateşkes dönemine denk gelmişti. Acilen Mustafa Kemal’e telgraf çekme ihtiyacı duyuyor fakat telgraf iletişimi özellikle Ankara ile Kars arasında gerçekleşiyordu. Fakat Özdemir Bey “Buna rağmen Büyük Öndere Suriye’deki vaziyetimiz hakkında dört şifre çekmeye muvaffak oldum. Fakat ancak bir buçuk ay sonra cevap alabildim.” diyerek Ankara ile iletişime geçtiğini fakat cevabın çok geç geldiğini bu geçen süre zarfında da geç kalınmıştı. Bir buçuk ay sonra gelen telgrafta Miralay Selahaddin’in yola çıkarıldığı ve Antep’i terketmemesi emrediliyordu. Fakat telgraftan 17 gün sonra bölgeye gelen Miralay Selahaddin ile uzun uzun görüşüldü. Görüşmenin bir faydası olmadığını “Fakat artık iş işten geçmişti. Çünkü büyün Şarkî Suriye işgal edilmiş ve teşkilatımız dahil kıymetli zevattan bazılarını imha, bazılarını tevkif, bazılarını da Filistin gibi menatık(bölge) haricine kaçmaya mecbur etmişlerdi.” diyerek ifade etmişti. Böylece Suriye’de Özdemir Bey önderliğinde örgütlenmiş olan devrimci ayaklanma başarısızlık sonuçlanmış oluyordu. Suriye’deki harekatı Mustafa Kemal bizzat yönlendirmese de yakından takip ettiği açıktır.

Suriye’deki harekat böyle sonuçlanırken Irak’ta da yabancı işgaline karşı ilk ayaklanma olarak “Talafer Ayaklanması”nın meydana geldiğini görüyoruz. Bu ayaklanma 1920 Haziranında hasat zamanında başlamıştır. Bu ayaklanmanın temel sebepleri İngilizlerin Irak halkına kötü muamele yapması, aşırı vergi koyması ve Irak’taki gayrimüslim halkı ayrımcılık yapmasıydı. Tabi bu ayaklanma Anadolu’daki Kemalist hareketin başarılarından da etkilenmekteydi.  Ayaklanma işgal güçlerinin mevzilendiği Kale’ye saldırıyla başladı. 4 Haziran’da isyancılar yüzbaşı Stewart’ı öldürdü. İsyancılar İngilizlerin evlerini basıp, jandarma güçlerinin silahlarına el koydular. İngilizler Musul’dan Telafer’e iki adet zırhlı araba ve birkaç askeri kamyondan oluşan yardım gönderdiler, ancak direnişçiler bu kuvveti de etkisiz hale getirmeyi başardılar. Ayrıca, direnişe Telaferlilere yardım etmek amacıyla Arap kökenli Şammar ve Cubur aşiretlerinden de katılanlar oldu. Direnişçiler bu şekilde ayaklanmayı başarı ile başlatmış oldular ve büyük tezahürat içinde Telafer şehrine girerek İngiliz bayraklarını indirip yerine ulusal bayrağı göndere çektiler. Böylece Irak bayrağı Irak tarihinde ilk defa olarak Telafer’de yükselmiştir.

Bir gün sonrası Telafer’in ileri gelenleri (Türkmenler), Şammer, Cubur, Cıheyş, Gerger Hü- seynat ve Elbu Mebtut aşiret başkanlarıyla gö- rüşüp Musul’a hareket etme planlarını konuştular. Toplantıya katılanlar Musul’a doğru hareket etme konusu için “El- Ahd” cemiyetinin görüşünü almak üzere bir yazı göndermiş, ayrıca Musul şehrinin siyasi temsilcisine Irak milleti adına ülkeyi terk etmesi için bir ihtarda bulunmuşlardır.

İngiliz kuvvetlerinin top ve uçak dâhil çok miktarda çeşitli silahla donatılmış olması, direniş gruplarının Musul’u ele geçirme planının başarılı olamamasına neden olmuş ve direniş güçlerini Telafer’e doğru geri çekilmeye mecbur bırakmıştır.

Ayaklanmanın başarılı olamamasının nedenleri arasında merkezi bir komutanın bulunmaması, direnişçilerin arasındaki koordinasyon zayıf olması, direniş güçlerinin yavaş ilerlemesi gelmektedir. Başarısızlığın en önemli nedeni ise direniş güçlerinin ellerindeki silahların ilkel ve az olması, bunun karşılığında da İngiliz güçlerinin daha modern silahlarla donatılmış olması ve direnişçilerin üzerine uçaklarla bomba yağılmış olmasıdır. Hareketin zamanlanmasının da yanlış oldu- ğunu söylemek mümkündür. Mevsimin yaz olması, Ramazan ayına rastladığı için halkın oruçlu olması ve hasat mevsiminin başlamış olması başarısızlığın nedenleri arasında sayılabilir.

Bu hareket başarısız olsa bile Iraklıların bağımsız yaşama arzularının var olduğunu ve bu uğurda yapılacak sonraki hareketlere örnek teşkil etmesi bakımından önemliydi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ