ANTİK YUNAN UYDURMACASI

Mesut Erdemir

Yazarın şu ana kadar yazılmış 120 makalesi bulunuyor.

Antik Yunan Uydurmacası

Lise öğrencisi olduğum yıllarda aklıma hep bir soru takılırdı:Neden felsefe “Antik Yunanistan”da başlatılır ve ilk filozof olarak Thales kabul edilir? Bu çocuksu duyarlılık ve kuşkucu yaklaşım üniversite eğitimimde beni hep kuşkucu bir rasyonalist olmaya itmiştir. Thales benim için felsefe dünyasına girmenin ilk kapısı gibiydi. Ama onun bir öncesi olmalıydı. Yoksa Thales Newton’un kafasına elmanın düşmesiyle yerçekimi kanunu buldu yakıştırmasında olduğu gibi birdenbire mi felsefeye başladı. Thalesi ilk düşünür olarak onaylamak aynı zamanda bilginin doğasına da aykırıydı. Bir ölçüde “Modernizm” böyle bir kabulle kendisiyle çelişmekteydi. Çünkü Modernizm’in temel bilme yasası vahiye ( sezgiye ) dayalı-verili- bilginin reddi üzerine kuruluydu. Modern felsefenin, felsefeyi Helen’den başlatması ve evren üzerine düşünen “ilk filozof olarak Thalesi” görmesi bir bilinç çarpıtmasından başka ne olabilirdi? Onun için insan aklı temel orijindi. Oysa sergilediği tavıra baktığımızda eleştirdiği dogmatizmin en alasını yapmakta ve düşünsel sürekliliği ortadan kaldırmak için bilinçli bir çaba içerisine girmektedir. Bunu, Antik Yunanlı düşünürlerin, “biz kendi düşüncelerimizi oluştururken eski Doğu Medeniyetlerinden yararlandık” demelerine rağmen yapmakta. Eleştirdiği, bilgi Tanrısal bir söylemin yeryüzüne ulaşmasıdır anlayışıyla aynı noktaya gelmekte; insan aklının evren, doğa ve kendisi üzerine düşünmesinin ve bu konular üzerine düşünülmüş olanların bir sonucudur temel anlayışıyla da çelişmektedir.

Diyeceksiniz ki bu kadar keskin çıkışlarının bir hikmeti olmalı. Evet, doğru söylüyorsunuz. Bugünlerde deyim yerindeyse “ bir kitap okudum hayatım değişti.” Kafamın içerisinde varolan bilgi kırıntıları yavaş yavaş yerli yerine oturmaya başladı. Bu kitabın adı “ Kara Atena. “ Yazarı Martın Bernal. Bir ölçüde aklım kendi kehanetini doğruladı. Uygarlığın ve felsefenin başlangıcına ilişkin öğrendiklerimin batı etnosantirizmine dayalı bir kültür imalatı olduğunu anladım. Bu imalatın adı “Antik Yunan” ya da namı değer “ Ari Model.” Bu modelin imal gerekçelerine baktığımızda en temel gerekçe, “Doğu toplumları gelişme dinamiğine yapısal olarak sahip değillerdir, sosyokültürel ve ekonomik kuruluşları itibarıyla hep tıkanmışlardır.” Bu nedenle Doğulu toplumlar hiçbir zaman gelişmenin dinamiği olamazlar. “Oysa Avrupa toplumları insanlığın biricik gelişme kaynağı ve yatağıdır.” Bu sosyolojik mantık, emperyalist ve sömürgeci müdahaleleri haklı kılmakta,bir ölçüde Doğulu ve Asyalı toplumlara siz kendi öz dinamiklerinize ve tarihsel birikimlerinize dayanarak uygarlaşamaz ve kalkınamazsınız mesajını sunmaktadır. Gelin bu tarihsel paradigmanın temel varsayımlarını gözden geçirelim :

Avrupa merkezli tarih anlayışına göre,dünya tarihinde ortaya çıkmış bütün uygarlıklar kendilerine özgü bir yol izlemişlerdir. Batı uygarlığı ise insanlığın genel gelişim çizgisinden ayrılarak diğer uygarlıklardan ayrı bir yöntemle bugünkü noktaya ulaşmıştır. Bunu yaparken kendi geçmişindeki Sümer, Mezopotamya, Mısır ve İslam medeniyetlerinin etkisini de yok saymaktadır. Bu egosantrik paranoyadan başka bir şey olamaz. Bunun altında yatan toplumsal mesaj, gelin bizim izlediğimiz kalkınma modelini ve yöntemini izleyin yoksa içine daldığınız bu gerilikten kurtulamazsınız. Yani geriliğinizin sebebi tarihsel birikimleriniz. Çünkü Doğu toplumlarının temelinde ve geçmişinde dinamizm ve değişme değil tam aksine durağanlık ve gerilik yatmaktadır. Bu saptama, Doğulu toplumların bilinçaltına, Batılı toplumlar üstün ve ileri kültürü temsil etmekte siz ise geri ve aşağı kültürü yaklaşımını sokmakla birlikte Batı emperyalizmini ve sömürgeciliği bir evrensel meşruiyet kılıfına büründürmektedir. Oysa tarihin değişmez bir tunç yasası vardır. Buda bütün dünya toplumlarının ortak gelişme ve ilerleme yasalarına bağlı olduklarıdır. Başka bir deyişle hangi toplumun üretici güçleri daha gelişmiş ise o toplum tarih sahnesinde ileri fırlamış ve kendi toplumunu diğer toplumlardan daha ileri bir noktaya taşımıştır. Bugünkü batılı toplumlar, ileri ve geri kavramlarına, kendilerinin ulaştıkları gelişmişlik seviyesini ölçü alarak, değişmez ilahi bir anlam yüklemekte ve bu kavramaları sosyolojik anlamlarından da uzaklaştırmaktadırlar. Çünkü bunlar ileri ve geri kavramlarının yanyana hatta içiçe olduğunu görmemektedirler. Bu görmeme durumu aynı zamanda bilinçli bir seçimdir.

Batı uygarlığının kökeninin Antik Yunana dayandığını söylemek ise ikinci bir bilinç yanılması yaratmaktadır. Aslında bu yaklaşım batı toplumlarının temel ideolojik yapısıyla da örtüşmektedir. Bu tercihleriyle hem kökensizliklerini hem de sanal bir toplum olduklarını da kabul etmektedirler. Kendi soy ağaçlarını çıkarırlarken geçmişlerinde Fenikelileri , Mısırlıları ve Afrikalıları görmek onlar için bir utanç kaynağı olsa gerek ki 19. yüzyılın ortalarından itibaren( 1840-1850 ) Eski Çağ Modelini” red ederek eski Yunan Medeniyetinin temelindeki bu arkaik birikimi yok saymaya başlamışlardır. Bu seferde dayanacakları bir tarihsel model arayışı içerisine girmişlerdir. Oluşturacakları model her şeyden önce kendilerinin üstün ırk ve kültür ihtiyaçlarına yanıt vermeliydi. Bu toplumun değil, yeni bir toplumsal sınıf olan burjuvazinin ihtiyacıydı. Böylesine bir bakış açısı, ileride kendi toplumlarının alt katmanlarında bulunan insanların ( emekçilerin ) gelişmeye ve ilerlemeye hiçbir katkılarının olmadığını, gelişmenin ve ilerlemenin yaratıcı tek unsurunun sermaye sahibi kesimler olduğu anlayışını da kendisiyle beraber getirecektir. Burada tamamen ideolojik bir angajmanla karşı karşıyayız.

Batı merkezli tarih anlayışı daha çok yoksul dünya toplumlarını hedeflemekte; kendi insanlarının ise psikolojik ve toplumsal egolarını tatmin etmeye yönelmektedir. Oluşturulan bu sanal bilinç, propagandanın hedefi olan toplumların, en akademik ve işbirlikçi aydınlarının eliyle yapılmaktadır. Bu tip aydınların karakteristik özelliği “üstün kültür” olarak kabul ettikleri ideolojik yapıya eklenmektir. Bu eklenmenin yolu da Oryantalizmden geçmektedir. Oryantalizm kapitalist bir bakış açısıyla, doğulu toplumlara kültürel gerililiklerini ve yetersizliğini öğretmektedir. Ezilen dünyanın batıya bakışını ise kültürel hegemonya yoluyla düzeltmekte, bunu da tarihten sağladığı malzemelerle desteklemeye çalışmaktadır.

MESUT ERDEMİR / 07 Mart 2000 Salı

NOT:
MARTIN BERNAL-KARA ATENA, EZİLEN DÜNYANIN BİLİNCİNİ TEMSİL EDEN BİR KİTAP. ( KAYNAK YAYINLARI )

YAZARIN SON YAZILARI
ÜRETİLMİŞ İNSAN - 20 Haziran 2018
KADER - 13 Haziran 2018
MERAK VE ARETE - 8 Haziran 2018
FELSEFİ BİR MEKTUP - 20 Şubat 2018
KİM BUNLAR? - 27 Kasım 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ