Antik Dünyanın Unutulmuş, Şiddetli Kütüphane Savaşları

Antik Dünyanın Unutulmuş, Şiddetli  Kütüphane Savaşları

Eski bir kütüphaneci olarak bu başlığı okuduğumda bir an heyecanlandım ve eski dünyanın kütüphane savaşlarının günümüzde cereyan ettiğini bir an olsun hayal edeyim istedim.

Malum toplum olarak pek soruşturan,sorgulayan bir yapımız yok maalesef.Daha çok liderlerinin izinde yürüyen,onlar ne yaparlarsa yapsınlar alkışlayan ,onlar gibi düşünen ancak onlar gibi yaşayamayan bir toplum olarak bu düşünce içimi pek ısıtmadığından vazgeçtim hayal kurmaktan.

Düşünsenize günümüz liderlerinin saraylarının büyüklüğüyle değil de,kütüphanelerinin büyüklüğü ve içerikleriyle övündükleri bir siyasi ortamı teneffüs ediyoruz.Yok bu düşünce beni de sarmadı haklısınız..Kapitalizmin iliklerimize kadar işlediği bir yüzyılda böylesine absürt bir düşünce ancak ironi olarak dillendirilebilir tabiki.Yıllar önce Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik bölümünde okurken,kitaplar arasında o mürekkep kokularını özlediğim günler geldi hatırama.Tabi ben de kitaplara sırtını dönmüş biri olarak 3.sınıfa geçmişken ,bölüm değiştirip Dokuz eylül İşletme bölümüne geçiş yapınca kapitalizmin acı gerçeğiyle yüzleşmiş oldum doğal olarak.Serzenişe pek hakkımda olmasa belki de bir günah çıkartma olarak düşünebilirsiniz bu yaklaşımımı.Neyse konuyu fazlaca uzatmadan sizlerle düşünbil portalından alıntı yaptığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum.umarım ufuklarımıza bir katkı sağlar sevgiyle..

 Mehmet Murat Koca

Antik dünyanın unutulmuş, şiddetli  kütüphane savaşları ;

 

M.Ö 323 ve M.Ö. 31 yılları arasında yaşanan Helenistik Dönem’de İskenderiye Kütüphanesi yüksek prestijli bir araştırma merkeziydi. Zamanının kesinlikle en büyük ve en ünlü kütüphanesi olmasına rağmen bu kütüphane bu türdeki tek kurum değildi. Antik dünya genelinde kütüphaneler, gerçek savaşlar gibi tehlikeli ve ahlaki kuralları hiçe sayar bir rekabet içinde olduklarını kanıtlayarak en iyi Yunan kütüphanesi olmak için aralarında mücadele etmiştir.

image-768x780

O. Von Corven’in arkeolojik kanıtlarına dayanarak oluşturulan, İskenderiye Kütüphanesi’nin artistik bir yorumu (Fotoğraf: Public Domain)

Bunların en sert olanı muhtemelen İskenderiye ve günümüzde Türkiye’deki Bergama şehrinde yer alan Bergama kütüphaneleri arasında yaşandı. Bu çatışmada her iki şehrin de egosuna yenik düşmüş kralları, muhalif koleksiyonların çoğalmasını engellemek için pek çok sinsi dolaplar çevirdi.
Exeter Üniversitesi’nde eski çağ tarihi araştırma görevlisi olan Gaëlle Coqueugniot, “Krallar için kütüphane, zenginlik ve güç gösterisi yapma aracıydı. Ayrıca ekseriyetle Büyük İskender’in hakiki varisleri olduklarını gösterdiklerine de inanıyorlardı,” diye belirtiyor.
Büyük İskender M.Ö 323’te öldüğünde, Makedonya’dan Hindistan’ın batı sınırına kadar uzanan imparatorluğu Antigonos, Selevkos ve Ptolemaios olmak üzere üç parçaya ayrıldı. Makedonya’nın tüm kralları, Büyük İskender’in gerçek halefi olmak için mücadele etti. Kraliyet egemenliği mücadelesiyle derin Yunan kültürü bilgisi bu kültürün muhafazası haline gelerek, yeni bir gösterişli kütüphaneler dalgasına zemin hazırladı.

image-2image-2

Hükümdarlar, Büyük İskender’in gerçek varies olduklarını kanıtlamak için şehirlerini büyütüyorlardı (Fotoğraf: Berthold Werner/CC BY-SA 3.0)

Daha önceden Mezopotamya ve Mısır’da yer alan kütüphaneler ağırlıklı olarak kişisel koleksiyonlardan oluşuyordu veya tapınaklarda tutuluyordu. M.Ö. 2. ve 3. yüzyıllarda kitap muhafaza eden kurumların sayısında hızlı bir artış oldu.
Euripides, Sofokles ve Homer’e ait yaklaşık 500.000 taslak ve önemli metnin bulunduğuİskenderiye Kütüphanesi, ilk olarak Kral I. Ptolemaios tarafından canlandırıldı. Ploteme hanedanlığı, Mısır’ın verimli toprakları ve antik çağın temel yazı malzemesi olan papirüs gibi kaynakların bulunduğu Nil’in zenginliği sayesinde kütüphaneye fazlasıyla harcama yaptı. Bunun sonucunda da kütüphane, diğerlerine üstünlük sağlamış oldu. Ploteme kralları, destanlardan trajedilere ve yemek kitaplarına kadar mevcut olan tüm kitapları toplamaya kararlıydı.

New York Üniversitesi’nde Eski Klasikler profesörü olan Lionel Casson’un Libraries of the Ancient World kitabında yazdığına göre; “Ptolemaioslular, koleksiyonu bir araştırma aracının yanı sıra, kapsamlı bir Yunan metinleri havuzu haline getirmeyi amaçlıyordu. Bu amaca ulaşmak için de çözümleri para ve kraliyet zorbalığıydı.”  Bu hanedanlığın Yunanistan’dan eski kitap avı yaptığı yüzyıllar boyunca, eski kitapların daha da eski görünmesi, böylelikle de enderliğini ve değerini arttırmak amacıyla bu kitaplara yeniden düzenleme yapmak adına yeni bir sektör ortaya çıktığı söylenir. Böyle bir kalpazanlık ticaretinin ispatını saptamak zor olsa da, Coqueugniot, kralların kütüphanelerinde en prestijli kitapları bulundurmayı kafaya koymuş olmalarından dolayı bunun mümkün olduğunu belirtiyor.  “İskenderiye Kütüphanesi tabii ki de en büyük olandı, ancak Ploteme krallarıyla rekabet halinde olmaya çalışan tüm diğer krallar arasında en güçlüsü Bergama idi,” diyor Coqueugniot. Bergama’da yaklaşık 200.000 taslak bulunmaktaydı.

Bergama Kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi’nden yaklaşık yüz yıl sonra kuruldu. Bergama başlangıçta Antioch (Antakya) Krallığı’na bağlıydı, ancak M.Ö. 3. yüzyılın sonlarına doğru bağımsızlığını kazandığında kral, uluslararası seçkin güçlerin arasında yer almak istedi. Yunan kültürünü daha iyi pekiştirmek amacıyla şehir, bu kütüphaneyi inşa etmeye başladı. Casson’un aktardığı bir efsaneye göre, akropolis’e1 taşınan ve Aristoteles’in değerli koleksiyonunun bir kısmına sahip olan vatandaşlar, kitapları kraliyet yetkililerinden saklamak için çukurlara gömdüler. İskenderiye’deki kütüphanenin büyüklüğüne ve niteliğine ulaşmaya çalışma isteğiyle, II. Eumenes Bergama Kütüphanesi’nin yapımını bitirdi.

Casson’un yazdığına göre, “Eğer efsanelerin kulaktan kulağa yayıldığına inanırsak, Plotemeler ünlü kurumlarının üstünlüğünün ‘sonradan görme’ bir hanedan ile boy ölçüşür hale gelmesinden çok da memnun olmamışlardır.”

Coqueugniot şöyle belirtiyor, “Aynı kitaplar, aynı parşömenler için rekabet halindeydiler; hatta her iki kütüphanenin de bilginleri metinlerin tefsir ve düzenlemeleri üzerine zıtlık içindeydiler. Bergama Kütüphanesi, tamamen İskenderiye Kütüphanesi’ne özgü olan Homer’in İlyada ve Odysseia destanları üzerine düzenleme ve yorumlarda bulunan bazı bilginlerin ilgisini çekmeyi başardı.” Homer’in şiirlerinin yüksek sesle okunması gerektiğinden, yazılı birkaç versiyon bulunur. Her iki kütüphane de hangisinin en eski ve gerçek olduğunu belirlemek için karşılaştırma yaparak, bu versiyonların hepsini elde etmeye çalışmıştır.

image-1

Homer’in papirüs üzerindeki İlyadası’ndan bir parça (Fotoğraf: Public Domain)

Coqueugniot’e göre; tıpkı günümüzde sporcuların rakip takımlara çekilme yöntemi gibi, “kütüphaneler de bilginleri diğer krallardan daha iyi ücretler ödeyerek cezbediyordu.”  Bu rekabet “muhtemelen iki tarafın da bilgin yetiştirmesini teşvik ediyordu, ancak bazı bilginlerin ne yazık ki dünyanın farklı bir bölgesine gidememeleri için hapsedildiğini de biliyoruz.”

  1. Ptolemy’nin, dilbilgisi uzmanı ve eleştirmen olan Byzantionlu Aristophanes’i, Bergama’daki akademiye katılmak üzere İskenderiye’den ayrılabileceği dedikodularını duyduktan sonra hapsettiği söylenir, diye yazar Casson.

Ptolemaioslular’ın Bergama Kütüphanesi’ni aciz bırakmak için uyguladığı en etkili planlardan biri, Bergama şehriyle yaptıkları papirüs ticaretini aniden kesmekti. Eğer kitabı oluşturan temel maddeler az ve elde edilmesi zor olursa, Bergama Kütüphanesi’ndeki koleksiyonların artmasına engel olunacağını düşündüler. Ancak Bergama başka bir seçenek yarattı. Romalı yazar ve bilgin Marcus Terrentius Varro olayı şu şekilde yazıya döküyor: “Rekabet sonucunda Ptolemy papirüs ihracatını durdurdu… Sonra da Bergamalılar parşömeni icat etti.”

Bu konuda Coqueugniot, gerilmiş deri üzerine yazılan yazıların daha önceden doğuda bulunmuş olması sebebiyle Bergamalıların parşömeni icat etmiş olması muhtemel olmasa da, papirüs eksikliğinden dolayı kral, bir yazı aracı olarak deriyi kullanma ve geliştirmeye mecbur kalmış olabileceğini söylüyor. Parşömenin Latince karşılığı olan “pergamīnum” kelimesi tam olarak “Bergama kağıtları” anlamında.

İskenderiye ve Bergama’nın muhteşem kütüphaneleri arasındaki rekabet akademi dünyasını darmaduman etmiş ve politikleştirmiş olsa da, kütüphanelerin geliştirilmesine yönelik sarf edilen çabalar bilginlik ve bilginin korunması durumunu değiştirmiştir. Kraliyet gücü ve Yunan kültürü ile akademisyenlerine duyulan saygı adına yaşanan ihtilaf olmasaydı, kütüphaneler asla gereken ilgiyi görememiş olabilirdi.

1-Akropolis: Eski Yunan kentlerinde, kentlerin yanıbaşındaki yüksekliklere verilen addır. Yunanca akropolis “yukarıda bulunan şehir” anlamına gelir.

Yazar: Lauren Young 
Çevirmen: Leyla Belma Gazi
Kaynak: Atlas Obscura

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ