AKP SEVER ULUSALCI VE CUMHURİYETÇİLERİN SAHTE MİLLİYETÇİLİĞİ

AKP SEVER ULUSALCI VE CUMHURİYETÇİLERİN SAHTE MİLLİYETÇİLİĞİ

 

13 yıl boyunca emperyalizmin olağanüstü desteğiyle tüm sermaye kesimlerinin, liberalerin, Kürt milliyetçilerinin ve “yetmez ama evetçi” dönek solcuların verdiği koşulsuz destek ile Türkiye’nin demokratikleştirileceği, askeri vesayetin sonlandırılacağı yalanlarıyla gereken her türlü anayasal değişiklikleri yapan, 13 yıllık süre içinde başta Suriye ve Irak olmak üzere emperyalizmin BOP planını insanlık dışı bir vahşet ve katliamlarla hayata geçiren, doğu ve güneydoğuyu adeta PKK’ya teslim eden, bu planlara direnen başka TSK mensupları ve aydınlar olmak üzere binlerce kişiyi yıllarca tutsaklığa ve ölüme mahkum eden, Gezi’deki tüm cinayetlerin emrini vererek masum yurttaşları katleden AKP iktidarı; Haziran seçimleri sonucunda aldığı yenilgi sonucunda yeniden iktidarda kalmak için cumhuriyeti yıkıp gerici-islamcı bir faşist diktatörlüğü kurmak adına yeniden Türkçülük, Milliyetçilik ve Vatanseverlik örtüsüyle bugüne kadar izlediği aydınlanma ve cumhuriyet düşmanı çizgisini de koruyarak, özellikle bütünüyle iflas eden dış politikasının da sonuçlarını test ederek kendisi için başarılı sayılacak bir U-dönüşü yaptı. Bu dönüşünün de sonuçlarını yeniden güçlü bir şekilde iktidarda kalarak aldı. Fakat gerici ve cihatçı çizgisi gereği izlediği ilkel siyasetiyle birlikte içine düştüğü muazzam ölçüdeki yolsuzluk ve hukuk tanımazlığının sonucunda artık gücünün sonuna doğru geliyor. Bu her açıdan görülüyor ve AKP içindeki ittifaklar da dağılıyor. Davutoğlu’nu, H.Fidan’ı, bazı bakanlarını veya jet pilotunu feda ederek bu iflastan ve çöküşten kurtulamayacağı ortadadır.

Bu süreçte AKP’nin sadece uluslararası kamuoyunda ve batıda sorgulanmış olması veya Ortadoğu’daki emperyalist paylaşımda ABD ve müttefikleri ile yaşadığı kısmi çelişkiler onun emperyalizm karşısında desteklenmesi olarak okunamaz. Okunmamalıdır. Ortadoğu’da Rusya’nın ve İran’ın da desteğiyle Suriye’deki yıkımın emperyalizmin ve AKP’nin planlarına uygun sonuçlanmaması AKP ile emperyalist devletler aradındaki işbirliğini zedelemiş, yeni çelişkiler ortaya çıkarmıştır. ABD ile birlikte AKP’de güç kaybetmektedir.

Ortaya çıkan ve giderek şiddetleneceği beklenen bu çelişkileri AKP’nin de iktidardan düşürülmesi hedefiyle birleştirecek bir geniş bir güç birliği oluşturma yerine AKP’yi savunan ve adeta pazarlayan, AKP iktidardan düşerse Amerikancı, Fetocu iktidar gelir diyerek topluma hiç bir çözüm göstermeyen, adeta AKP’nin ve Sarayın arkasına takılan bu sahte ulusalcı eğilimleri artık çok göreceğiz gibi geliyor. Bu eğilimleri ve siyasetleri heryerde mahkum etmeliyiz.

Ulusalcılık, cumhuriyetçilik, devrimcilik adına siyaset yaptığını sanan bazı aklıevveller kendi halkının gücüne ve tarihsel olarak bu topraklarda doğruyu temsil eden, bununla beraber her türlü mandacılığı red eden kurucu iradeyi temsil eden bir birikim yokmuş gibi şimdi AKP’yi ve Tayyip’i pazarlamaya başlamışlar. Sanki kurucu irade bile ancak AKP ile savunulabilir gibi bir çağdışılığın pazarlanması söz konusu.

Adeta bıraksalar hızlarını alamayarak AKP’nin yeniden devrimci cumhuriyeti kuracağını, laiklik ve aydınlanmayı hayata geçireceğini, gerçek bir sosyal hukuk devletini kuracağını, NATO’dan çıkarak emperyalist bloğun karşısında yer alacağını, Irak ve Suriye’de kardeşliği ve barışı savunacağını …….. bekler pozisyondalar. Oysa AKP’nin hem böyle bir gündemi yok, hemde faşist diktatörlüğe gidecek tüm yolları zorluyor. Adım adım stratejisini hayata geçirecek değişiklikleri yapıyor. Emperyalizmle çelişkilerini çözme sürecinde iktidarını koruyacak şekilde her türlü ödünü de vermeye mahkum görünüyor. Tabi halkın yeni mücadele öfkesi de giderek yükseliyor. AKP halktan gelecek yeni bir Cumhuriyet dalgasının korkusunu ensesinde hissediyor ama bu aklıevvel ulusalcı kişiler bu dalgayı büyütme yerine kaderlerini AKP’nin kaderine terkediyorlar.

1950-1960 arasının AKP’si olan faşist DP rejimi de 1958’de ABD ve Nato ile yaşadığı çelişkilerden dolayı doğuk savaşın amansız günlerinde Moskova’ya, ABD’ye rağmen dostluk ve ticareti başlatmak için gitmişti. Demirel’in de 1965-69 arası Sovyetlerle batıya rağmen yaptığı büyük anlaşmaları hatırlayalım. Her iki lider Moskova’ya, hem de soğuk savaşın keskin günlerinde giderken İçerde amansız bir faşist diktatörlüğün xırba yasalarıyla halkı baskı ve işkenceler altında yönetiyorlardı. Bunlar gerici ve işbirlikçi liderler Moskova’ta el uzattı diye Türkiye’nin aydınları, devrimcileri, Kemalistleri bu gerici ve faşist liderleri yıkmaktan, mücadele etmekten vazgeçmedi.

Türkiye’nin bütün aydınlanma, Kemalist cumhuriyet ve laiklik düşmanı gerici, sağcı ve sunni islamcılıktan beslenen muhafazakar, Türkçü liderleri temsil ettikleri sınıflar adına önce batının kuklaları ve vurucu güçleri haline gelerek emperyalizmin en kirli işlerinin memuru oldukları dönem boyunca aynı zamanda içerde Kemalist cumhuriyeti yıkma girişimleriyle tek parti ve tek adama dayalı faşist rejimler tesis etmeye çalıştılar. Ellerine bu görevleri emperyalistler vermişti. Kullanılıp süreleri geçtiğinde, veya Tayyip gibi Ortadoğu’da artık sürdürülemez olduğunda ise bu liderler batı ile olan çelişmeleri de neden gösteterek son yıllarında sözde ülkenin yararına U-dönüşler yapıyorlar, ama halkın mücadelesiyle yıkılmaktan ve tarihteki yerlerini almaktan da kurtulamıyorlar. Eğer böyle olmasaydı Moskova’ya ABD’yi dengelemek, yeni bir dünya için Dışişleri bakanını yollayan Menderes’i. devirenler Amerikancı olur, Menderes’i savunmak ise vatanseverlik olurdu. Menderes Moskova’ya da gitse faşist bir diktatördü ve halk bu diktatörü asker-sivil yıkarak tarihimizin en çağdaş ve toplumcu anayasasını yaptı.

Bugün de görev AKP’yi yaptığı bu siyaset değişiklikleri dolayıısıyla milli veya vatansever olarak pazarlayanları kesin olarak toplum içinde mahkum etmektir. Türkiye’nin ilerici, devrimci ve Kemalist güçlerinin hem emperyalizme, hem de AKP faşizmine karşı manda kabul etmeyen bağımsızlıkçı, halkçı ve toplumcu çözümleri her zaman vardır. Tayyip ve Menderes aynı sonun gereği olan girişimleri yaparak sahte millicilik ve vatanseverlikle toplumu aldatmaktadır. Bugün Siyaset yapanların önünde bu iktidarı yıkacsk bir büuük birliği yaratma ve inşa etme görevi düşüyor. AKP’yi ve Sarayı pazarlama ve cilalama görevi değil.

Çok istiyorsanız ve büyük devlet adamı rollerine bürünmek istiyorsanız gidip Saray’a gönüllü danışmanlık yapabilirsiniz. Buna engel bir durum ortada yok. Nitekim gazetedeki köşesi üzerinden AKP’den görev talep edenler de olmuştu. Bunları unutmadık.

Aydınlık gazetesinde bugün çıkan, Rıza Zelyut imzalı yazı burada belirttiğim özellikleri yansıtan tipik bir AKP severlik örneği.
Aydın Erdemir

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ