ADIYAMANLI BİR MİKROP

Mesut Erdemir

Yazarın şu ana kadar yazılmış 110 makalesi bulunuyor.

Katilini Seven Adıyaman başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazımda “Yazımın başlığına bakıp bana kızmayın. Bu ağır bir yazıdır. Adıyaman’ın sureti imanına dahilseniz  yazımı okumayabilirsiniz.” demiştim. Bu yazımda ise sizlere  Adıyaman da yaygın olarak görülen bir mikroptantan söz etmek istiyorum. Bu mikrobun adı ” Adıyamanus Huzurikus”.

Her mikrop gibi “Adıyamanus Huzurikus” mikrobu da çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan sosyomikroskobik bir organizmadır.

“Mikroorganizmaları inceleyen mikroskop denilen alet, bilindiği gibi Anton van Leeuwenhoek emmi tarafından  1675 yılında icat edilmiştir. Kendisinin Adıyaman’ın Harhar Mahalesi’nden olduğu rivayet edilmektedir. Mikroskop aleti icat edilmiş edilmesine ama “Adıyamanus Huzurikus” mikrobunu incelemek Anton emmimizde dahil kimseye nasip olmamıştır. Acilen bu mikrobu inceleyecek  mikrobiyoloji ihtisası görmüş bilimadamları aranmaktadır.

Mikrobiyoloji alanında yapılan  bilimsel çalışmalara dayanarak bu  mikroorganizmaları ikiye ayırmak mümkündür.Bazı mikroorganizmalar ekosistemin besin çemberinde  iş gördükleri için yararlıdırlar. Bunlara yararlı mikroplar da diyebiliriz. Bu mikroplar  12 Eylül 1980 yılından önce memleketimiz dahilinde de görülmekle birlikte Adıyaman Sıkıyönetim Komutanı Necabettin Ergenekon ve yerel işbirlikçi tayfası tarafından önemli oranda bertaraf edilmiştir. Bu yararlı mikroplar yani yerel ağızla söylersek anarşikler, pirin palas gibi çok yıldızlı otellerde ceyran verme, cop sokma gibi marifetli uygulamalarla yok edilmeye çalışılmış fakat başarılı olunamamıştır.  Ancak patojenik mikroorganizmalar yani zararlı mikroplar ise körleştirilmiş zihinler vasıtayla çoğalma imkanı bulabilmişlerdir. (Bu arada beni bu zararlı mikroplardan uzak tutan  Adıyaman’lı bazı büyüklerimi saygıyla anmak istiyorum.)

Patojenik nitelikli bu mikrobun felsefi boyutuna da değinmek istiyorum.

Adıyaman’ın Alamanya Mahallesi’nde doğan  Niçeye göre “Adıyamanus Huzurikus” insanı, herhangi bir yığın insanı değil, tamıtamına bir sürü insanıdır. Bu sürü insanı, toplumsal bir ürün olma  itibariyle zayıftır ve varlığını sürdürebilmek için “huzur kenti Adıyaman” algısına fazlasıyla muhtaçtır.

Bu sürü içgüdüsüne sahip olan Adıyamanus Huzurikus’un temel özelliklerinin başında  bir yerlere tünemek gelmektedir. Bu tüneme yerlerinin nereleri olduğu konusunda yapılan sosyolojik gözlemlerde “devlet çay ocakları” göze çarpmaktadır. Devlet çay ocakları devletin açtığı yerler olmamakla birlikte memleketin her yerinde arzı endam etmektedirler. Böylece topluluk halinde var olmanın temelini oluşturan biyolojik faktör yani “sürü içgüdüsü” bu tip insanlarda en çok ihtiyaç duyulan ve en fazla kullanılan sözde yaşam formları olan çay ocaklarına dönüşmektedir. Bu çay ocaklarından en ünlüsü ise basınada yansıyan “İslam çay ocağı”dır.

Bu sürü insanında hakim olan diğer eğilim ise herkesin eşit olduğuna inanmasıdır.  Bu eşitliği sürü insanı, yasalar önünde eşitlik olarak algılayıp siyasi bir hak arama mücadelesine dönüştürmek yerine,  babo siz kim olonuz,  bende sizin bildiklerinizi bilom diyerek içinde bulunduğu sıradanlığı bir çırpıda meşrulaştırabilmektedir.   O bileni dinlemez, kendi bildiğiyle yetinir. Çünkü ona kainatın merkezinin Adıyaman olduğu ve bildikleriyle yetinmenin en büyük erdem olduğu öğretilmiştir.

O, ortayı sever, çünkü ortada korku ve risk yoktur;  kendisi gibi insanların çok olduğunu bildiği için yalnızlık çekmez. Burada hepimiz Adıyamanlıyız yok birbirimizden farkımız duruşu, hepimiz iyiyiz, hepimiz doğruyuz, hepimiz dürüstüz tepkisine dönüşür ve  her pislik “Huzur Şehri Adıyaman” yorganı altında  bir çırpıda temizleniverir.

Bu memlekette, yanlış yapmaya  yer yoktur; burada değişmez olan ebedi bir doğruluk ve kendinden hoşnut olma durumu hakimdir. Bu hoşnut olma durumunun temelinde ise sahip olunan köle ahlakına boyun eğmek vardır. Çünkü orada, edinilmiş ve sorgulanması yasaklanmış olan bir “ahlak” manzumesi hüküm sürer. Bu ahlak manzumesini değiştirmek isteyenler ise din, devlet ve millet düşmanı olarak yaftalanmaktan asla kurtulamazlar.

Sürü insanı; olayları ve durumları,  kendi bilinciyle değil, kendine doğar doğmaz eklenen  kör bir zihin haritası çerçevesinde görmeye alışmıştır. O, sürünün dışına çıkmayı düşünmez. Çünkü onun yerine düşünen ya da düşünmüş ve ezberi olan bir hocası, bir cemaati, bir aşireti ya da  bir mezhebi vardır.

Yine söze nokta koyma zamanı geldi. Nokta, düşünmek için bir fasıladır. En iyisi fasıladan fasılaya koşması gerektiğine inandığım  memleketimin gençlerini selamlayarak bu yazıyı da bitirmiş olayım.

Birgün sürü insanı olmaya baş kaldıracak olan Adıyamanlı gençlere selam olsun…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ