ADIYAMAN’I GELECEĞE TAŞIMAK

ADIYAMAN’I GELECEĞE TAŞIMAK

Gelenekçi olmak, ama hangi konuda…

Modern düşünüp gelenekçi yaşamanın kime ne zararı var?
Ya da hangi konforumuzu bozuyor, mani oluyor gelenekçi olmak?
Yüzlerce yıllık alışkanlıklarımızdan koparak yarın başımıza ne işler açacağını bilmediğimiz abuk sabuk işler, olaylar ve ilişkiler yüzünden hayatımızı zehir etmeye, geleceğimizi tehlikeye atmaya ne gerek var?
Geleneklerimizi yaşatmanın, yaşatanlara sahip çıkmanın neresi yanlış ya da zararlı?
Batı da sadık bir köpeğin heykelini dikerlerken, bizde bir kültürün temsilcisi sessiz sedasız, kaybolur, gider.
Yetenekler, özellikler, farklılıklar ve yaratılmış faydalar çukura gömülür, üzeri kapatılır.
Sahip çıkmaya ve yaşatmaya mecburuz bu değerleri.
Evet mecburuz?
Sıkı sıkıya sarılmak, yaşatmak mecburiyetindeyiz.
Ekmek gibi, su gibi mecburuz. Ekmek gibi, su gibi ihtiyacımız var onlara.
Modern değerler diyerek, çağdaş diyerek, uygar diyerek, bin yıllık tecrübeleri çöpe atamayız. İnsanlığın ve doğanın vahşi ve acımasız kanunları karşısında yüzyıllarca direnerek ayakta kalmayı başarmış ve bugüne kadar gelen oyunları, sözleri, sesleri, kişileri ve araçları geleceğe taşımak zorundayız.
Bir başkası anlamaz diye silip atamayız hiçbirini. Gülüp geçerler diye utanç duyamayız. Bu daha büyük bir utanç ve ayıp.
Kimsenin işine yaramaz, kimse anlamaz bu müzikten, çalgıdan ve oyundan demek dünyanın en aşağılık ayıbı ve utancı bence.
İspanyollar Flamenko’dan utanmadılar.
Kimse bilmez, sevmez diye oynamaktan vazgeçmediler.
İskoçlar, Gayda çalmaktan, bıkmadılar utanmadılar.
Sesi İran’la özdeşleşen santur, yaklaşık 3500 yıllık geçmişe sahip olup, tedavi ve terapi amaçlı dahi kullanılmış otantik bir çalgı.
Üç telli ve üçgen gövdeli geleneksel Rus çalgısı balalayka ismiyle Rahmetli Kemal Sunal film bile yaptı.
Daha doğrusu Balalayka filminin çekimi için Rusya’ya giderken uçakta kriz geçirerek vefat etti.
Davulumuz, Zurnamız, kemençemiz, curamız, sipsimiz, kabak kemanemiz, yöresel şalvar ve kasketimiz, yeleğimiz, ninelerimizin giydikleri zıbın, yelek, peştamaller ve onlarcası, yüzlercesi nerede?
Ne oldu?
Neden yoklar?
Hatırlamaktan ve yaşatmaktan utanıyor muyuz yoksa?
Ya bu aletleri kullananlar… Davulcu ABDO’yu neden bu kuşak Polonya da Adıyaman’a dünya birinciliği getiren ekibin maestrosu olduğunu bilmesin?

Gâvur Hacının Keman virtüözü olduğunu neden unutalım?

Nuri Büyükyolcu, Yaşar Büyükyolcu, Nedim İde ve kardeşlerinin notaları okuma yazmadan önce öğrendiklerini ve yüzyıllık bir gelenekten geldiklerini neden saygıyla ya etmeyelim?
Ve ülkenin tanıdığı büyük usta, bestekar Aziz Çelik’in o naif ve zarif kişiliği altında bir müzik dehası yattığını neden görmesin bu insanlar?
Kâhtalı Mıçı… Kâhtalı Hamido… Mehmet Aslan… Dellal Metin… Ve adını yazamadığım ya da bilmediğim daha onlarca değeri tanımak, tanıtmak neden ayıp olsun?
Öncesi de var bunların elbette. Gazelhanlar, Tamburiler, Bestekârlar, Divan şairleri ve halk şairleri…
Yazık… Çok yazık.
Sesini beğenirsiniz beğenmezsiniz.
Çalgıları beğenirsiniz beğenmezsiniz.
Bunlar bu toprakların değerleri ve yaşatılmayı hak ediyorlar.
Sözlü edebiyatın temsilcilerinin ise hiçbir kaydı kuydu yok.
Bırakın aynısını, benzerlerini dahi bulamazsınız. Çünkü aynısı yoktur hiçbir şeyin. Çünkü olmaz.

Bir hafıza, bir dönem, bir tarih yok oluyor bu insanlarla.
Bir sesin daha iyi gelir, ama aynısı gelmez.
Bir yeteneğin daha fazlası gelir, ama aynısı gelmez.

Pirinli ABDO sessiz sedasız gitti bu dünyadan. Vartolu Yaşar aynı şekilde…

Hasan Duymaz aynı şekilde…

Bunlar yakın zamanın değerleri…
Özel insanlardı hepsi de. Yaptıklar iş, verdikleri hizmetler ve taşıdıkları misyon, bu toprağın emeği, bu toprağın bereketi, bu toprağın cesareti, bu toprağın doğurduğu değerlerdi.
Ya diğerleri!… Ya on yıl, elli, yüz yıl öncekiler!
Neredeler? Canlı tanıkları dahi hayatta değiller.
Bir kültürün yaratıcılarıydılar, temsilcileriydiler oysa.
Sembol isimleri, özel kişileriydiler bu insanlar.
Yaptıkları işler, söyledikleri şarkı ve türküler, yazdıkları ve çizdikleri özeldi hepsinin de.
Akil Yağımlı hoca İstanbul’da yaşıyor olsaydı, randevu alamazdınız.
Ali Ünişen’i kim tanıyor?
Necati Atar, önemli bir aydın ve ironi ustası.
Ali Bozkurt, modern zamanın din otoritesi.
Ahmet Saygı, bir dil ve tarz ustası/gazeteci.
Ebubekir Aytekin, Yaşar Akgül, Hikmet Kızıl, Hamza Çelenk, Sırrı Özbek, Şeyhmuz Dağtekin, Doğan Durgun, hak ettikleri yerlerdeler mi?
Bugün ki gençlerin kaçta kaçı tanır ve bilir bu değerleri ve yaptıklarını.
Unuttuklarım varsa bağışlasınlar. Adıyaman dışında yaşayan, benim bilmediklerim de vardır mutlaka.
Bu memleketin kültür elçileri ve edebi sesleridir hepsi de.
Popülizmin rüzgarına kapılıp hiçbir edebi değeri ve karşılığı olmayan kitapları okuyan gençlerimizin bu insanların eserlerinden haberleri var mı?

Okullar da tanıtılıyorlar mı?
Yüz yıl sonra insanlar bu şahsiyetlerin yazdıkları ve çizdikleri sayesinde yaşadıkları toprakların ve içine doğdukları toplumun kotlarını anlayacak ve tanıyacaklardır halbuki.
Biz yazmasak, biz söylemesek, biz sahip çıkmaz ve değer vermesek bir başkası neden yapsın?
Antikaları değerli kılan, benzerlerinin olmamalarıdır; madeni, nerede ve nasıl oldukları değil.
Kaybolurlarsa, taşıdıkları değer ve kültür onlarla kaybolur, yok olur.
Bu memleketin değerlerine sahip çıkmak ve yaşatmak gibi bir görevi ve mecburiyetimiz var.
Bu görev en başta bu memleketi yönetenlerin görevidir.
Koruyup kollamak ve yaşatmak en asli görevleri arasında yer alır. Hem yasal hem de vicdani ve ahlaki görevleridir.
Bundan kaçamazlar.
Bahane üretmezler.
Bugün bu yapılmazsa, er geç yapılacak, yapılmak zorunda.
Bu memleketin konforu, yapılan binalar ve yapılan yollar ve köprüler sayesinde artabilir, ancak ilelebet yaşaması ve yaşatılması ancak bu değerlerin ürettikleri ile mümkün olacaktır.
Bu böylece biline.
Tarihin görevini hiç kimse veremez ve değiştiremez.
Sultan Ahmet camiinin ustasını kimse tanımaz, ama mimarının kim olduğunu bütün dünya tanır ve bilir.
Hatta yaptıran bile onun muhteşem zekasının gölgesinde kalır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. KADİR DAĞHAN diyor ki:

    ÖNCELİKLE SUAT TEKİN KARDEŞİMİ YÜREKTEN KUTLUYORUM. ÇOK ÖNEMLİ VE ANLAMLI BİR KONUYA DOKUNMUŞ.İLAVETEN FOLKLOR DA ADIYAMAN’IMIZI ZİRVEYE TAŞIYAN HAMZA ÇİVİ VE ELMAS KARDEŞLERİN İSİMLERİ DİĞER İSİMLER GİBİ YAŞATILMALIDIR. BU KONUDA ÖRNEĞİN ADIYAMAN DA BÜYÜK BİR BULUŞMA GERÇEKLEŞTİRİP GÖRÜŞ VE DÜŞÜNCELERİMİZİ PAYLAŞABİLİRSEK İLK ADIMI ATMIŞ OLURUZ SANIYORUM. KENDİ ADIMA HAZIRIM.

BİR YORUM YAZ