ABD’NİN ORTADOĞUSUNDA Şİİ İRAN’IN ROLÜ

Niyazi Çelebi

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.

    

Ortadoğu, bu kavram bir coğrafi bölge olmaktan çok başlı başına bir siyasi objedir. Dünya siyasetine yön vermek isteyen tüm güçler tarih boyunca bu coğrafyaya hakim olabilmek için uğraş vermişlerdir. Persler, Sasaniler, Safeviler, Selçuklular ve tabi ki Osmanlılar. Bu coğrafyada ve etrafında yaşayan devletlerin ekseriyetinin tek amacı bölgeye hakim olmak olmuştur. Bu hakimiyet güdüsü kimi zaman su, kimi zaman ise stratejik geçiş yollarına hükmedebilme isteği olarak göze çarpmıştır. 19. Yüzyıl itibariyle ise bu güdü petrol olarak farklı bir noktaya kaymıştır. Bu bağlamda bölge dışından olan büyük güçlerin hedefi haline gelmiştir. Bu büyük güçler kimi zaman bölgeye fiziki yaptırımlarla müdahale ederken, kimi zaman ise bölgenin iç dinamiklerini yönlendirerek, bölgede hegemonya kurma yolunu seçmiştir. Bu yönlendirme düşünülenin aksine küçük etnik gruplar üzerinden değil, bölgenin en köklü tarihine ve devlet yapısına sahip olan İran üzerinden yürütülme isteğine dönüşmüştür. Ancak batı hegemonyasının kurmuş olduğu bu plan, İran’ın siyasi yapısını kendi politikalarına uyduramayacağının farkına varması ile birlikte İran’ın en önemli yapısı olan Şiilik inancı ekseninde İran’a yaklaşarak İran’ı bölge lideri yapmak gayretiyle yeni sistem kurma çalışmalarına başlamıştır.21.yüzyıla gelindiğinde ise bu gayreti kimi zaman İran’ın bile farkına varamayacağı bir boyuta indirgemektedir.. Bu bağlamda İran’ın Şiiliği ihraç politikasını gütmesini görmezden gelmekte hatta örtülü bir şekilde destek vermektedir. Bu konuyu tam olarak algılayabilmek ve Batı hegemonyasının niçin bu yola başvurduğunu çözümleyebilmek için ilk olarak Şiilik kavramının oluşumu, İran toplumu açısından Şiiliğin manası ve Orta Doğu coğrafyasında kurulmak istenen Şii hegemonyasının neden ve sonuçlarının bilinmesi önem arz etmektedir.

Şiiliğin Gelişimi

   Şiilik, özü itibari ile Hz. Muhammed’in ölümüyle başlayan halife kim olacak tartışmalarına dayanmaktadır. Şiiler ise varlıklarını iki ayrı kaynak yolu ile meşrulaştırmaktadır. Bunlardan ilki, Hz. Muhammed’in, Hz. Ali adına geçen şu hadisi şerifidir. ‘’Ali müminlerin önderi, kâfirleri öldürendir; ona yardım eden (Allah’tan) yardım görür; onu yalnız bırakan (Allah tarafından) yalnız bırakılır.’’ Ayrıca Hz. Ali’nin peygamberin soyundan gelmesi, Şiiler açısından Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’den sonra halife olması gereken kişi olduğu konusunda yeterli bir kanıt ve dayanak noktasıdır. Şiiliğin bu çıkarımları, İslam’ın çıkar çatışmalarının farklı mecralarda, farklı olaylar ve fikir ayrılıklarına dayanarak kurumlaşmaya çalışma dönemine girildiğini işaret etmesi açısından dikkat çekicidir. Öte yandan bu ayrılık İslamiyet’in farklı kamplara bölünerek kökten bir ayrışma yaşamasına neden olmuştur. Şiilik ve Sünnilik arasında meydana gelen bu ayrışma, anlayış ve şekil olarak bazı temel noktalarda düğümlenmiştir. İran açısından Şiilik incelendiğinde ise şu sonuca ulaşılmaktadır.

          İran ve İranlılık kimliğinin en temel unsurlarından biri haline gelmiş olan Şiilik, ilk dönemlerinde İran’a yabancı bir olgudur. İran Şiiliği seçmesine ilişkin olarak Abdülbakıy Gölpınarlı’nın savunduğu bir teoriye göre; Şiilik, bir asimile aracı haline gelmeye başlayan Arap İslam’ına karşı verilmiş Farsi bir cevaptır. Teoriye göre; Emevilerle başlayıp Arap olmayan Müslümanlara karşı uygulanan ayrımcılık politikaları bu toplulukları marjinal kimlik şemsiyesi altında toplanmaya ve hilafete cephe almaya yönlendirilmiştir. (Gölpınarlı, A.Aktaran Rustamov, 2004, s.35) Bu durum, zaman içerisinde, tarih boyunca savaşlara, darbelere ve sömürülere maruz kalmış, dış güçlerin baskı ve boyundurukları altında yaşamış İran’ın karakteristiğini oluşturmuştur. Nitekim, İran’ın bu karakteristiği ile Şiiliğin karakteristiği büyük ölçüde örtüşerek, İran kültürünün ana belirleyicisi olmuş ve tüm noktalarda İran toplumu ve tarihini örterek bugünkü İran kimliğinin ortaya çıkmasında en önemli belirleyici haline gelmiştir.

          İran bu karakteristik özellikleriyle Şiilik ihracına yönelmiş ve böylece Ortadoğu’da diğer ezilen Arap devletlere ABİLİK yapma gayesine bürünmüştür. Bu sayede ABD karşıtı politikalar güderek, bölgede söz sahibi konuma gelmiştir. Bu yapılanmasıyla İran Ortadoğu’da özellikle de Lübnan, Filistin ve en önemlisi Irak’ta ihmal edilemeyecek bir aktör konumuna gelmiştir. İran bu sorunlardaki yerini dini söylem kullanarak ilişki kurduğu gruplar sayesinde kazanmaktadır. İran’ın Ortadoğu’da ki ulusal çıkarı ve stratejik hesapları için din iyi bir fırsat sunmaktadır ve İran’da bunu en iyi şekilde kullanmaktadır.

          İran’ın Ortadoğu’da bu denli önemli bir güç halini alması Amerika’nın ilgisini ciddi anlamda çekmiş ve bölgede bilinen müttefiki İsrail’in yanında aslında zıt bir politikaya sahip olan İran’ı fark ettirmeden bölgesel amaçları için kullanmaya başlamış bir durumdadır. Bu durumun izahını yapacak olursak ta özellikle dikkat arz eden yer, Ortadoğu coğrafyasında var olan azınlık iktidarlarıdır. Bunun en önemli örneği de Suriye olarak göze çarpar. Suriye’de yönetimde bulunan Nusayriler ülkenin %20 lik bir kısmını oluştururken, yönetimi yıllardır ellerinde tutmakta ve İran yakın koruması ve dostluğu altındadır. İşte İran’ın izlediği bu politika oluşturmaya çalıştığı Şii birleşimi Ortadoğu’da bulunan diğer çoğunluk unsurların tepkisini çekmektedir. Bu tepki yerini kargaşaya bırakması ile de Amerika’nın istediği kaotik ortam oluşmakta ve böylece istikrarsız, korunmasız ve Amerika’ya muhtaç bir Ortadoğu ortaya çıkmaktadır. Şii İran’dan korkan Suudiler, A.B.D’ ye sığınıyor bu durumda tabi ki A.B.D i koruyucu statüsüne getiriyor ve Ortadoğu’yu istediği gibi yapılandırmasına zemin hazırlıyor.

         Sonuç olarak, İran’ın izlediği bu Şii Ortodoksi politikası, Arap alemi de istenilen birleşmeyi sağlayamadığı gibi tam tersi ayrışmayı hızlandıran bir faktör konumuna geliyor ve bu bağlamda A.B.D gibi büyük devletler ilk başta da bahsedildiği gibi bölgede hegemonyasını kuruyor ve tek kutuplu bu Dünya’da kendisine çıkabilen en ufak çatlak seste bile tüm Dünya’yı arkasına alabiliyor ve istediği ülkeyi ve grubu terörist ilan edebiliyor ve istediği kararı BM’den çıkartabiliyor. Bu yapılanma Ortadoğu ülkelerinin dış devlet politikalarını oluştururken ve işlemeye geçtikten sonra taşlarını çok doğru bir stratejiyle oynaması gerektiğini gösteriyor.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ