300 YILLIK ENKÂZI KİM KALDIRDI?

Özgür Büyüksolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 37 makalesi bulunuyor.

“Enkâz”, kelime manası olarak “nukz” kelimesinin çoğulu olup “bina yıkıntıları” anlamına gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye sürecinde sıkça ileri sürülen teze bakacak olursak “1923 ile 2002 arasındaki süreç Türkiye tarihinde bir yıkım dönemidir ve 2002’de iktidara gelen AKP bu yıkıntıları ayağa kaldırmış ve ülkeyi esenliğe kavuşturmuştur.” Külliyen yalan olan bu teze şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum: “Peki 17.yy ile 20.yy arasındaki süreçte yaklaşık 300 yıl boyunca oluşan enkazı kim ayağa kaldırmıştır?” Platformumuz yazarlarından Murat Kavak hocamız Hitler dönemi Almanya’da propaganda bakanlığını üstlenmiş olan Goebels yazdığı yazısında paylaştığı Goebels’e ait olan “Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek.” sözü tam da yerine oturmaktadır. Sanki 1299(Halil İnalcık hoca 1302 tarihi üzerinde durmaktadır.) ile 1923 arasında bir makinenin dişlileri gibi işleyen bir sistem vardı ve gökten zembille inen Mustafa Kemal Paşa Osmanlı Devleti’ni enkaza çevirdi ve onu yıkarak yerine başka bir sistem kurdu. Bu doğru değildir fakat insanları etkileyeceği de kesindir. Özellikle de köktendinci ve siyasal islamcılar arasında bu tür söylemlerin çok çabuk taraftar topladığı da gerçektir. Kısacası Osmanlı Devleti döneminde oluşan enkaz ve bu enkazın hala tam anlamıyla kaldırılamamış olması gerçeği ise gözden kaçırılmaya çalışılmaktadır. Birkaç örnekle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e nasıl bir enkaz oluştuğunu anlatmaya çalışalım…

Özellikle Osmanlı Devleti’nin ekonomisinde ve içişlerinde ayrıcalık olarak yabancı devletlere verdiği kapitülasyonlar 500 yılda Osmanlı Devleti’ni içten içe kemirmiş ve süreç içerisinde devletin siyasi ve ekonomik bağımsızlığını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Kapitülasyonlar sadece ticari ayrıcalıklar olarak nitelenip geçiştirilecek şeyler değildir. Kapitülasyon sahibi ülke vatandaşının ülke içerisinde işlediği suç yüzünden yargılanamadığı, hatta yabancı devlet vatandaşına gelen postanın kontrol bile edilemediği bir sistem söz konusudur. Ve bu sistemin bir devleti ne hale getirebileceğini hayal etmek hiç de zor değil. Bu kapitülasyon belasını Osmanlı Devleti’nin başına Atatürk sarmadı herhalde. O kadar da tarih bilgisinden yoksun değillerdir diye düşünüyorum. Alt tarafı basit bir kronoloji gerekmektedir.

17. asırdan itibaren siyasal gücün eksilmeye başlaması ve askeri başarısızlıkların arka arkaya gelmesiyle devlet fetihçi yayılma politikasını da terk etmeye mecbur kalacaktır. Avrupa teknik anlamda ilerlerken, yeni silahlar ve askeri stratejiler geliştirirken, Osmanlı Devleti’nin mağruriyet içerisinde “müslüman camiasını gavurdan üstün görmek” bakış açısıyla batıya sırtını dönmesi, devleti anlayamayacağı şekilde geri bırakacaktır. Devlet hatasını anladığı zaman iş işten geçmiş olacaktır.

18 ve 19. asırlar sanayi yani seri üretim dönemi. Yani Avrupa’nın fabrikalaşma ile üretim piyasasına hakim olmaya başladığı ve kapitalizmin yükselmeye başladığı dönem. Aynı zamanda emperyalizm dönemi. Üretimin sürekliliği için sömürge elde etme ve üretilen ürünlerin satışı için pazar elde etme 19. yy emperyalizminin önemli bir noktasıdır. Avrupa üretim yapıp ekonomisini geliştirirken, Osmanlı Devleti hâlâ askerî ıslahatlarla ülkenin düzelebileceğine saf bir şekilde inanıyordu. Fakat artık ekonomisi iyi olan devletlerin dünyada sözünün geçeceğini anlamanın zamanı gelmişti. Bunu çok geç anladı. Dolayısıyla bu tren de kaçtı. Kendi sanayi devrimini yapamayan devlet başka ülkelerin sanayisine mecbur oldu. Meşhur 16 Ağustos 1838 tarihli Balta Limanı Ticaret Sözleşmesi’ni İngiltere ile yapan kimdi? Dolayısıyla İngiliz üretimi ürünlerin Osmanlı ülkesi içerisinde serbestçe gezmesine müsaade eden kimdi? Bunun da suçunu Cumhuriyet kadrosuna atmayacağız herhalde.

Napolyon’un Mısır’ı işgal döneminden beri gündemde olan ve 1841’de imzalanmasıyla boğazlar üzerindeki Osmanlı hakimiyetini nihayete erdiren Londra Boğazlar Sözleşmesi’ne ne demeli. Osmanlı Devleti’nin Boğazlar üzerindeki tek başına söz söyleme hakkını kaybettiği konferans. Demek ki neymiş. Boğazlar sorunu Lozan Antlaşması ile meydana çıkmış bir mesele değilmiş. Boğazlar üzerindeki hakimiyet Napolyon’un Mısır’ı işgali sırasında Osmanlı Devleti’ne yardım etmesi için Rusların boğazlardan donanmasını geçirmesine müsaade edilmesiyle ortaya çıkmış, Akdeniz’de Rus tehdidinin İngiltere için nasıl bir tehdit olduğunu o zaman görülmüştür.

1854 yılıdan başlamak üzere onlarca defa yapılan dış borçlanmaların sorumlusu kimdir? Sadece günü kurtarmak için harcanmış milyonlarca liralar ve ülkenin kalkınması için harcanmamış milyonlar… Bu dış borçlardan oluşan ekonomik enkaz 1881’de Duyun-u Umumiye İdaresi(Genel Borçlar İdaresi) ile kurumsallaşmıştır.  Bu Duyun-u Umumiye belasını kaldıran, kapitülasyonları tarihe gömen ve Osmanlı Devleti’nden kalan borçları ödemek zorunda kalarak Osmanlı Devleti’nin ekonomik enkazını kaldıran kimdi? Bu ülkeyi kurtarmak ve yükseltmek için gece uyumayıp, gündüz oturmayanlardı. Sevr’in yarattığı enkazı kaldırandı.

Diğer taraftan yüzyıllarca ihmal edilmiş bilimsel bilgiyle Türk toplumunu uzun bir aradan sonra buluşturup, Osmanlı Devleti’nin eğitim alanındaki enkazını kaldıranlar kimlerdi? Kadavra üzerinde çalışmanın dinen caiz olup olmadığı gibi basit bir tartışmadan sıyrılıp, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ilk fizik tedavi kliniğini kuran şahıs ve geliştiren ve bugünlere getiren kadro kimler sayesinde yetişti? (Bu konu ile ilgili olarak bkz. http://www.acepplatform.com/genc-cumhuriyetin-tibbiyelisi-osman-cevdet-cubukcunun-hayati-ve-turkiyede-ilk-fizik-tedavinin-ve-rehabilitasyonun-kurulusu/)

1911 – 1921 yılları arasında galibiyet yüzü görmeyip, bütün savaşları kaybedip, işgal altına girmiş ülkeyi kurtarmak için hayatını tehlikeye atan cesur yiğitler enkaz haline gelmiş bu ülkenin aydınlığını oluşturmuşlardır. Ne yeşil sarıklı leventler ne de havada uçuşan evliyalar…

Peki Cumhuriyetin kuruluşuna kadar okuma-yazma oranının çift haneleri bile görmediği cehalet enkazına ne demeliyiz? Bu enkazı kaldırarak kısa sürede okuma-yazma oranını yükselten adını ağzınıza alırken dilinizi yakan şahıs ve kadrosudur.

Lozan Antlaşması’nı hezimet olarak görenlerin Sevr antlaşmasını hayata geçirmek için var güçleriyle çalışmaları ne kadar da ironik…

Sevr Antlaşması gibi belgeyi imza edenler günahsızken, Lozan Antlaşmasını imzalayanlar büyük bir başarısızlığa imza atmışlardır. Tabi yerseniz…

Hangi birini yazayım koskoca altıyüz küsür yıllık bir tarih. Onlarca ders alınacak nokta mevcut. Ama bizim ülkede tarih ders alınmak için öğrenilmez, yalan üretmek için kullanılır.

15 yılda ülkeyi sıradan bir Ortadoğu ülkesine çeviren, ölümleri sıradan hale getiren ve istikrarın göstergesi yapan, vatan toprağının Yunanistan tarafından işgaline ses çıkarmayan, üniter yapıya savaş açarak federal bir Türkiye tasarlayan, ülkenin doğusunu teröre teslim eden ve bu teslimatı rahatça yapabilmek için silahlı kuvvetlerini çökerten bir güruhun enkaz kelimesini ağzına bile almaya hakkı yoktur…

ASIL ENKAZ SİZİN BIRAKTIKLARINIZDIR…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ